Makale

XIV. Yüzyılda bir gönül eri EŞREFOĞLU RUMİ

XIV. Yüzyılda bir gönül eri EŞREFOĞLU RUMİ

Mustafa Özçelik

Şiir, öncelikle lirizme dayalı bir edebiyat türüdür. Şair, şiirinde şiirin bu özelliğine bağlı olarak şahsi duyuş ve düşüncelerini dile getirir. Amacı, bir yandan kendini ifade ederken bir yandan da estetik düzeyi yüksek ürünler ortaya koymaktır. Fakat bunu yaparken şiirini besleyen dünya görüşünün kendine yüklediği toplumsal kaygılardan kendini soyutlamaz. Ya şiirinin içine hikmet unsuruna dayalı didaktik bir söyleyiş katar ya da manzum veya mensur başka eserlerle okurlarının manevi ihtiyaçlarını karşılamaya yönelir.

Türklerin İslam dinine girdikleri Karahanlı çağından beri, hemen her şairimizin bu hususa riayet ettikleri görülür. Kutadgubilig adlı eseriyle İslami dönem Türk edebiyatının ilk şairi sayılan Yusuf Has Hacib’den beri böyle bir gelenek vardır şiirimizde... Divan edebiyatımız bu şekilde kendini kurarken Tekke edebiyatımızda da durum aynı anlayış çerçevesinde kendini gösterir. Hatta denilebilir ki, Tekke edebiyatı didaktizmi daha bir önceler ve önemser. Çünkü bir sufi şairin derdi asla şairlik değil şiir yoluyla halkı irşat etmektir. Türkistan sahasında Ahmet Yesevi’yi, Anadolu sahasında ise Yunus Emre’yi bu geleneğin kurucuları olarak görebiliriz.

XIV. asrın büyük sufi şairi Eşrefoğlu Rumi’yi de hikmet geleneğinin devamcısı bir şair olarak görmekteyiz. Mısır’dan İznik’e göç etmiş bir ailenin çocuğu olan Eşrefoğlu, muhtemelen 1353’te İznik’te doğdu. İznik ve Bursa medreselerinde eğitim gördü. Tasavvuf yoluna girmek isteyince, Bursa’da bulunan Emir Sultan’ın huzuruna gitti. Emir Sultan, onun tasavvuf aşkıyla yandığını görünce, onu Ankara’ya gönderdi. Hacı Bayram-ı Veli’nin ve kısa süre de Abdülkadir Geylani hazretlerinin beşinci kuşaktan torunu Seyyid Hüseyin Hamavî’nin yanında tasavvuf eğitimini tamamladı. Hacı Bayram-ı Veli’ye on bir yıl hizmet etti. Hacı Bayram-ı Veli, kızı Hayrünnisa’yı Eşrefoğlu Rumi’ye nikâhlayıp damat olarak evlat edindi. Rumi, 1484’te (H. 889) İznik’te vefat etti. Türbesi İznik’tedir.

Hayatını kısaca bu şekilde özetleyebileceğimiz Eşrefoğlu’nun üç önemli eseri vardır. Bunlardan ilki şiirlerini topladığı Divan’ı, diğerleri de Tarikatname ve Müzekki’n-Nüfus adlı tasavvufi eserleridir. Eşrefoğlu’nun her üç eseri de çok ünlüdür. Divanındaki şiirleriyle Yunus Emre yolunda bir şiir ortaya koyan şair, Divan’ında lirik söyleyişlerin yanında didaktik şiirlere de yer verdi. Şiirleri tıpkı Yunus Emre’ninki, gibi bestelenerek okundu. Anadolu insanın ruhsal eğitiminde çok tesirli oldu. Tarikatnamesi de kurucusu olduğu Eşrefiyye tarikatın esaslarını, adap ve erkânını anlatan bir eser olarak önem taşır.

Eşrefoğlu, diğer yandan tıpkı yolunu takip ettiği Yunus Emre’nin Risaletü’n-Nushiyye’si gibi tamamen didaktik bir eser olan Müzekki’n-Nüfus isimli eserini yazdı.”Nefislerin temizleyicisi” anlamına gelen bu eser, şairin ahlakçı tavrını ortaya koyar. Anadolu halkı, şiirlerini çok sevdiği Eşrefoğlu’nun bu eserini de aynı içtenlikle benimsemiş, asırlarca elinden düşürmemiş, okumuş okutturmuş, manevi ve ahlaki eğitiminde bir başucu kitabı yapmıştır. Müzekki’n-Nüfus, bütün Anadolu coğrafyasında tıpkı Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i, Yazıcızade Mehmet Efendi’nin Muhammediyesi, gibi tesirli olmuş bir eserdir.

Müzekki’n-Nüfus, ilk bakışta bir mutasavvıf şairin tasavvufi görüşlerini anlatan bir eser olarak görülebilir. Bu tespit elbette doğrudur ama esere sadece bu gözle bakmak onun misyonunu daraltmak olur. Bu tür eserlerin ne anlama geldiğini kavramak için Anadolu’yu yurt edinmek isteyen Müslüman Türklerin bu coğrafyadaki ideallerine de bakmak lazımdır. Bilindiği üzere Anadolu’da XI. yüzyıldan itibaren yeni bir toplumsal yapı kurulmaya başlandı. Askerî ve siyasi hareketlerle bu yurdun siyasi çehresi ve yapısı teşekkül ettirilirken bir yandan da aynı teşekkül faaliyeti manevi çehresi ve yapısı için de söz konusu oldu. İşte bu noktada bu misyonu eli kılıçlı gazilerin yanında gönül mimarı olarak isimlendireceğimiz şahsiyetler üstlendi. Her biri, bir ocak kurup halka bu ocakta ruh, gönül eğitimi verirken, bu eğitimin daha kalıcı olmasını sağlamak ve bizzat ulaşılamayan yerlere ulaşabilmek için bu tür eserler verdiler. Eşrefoğlu’nu ve onun eserini bu özellikler çerçevesinde düşünmek gerekir.

Müzekki’n-Nüfus, temel amaç olarak halka din ve ahlak eğitimi vermeyi amaçlayan bir eserdir. Anadolu’da benzer tarzda yazılan Türkçe eserlerin ilkinden olan ve İstanbul’un fethinden beş yıl önce 1448 de yazılan eser, dinî, ahlaki ve tasavvufi bir kaygıyla yazılmıştır. Kendisi bu durumu “Gördüm ki bizim müritlerimizin ve karındaşlarımızın halleri bir türlü dahi oldu ve dünya muhabbeti üzerlerine galip oldu ve nefs-i emmarenin çirkin huylarını huylanmaya başladılar.” şeklinde açıklar. Dolayısıyla eser, bu hallerden nasıl kurtulunabileceğinin bilgilerini vermektedir.

Eser, iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde dünya sevgisi üzerinde durulduğunu görüyoruz. Şair, ahireti unutacak kadar dünyaya bağlanmanın kişiyi nasıl bir felakete götüreceği üzerinde durur. İkinci bölümde de; gurur, kibir, kendini beğenme, cimrilik gibi yine kişiyi felakete sürükleyen hususlar üzerinde durulduktan sonra kişinin bu hallerden nasıl kurtulacağı, nefsini nasıl temizleyip terbiye edilebileceği gibi tasavvufi ahlakın temel konuları ele alınır. Bu kavramlar arasında zikir (Allah’ı anma) namaz, oruç, sabırlı olma, cömertlik, az yemek az uyumak az konuşmak, tövbe etmek, iyilik ve ihsanda bulunmak, edepli olmak... üzerinde daha çok durulur.

Eserde asıl referans kaynakları ayet-i kerimeler ve hadis-i şeriflerdir. Fakat bu iki kaynaktaki derin anlamları halkın algısına sunabilmek için Doğu edebiyatlarının “kıssa” geleneğinden yararlanılmış, tıpkı Mevlana’nın Mesnevi’sinde olduğu gibi hikâyelere, mesellere, evliya menkıbelerine ve nazım parçalarına da yer verilmiştir. Yine eserde Hasan-ı Basri, Mevlana, Yunus Emre, Feridüddin Attar, Gazali, İbrahim Edhem gibi önemli şahsiyetlere de atıflarda bulunarak onlardan söz ve kıssalar da nakletmektedir.

Müzekki’n-Nüfus, muhtevası kadar diliyle de dikkati çeken bir eserdir. Eserde son derece temiz, güzel ve yalın bir Türkçe kullanılmıştır. Bu, şairin bilinçli olarak yaptığı bir tercihtir. Kendisi bu durumu “Bu kitap âsân Türk dilince söylendi kim mübtediye yol âsân ola” sözleriyle açıklar. İşte bu özelliği de eserin geniş halk kitlelerince benimsemesinin en önemli bir sebebidir. Zira, halk bu eserde kendi dilini, kendi üslubunu görmüş, kullanılan dil bu yüzden eserle okuru arasında bir engele dönüşmemiştir. Eserin üslup olarak da çok belirgin özellikleri vardır. Tahkiyenin dışında konu anlatılırken doğrudan muhataba hitap etme yani hitabet yöntemini kullanma, soru cevap yöntemine ve tekrarlara başvurma belirgin özellikler olarak dikkati çeker.

Müzekki’n- Nüfus, yazıldığı günden bu yana önemini sürekli olarak koruyan bir eser olmuştur. Asaf Halet Çelebi’nin ifadesiyle “..tasavvufi ahlakın halk muhitine inmesi hususunda en büyük vazifeyi bu eseriyle Eşrefoğlu görmüştür.” Eser, bu yönüyle kendisinden sonraki benzer eserlere de kaynaklık etmiştir.