Makale

Merhamet eğitiminde model almanın önemi

Merhamet eğitiminde model almanın önemi

Prof. Dr. Hüseyin Peker


Eğitim ve öğretimde model alarak öğrenmenin önemi büyüktür. Model alma, bireyin bir kişiyi örnek alması ve onda gördüğü, izlediği davranışları kendi davranışlarına yansıtması, kendisinin de yapmasıdır. Bu bir hareket olabilir, konuşma tarzı olabilir, inanç ve duygulanım durumu olabilir. Burada model alınan kişinin taklit edilmesi söz konusu olduğundan, taklit yoluyla öğrenme süreci işlemektedir. Bu süreç en etkili öğrenme biçimlerinden biridir ve çoğunlukla bilinçsizce yerleşir.

Model alma çok küçük yaşta, bir yaş civarında gelişmeye başlar. Çocuk bir yaşından itibaren çevresindeki kişilerin tutum ve davranışlarını gözetler ve onları kopya ederek kendisi de uygulamaya çalışır. Böylece çocuk iyi ya da kötü birçok davranışı başkalarını gözleyerek öğrenir. Ünlü psikolog Albert Bandura’nın geliştirdiği “sosyal öğrenme kuramı” çocuğun (gözlemcinin) modelden bilişsel beceriler, tutumlar, değerler, inançlar, eşyaların kullanımını ve duyguları açıklama biçimini öğrendiğini ortaya koymaktadır. Hz. Peygamber’in, “Her çocuk fıtrat üzere (Allah’a inanmaya ve İslam’ı kabule eğilimli) doğar. Sonra anne ve babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusileştirir.” hadisi (Müslim, Kader, 46/42.) sosyal öğrenme sürecinde aile bireylerinin, özellikle anne ve babanın ne kadar etkili bir model olabileceğini vurgulaması açısından çok çarpıcıdır.

Burada önemli olan çocuğun kimleri model aldığıdır. Çocuğun bir kimseyi model alması için onda bazı özelliklerin bulunması gerekir. Araştırmalar modelde daha çok şu özelliklerin olması gerektiğini ortaya koymaktadır: Yüksek statü, güç ve saygınlık, sevilme ve takdir edilme, ihtiyaçları karşılama ve algılanan rol benzerliği.

Çocuk öncelikle 1-6 yaşları arasında çevresinde en çok gördüğü, en saygın yere sahip olarak algıladığı, ihtiyaçlarını karşılayan kişiler olan anne ve babasını model alır ve onlar gibi davranmaya çalışır. Normal gelişim sürecinde algılanan rol benzerliği olarak erkek çocuk babayı kız çocuğu da anneyi model alır. 3-4 yaşlarında erkek çocuk babası gibi yürümeye, oturup kalkmaya, konuşmaya çalışır; kız çocuğu da anne gibi hareket eder, temizlik yapar, ev eşyalarını siler, her ikisi de anne babalarının kendileriyle kurduğu iletişim şeklini oyuncaklarıyla kurarlar. Konuşma tarzları, duyguların dışa vurum şekli, tepkiler ve tutumlar çocuklar tarafından taklit edilir. Bu nedenle anne babalar çocuklarında görmek istedikleri özelliklere önce kendileri sahip olmalıdırlar.

Eğer anne baba öfke ve nefretle hareket ediyorsa, çocuğa karşı olmasa da bunlar çocukta özellikle 1-6 yaşları arasında taklitle öğrenme yöntemiyle yerleşmeye başlar. Böyle ailelerde çocukların da oyuncaklarına ve arkadaşlarına karşı benzer şekilde hareket ettikleri görülmektedir. Bu çocukların merhamet duyguları yeterince gelişmemekte, bunlar empati kuramamakta ve büyüdüklerinde de acımasız olabilmektedirler.

Buna karşılık anne baba çocuğuna şefkatle yaklaşıyor, başkalarını düşünerek, başkalarının acısını yüreğinde hissederek o acıyı dindirme arzusunu belirtiyor, çocuğun yanında merhamet duygusuyla hareket ediyorsa, onu model alan çocuğun da merhamet duygusu yoğunluk kazanır.

Anne babanın bütün davranışları, çocuğuyla, diğer çocuklarla ve yetişkinlerle ilişkileri çocuk tarafından gözlenir ve örnek alınır. Çocuktaki merhamet duygusunun gelişimi açısından anne babanın özellikle çocuğa karşı göstereceği şefkat ve merhamete dayalı ölçülü ve dengeli tutum çok önemlidir. Eğer çocuk daha bebeklik döneminden itibaren, hatta anne hamile kaldığı andan itibaren sevgi ve şefkatle büyütülürse, o da sevgiyle hareket eden biri olur, başkalarını sever, onlara şefkat ve merhametle yaklaşır.

Buna karşılık çocuğa yeterli sevgi göstermeyen, ondan nefret duyduğunu açıkça belirten, çocuğu acımasızca döven, azarlayan anne babalar, çocuklarının da böyle olmalarına zemin hazırlamış olurlar. Çünkü sevgi yoksunluğu ile büyüyen, söyledikleri dinlenmeyen ve kendilerine değer verilmeyen çocuklarda aşağılık ve güçsüzlük duygusuyla beraber kin duygusu da gelişir. Bu çocuklardan bazıları kendilerini kabul ettirecek, egemen olabilecekleri zayıf ve güçsüz varlıklar üzerinde mutlak bir denetim kurarak, onlara eziyet ederek bu güçsüzlük ve etkisizliklerini telafi etme yoluna başvururlar. Böylece merhamet duyguları gittikçe zayıflar.

Ayrıca aşırı ceza ve eziyet gören çocuklar, anne babanın bu tutumunu zamanla benimseyerek, kendilerinden daha zayıf ve güçsüz olanlar üzerinde deneyebilirler. Acımasız ve merhametsiz olabilirler.

Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta da, çocuğa gösterilecek sevginin, anne babayı çocuğun her yaptığını hoş karşılayacak bir tutuma götürmemesidir. Çocuğun şımarmasına neden olan aşırı hoşgörülü tutumlar da çocukta, başkasına hiç hak vermeme, onu ezme, ona eziyet etme ve bu hareketleri sonunda vicdan azabı duymama şeklinde bir davranış biçimi geliştirebilmektedir.

Çocuğun çevresi geliştikçe, değiştikçe anne babadan farklı bireyleri de model almaya başladığı görülmektedir. İzlediği çizgi filmlerdeki kahramanlar, okulundaki öğretmen ve arkadaşlar taklit modeli olabilmektedir.

Okul çağı ile birlikte anne baba bir dereceye kadar ikinci plana düşerek, daha çok öğretmen ön plana geçer. Öğretmenin kişiliği, öğrencilere karşı tutum ve davranışları, özellikle ahlaki yönden öğrenci için model oluşturur. Hele ilkokul çağlarında öğretmen, çocuğun gözünde örnek alınacak üstün bir şahsiyettir. Bu nedenle öğretmen dengeli ve tutarlı davranışlarıyla, adaletiyle, güler yüzüyle, sevgi, şefkat, merhamet ve hoşgörüsüyle öğrenciler üzerinde olumlu etkiler bırakabileceği gibi, bazı öğrencilere fazla ilgi göstererek, hırçın, sabırsız ve acımasız davranarak, sınıftaki disiplini sağlamak için zora başvurarak öğrenciler üzerinde olumsuz etkiler de bırakabilir, olumsuz bir model de olabilir.

Sınıfta sevgi ve saygı temeline dayalı bir ortam oluşturan, öğrencilerin düşüncelerine değer veren, kötü ve aşağılayıcı sözler kullanmayan, kendisi haksızlık yapmayan ve haksızlıkları, acımasızlıkları tenkit eden bir öğretmen öğrencilerin merhamet duygularını geliştirir ve onlarda hassas bir vicdan oluşturur.

Çocuklar izledikleri filmlerdeki kahramanları da model alabilmektedirler. Günümüzde artık iki yaşlarından itibaren çocuklar televizyon kanallarındaki çizgi filmleri izlemeye başlamaktadırlar. Onlar televizyonda izledikleri film kahramanlarının yaşantılarını ve özelliklerini benimseyerek bunları kendi oyunlarına ve yaşantılarına olduğu gibi yansıtırlar. Ancak televizyonlarımızdaki çocuk çizgi filmlerinin daha çok şiddet içerikli olması, film kahramanını model alan çocuğun saldırganca davranışlar geliştirmesine neden olmakta, merhamet duygularını ise zayıflatmaktadır.

Aynı şekilde okuma yazma öğrendikten sonra çocuk, okuduğu kitaplardaki benimsediği kahramanlara kendisini benzetmeye ve onların özelliklerine sahip olmaya çalışır. Onlardan o derecede etkilenir ki bazen roman veya hikâyedeki kahramanın üzüntüsüne ağlayarak iştirak eder. Kendini okuduğu kitabın kahramanının yerine koyar. O kahraman yardımsever, şefkatli, merhametli bir kişiyse çocuk da öyle olmayı tasarlar. Bencil, acımasız, merhametsiz bir kişiyse, o kahramanın yaptığı hareketlerden etkilenerek kendi de aynı hareketleri yapma arzusu duyar.

Ergenlik öncesinde, arkadaşlar ve mensup olunan grup üyeleri model alınabilir. Ergenlikten sonra ise tanınmış sporcu, sinema yıldızı ve ünlü büyükler (din, devlet, sanat ve bilim adamları) gençlere model olur.

Çocuk okula başladıktan sonra yeni arkadaşlar edinir ve ergenlik döneminde zamanının büyük bölümünü arkadaşlarıyla geçirmek ister. Çocuk arkadaşlarına daha çok önem verir ve böylece anne babanın çocuk üzerindeki etkisi zamanla azalırken arkadaş grubunun etkisi artar. Arkadaşlarının istekleri, tutum ve davranışları önem kazanır. Arkadaşlarının tasvibini almak, arkadaş grubunun beğenisini, saygısını kazanmak için onların gösterdikleri davranışları en üst düzeyde yapmaya çaba harcar. Aile değerlerinin yerini arkadaşların değerleri alır. Dolayısıyla arkadaşları güzel ahlaklı, şefkat ve merhametli ise çocuk da onlar gibi olur. Acımasız ve merhametsiz ise çocuk da onların değerlerini yavaş yavaş benimseyerek alışkanlık hâline getirir. “Üzüm üzüme baka baka kararır.” atasözü bunu çok güzel açıklamaktadır.

Ancak çocuğun kuracağı arkadaşlıklar ve alacağı modeller büyük çoğunlukla daha önce aldığı eğitime ve kişilik yapısına bağlıdır. Çocuk daha ziyade kendi ilgisine, eğilimine, amacına ve yapısına uyan arkadaşlar bulur ve onları model alır. O zamana kadar oluşan kişiliği, başından geçen olaylar ve içinde bulunduğu şartlar çocuğun model seçiminde önemli rol oynar. Mesela bazı çocukların çete liderlerini model alarak bir çete grubu oluşturmalarının en büyük nedeni, iyi bir aile eğitimi almış olmamaları ya da içinde yetiştikleri aile ortamının problemli oluşudur. Yapılan araştırmalar, bu çocukların ailelerinde şiddetli geçimsizlik, kavga ve baskının hâkim olduğunu ya da parçalanmış ailelere mensup olduklarını göstermektedir. Çocuk çete içinde bir kimlik kazanmakta, saygınlığına kavuşmaktadır.

Sonuç olarak; çocuğun merhamet duygularının gelişmesi, iç dünyasının olgunlaşması için, başta anne baba olmak üzere çevresindeki kişilerde, izlediği programlarda, öğretmenlerinde ve arkadaşlarında bu özelliği, bu yapıyı görebilmelidir.