Makale

Kudüs Şairi Nuri Pakdil: “Mekke, Medine, Kudüs ve İstanbul sevilmeden hayatın yani varoluşumuzun hikmeti kavranılamaz.”

Kudüs Şairi Nuri Pakdil:

“Mekke, Medine, Kudüs ve İstanbul sevilmeden hayatın yani varoluşumuzun hikmeti kavranılamaz.”

Söyleşi: Dr. Lamia Levent

Kudüs şairi olarak tanıyoruz sizi. Yakın zamanda Kudüs şairi ile Kudüs ilk kez buluştu. Bu buluşmada neler hissettiğinizi bizimle paylaşır mısınız?
Geçtiğimiz ay Kudüs’teydim. İlk izlenimim olağanüstü heyecan vericiydi. Cuma namazını el-Aksa Camii’nde kıldık. Filistin’in el-Halil, Nablus şehirlerini ziyaret ettik. Nablus kentinde “Nuri Pakdil Türk Kız Okulu”nun açılış törenine katıldık. Ramallah şehrinde Filistin direnişinin, Filistin davasının ünlü ismi Yaser Arafat’ın mezarını ziyaret ettik. Çok mütevazı bir mezardı. Fatiha’mızı okuduk. İşin trajik yanı, bütün caddeler İsrail askerleri ile doluydu. Birlikte gittiğimiz arkadaşlara epeyce zorluk çıkardılar. Filistin’de, tıpkı İkinci Dünya Savaşında olduğu gibi, Berlin Duvarına benzeyen tel örgülerle çevrili bir durum var. İsrailliler, Filistinlilerin el-Aksa Camii’ne gelip cuma namazı kılmalarını engelliyorlar.
Ortadoğu ülkelerindeki inanç birliğini parçalatmak için Batılılarca kurdurulan İsrail Devleti, şimdi işgal ettiği Filistin topraklarında, Batı emperyalizminin, zulmün somut simgesi olarak duruyor. Yahudi, kendi adına doğrudan, Avrupa/Amerika emperyalizmi adına vekâleten cürüm işliyor.
Kudüs sizin deyiminizle İstanbul kadar yakın ve İstanbul kadar bizden bir yer. Bize bu kadar yakın olan Kudüs’ü biz ne kadar tanıyoruz, ne kadar seviyoruz?
Bilinci, vicdanı, sorumluluk duygusunu temellendiren, bunları birbirleriyle eklemleyen, politik duruşumuzu simgeleyen şehirlerdir Kudüs ve İstanbul. İnsanın, yaratılışını en iyi, en sağlam gerekçelendirdiği yer: Mekke’den, Medine’den, Kudüs’ten sonra İstanbul’dur.
Biz Müslümanlar İstanbul’u çok seviyoruz ve sevmeye kesintisiz devam edeceğiz. Çünkü ezelî ve ebedî ulu önderimiz, yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed’in muhakkak feth olunacağını müjdelediği dünyadaki tek şehir İstanbul’dur.
Biz Müslümanlar Kudüs’ü çok seviyoruz ve sevmeye kesintisiz devam edeceğiz. Çünkü ezelî ve ebedî ulu önderimiz, yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed’in miraca yükselirken en son ayak bastığı yer Kudüs’tür.
Öte yandan benim Kudüs sevgim çocukluğumda sevgili annem Vecihe Hanım’ın bana yoğun bir şekilde Kudüs sevgisi aşılamasıdır. Elbette, babam Emin Efendi Hoca da bana mütemadiyen Kudüs sevgisi aşılamıştır.
Kudüs sevilmeden insanlığa girilemez. Bizim eylemimizin evrenselliği oradan başlamaktadır. Orası, Peygamberimizin mucize coğrafyasıdır. Kudüs’ü bunun için çok düşünmeli, çok sevmeliyiz.
Kudüs bizim namusumuzdur, dediniz bir söyleşide. Sizce Müslümanlar ne kadar sahip çıktı bu emanete?
Filistin davasına inanmış ve bu davanın başarıya ulaşması için karınca kararınca çaba sarf etmiş bir yazarım. Vicdan aklığını koruyabilen her insanın, sadece Filistin’de değil bütün İslam coğrafyasında Batılı emperyalistler ve yerli işbirlikçileri tarafından ortaklaşa işlenen cürümlere karşı, hiçbir şey yapamıyorsa, en azından bir tavır alması, bunları içinden yargılayarak mahkûm etmesi, çağdaş insan olmanın gereğidir.
Yurtlarından çıkarılan Müslüman Arapların durumu, çağın utanç tablosudur. İnsan olarak, İsrail’in başta Kudüs olmak üzere, işgal ettiği topraklarda Müslümanlara yaptığı işkenceleri, zulmü nasıl duymazlıktan, görmemezlikten gelebiliriz?
Şimdi tutsak el-Aksa, bütün Müslümanların inançlarını yıkmayı amaçlayan bir inanç cinayetinin suçsuz kurbanı olarak, Müslümanların kalplerinde, sayfaları yırtılmış kitap gibi duruyor.
Tutsak Kudüs’e borcumuz, Ku-düs’ü savunmaktır, özgürlüğüne kavuşturmaktır. Kudüs’ü savunmak, gerçek bağımsızlığı savunmaktır.
Kitaplarınızla, fikirlerinizle, şi- irlerinizle yetişen kaç kuşak var. Bugünün gençleri de sizi okuyor, takip ediyor. Bugünün gençlerine Kudüs için neler söylersiniz, nasıl bir mesaj verirsiniz?
1923 yabancılaştırma girişimlerinin amaçlarından biri de, bizi, aynı uygarlık çemberindeki halklardan koparmaktı. Cumhuriyet döneminde, halkın inançları dışında, halka karşı bir edebiyat oluştu. Cumhuriyet dönemi edebiyatı, Asya’dan, Afrika’dan, Orta Doğu’dan kopuktu; daha da kötüsü, Orta Doğu’yu inkâr belgeleriyle doluydu. Irkçı ve Batıcı Cumhuriyet hükümetleri, mazlum halkların değil, Filistin’in değil, fakat Batı’nın ve Batılı emperyalistlerin kurdurduğu İsrail devletinin çıkarlarını savundu.
Yeni kuşaklar, böyle yoğun bir yabancılaşmanın, kendi kültüründen kopmayı öneren resmî bir öğretinin buyruk kesildiği bir ortamda yetişti. Bu ortamda “Filistin, Kudüs” diyenlerin sayıca ve etkice az olması şaşırtıcı değildir.
Ancak, çok şükür, zorbalar halkımızın yüreğinden Kudüs ve Filistin sevgisini söküp atamamıştır. Şimdi bu sevgi, her gün biraz daha yoğunlaşarak kendi mecrasına doğru ilerlemektedir.