Makale

İznikli Bir Sûfî EŞREFOGLU RUMİ

İznikli Bir Sûfî
EŞREFOGLU RUMİ

Prof. Dr. Mustafa Kara
Uludağ Üniv. Ilâhiyat Fakültesi

İnsanların gönül dünyalarına ışık tutarak onların kâmil bir insan, iyi bir mü’min olmalarının önünü açan tasavvuf kültürü, asırlardan beri toplumumuzun hizmetindedir.
Farklı asırlar ve değişik coğrafyalarda yaşayan yüzlerce sûfî bir taraftan sohbetleriyle bu kültürü nesillere aktarırken, bir taraftan da kaleme aldıkları eserlerle bu anlayış ve yaşayışı daha sonraki yüzyıllara aktarmışlardır.
Çok eski bir kültür merkezi olan İznik’te doğan Eşrefoğlu Abdullah Rumî de bu yolun yolcularından biridir. Bursa’da eğitim ve öğretimini tamamladıktan sonra tasavvuf? hayatın inceliklerini merak eden Eşrefoğlu, o günlerin en meşhur şahsiyetlerinden biri olan Buharalı Emir Sultan’a başvurdu. Emir Sultan ona uzaklardaki bir dostunu tavsiye etti: Hacı Bayram-ı Veli. Somuncu Baba’nın yanında yetişen Hacı Bayram-ı Veli’nin dergâhı Ankara’da idi. iznikli Abdullah tavsiyeye uydu. Hacı Bayram İznikli dervişe tasavvuf dünyasının kapılarını açtı. Tasavvufî terbiyesini tamamladıktan ve mürşidinin kızıyla evlendikten sonra memleketine döndü. Öğrendiklerini öğretmeye, yaşadıklarını yaşatmaya başladı.
Çözün aç imdi uyan
Tevbeye gel tevbeye
Gaflet uykusuna kan
Tevbeye gel tevbeye

Bu dervişlik yoluna
Sıdk ile gelen gelsin
Hak’dan özge ne ki var
Gönlünden silen gelsin
Bir müddet İznik’te hizmet veren Rumî, tekrar mürşidine başvurmak ihtiyacını hissetti. İçinde bir eksiklik, tarifi zor bir boşluk hissediyordu. Hacı Bayram meseleyi anlamıştı. Onu bir başka meslektaşına göndermesi gerekiyordu. Farklı bir yer, farklı bir dergâh, farklı bir mürşid gerekiyordu. Gösterilen yer Hama, gösterilen dergâh Kadirî dergâhı, gösterilen mürşid Hüseyin Hemevî idi.
Abdullah Rumî, Ankara’dan güneye Hama’ya gitti. Abdülkadir Geylânî’nin torunlarından olan Hemevî’nin yanında yeniden tasavvufî terbiyeye başladı.
Her kim der ise daim
Lâilâhe illellah
Gönlünde dura kaim
Lâilâhe illellah
Var Eşrefoğlu Rumî
Terketme bu kelâmı
Değil aleddevami
Lâilâhe illellah
Osmanlı topraklarına Kâdirî neşvesini taşıyan Rumî, bir taraftan diliyle diğer taraftan kalemiyle bu dünyanın kapılarını isteyen herkese açıyordu. Yazdığı eserler beş yüz seneden beri bizim toplumumuzun "yastıkaltı" kitabı olmuş, hiçbir olay bu sevdayı yok edememişti. Eserlerinden biri manzum, ikisi mensurdur.
1. Divan: Tasavvufî, ahlâkî şiirleri ihtiva eden eserde yer alan manzumelerin mühim bir kısmı bestelenerek okunmuştur, okunmaktadır:
Ey Allah ’ım beni senden ayırma Beni senin didârından ayırma Seni sevmek benim dinim imanım İlâhî din ü imandan ayırma (,)
2. Müzekki’n-Nüfûs: Nesir halinde tasavvufî ahlâkı anlatan bu eser nefis terbiyesinin yollarını ayet, hadis ve menkıbelerle anlatmaktadır.(2> Ona göre nefs-i mutmaın- ne’ye ulaşabilmek için şu yedi "hastalık"ın tedavi edilmesi gerekir: Hırs, haset, şehvet, gadab, buhul (cimrilik), hikd (kin), kibir. Tasavvufî terbiye yolu ile bu problemleri aşanlar şu güzellikleri elde ederler: Hayâ, sahavet (cömertlik), şecaat, tevazu, hilm, mürüvvet, kanaat, sabır- şükür.
3. Tarikatnâme: Daha çok dervişlere yol göstermek için kaleme alınan bu eser de XV. Yüzyılın güzel Türkçesiyle kaleme alınmıştır.
1469 yılında İznik’te vefat eden Eşrefoğlu Rumî’nin yerine kendisi gibi şair olan Abdürrahim-i Tirsî geçmiştir.
Eşrefî kültürü asırlar boyunca Osmanlı toplumuna1 gönül medeniyetinin meyvelerini sunmuş "kalb-i selirrTi elde edebilmenin yollarını göstermiş, beste ile güftenin muhteşem sentezini sunmuştur.<4) Onun davetiyesiyle sözü bağlayalım:
Gel bu aşkın şerbetinden bir kadeh nûş ey leg il
Gel bu aşk ile başını tâ ebed hoş ey leg il
Gel bu aşk deryasının dermek dilersen dürterin
Gel bu Eşrefoğlu Rumî sözlerin güş eylegil.

1. Son olarak Mustafa Güneş tarafından neşredilmiştir. Ankara-2000.
2. Abdullah Uçman tarafından neşredilmiştir, lstanbul-1996.
3. Neşr: Esra Keskinkılıç, lstanbul-2002.
4. Ayrıca bk. Mustafa Kara, Eşrefoğlu Rumî, Ankara-1995; DİA, Eşrefiy- ye/Eşrefoğlu Rumî, c: XI.