Makale

BAŞKALARININ PABUCUNU GİYMEK

BAŞKALARININ PABUCUNU GİYMEK
Remziye Yılmaz
Ank. Üniv. İlahiyat Fakültesi

"Kusursuz olsaydık, başkalarının kusurlarını
bulup çıkarmaya bu kadar meraklı olmazdık."

Kızılderililer şöyle dua edermiş: "Allahım, başkaları hakkında hüküm vermeden önce beni onun pabuçlarının içinde otuz gün dolaştır." Bana göre bu dua, çok üstün bir içgö- rü süzgecinden geçmiş bir yaklaşımın ifadesidir. İnsan, başkalarının davranışları hakkında hüküm verirken, onu oluşturan şeylerin önemli bir kısmından haberdar olmadığı için çoğu zaman yanlışlar yapabilmekte, zanna kapılarak hem karşısındakini hem de kendisini yaratabilmektedir. Oysa zannın bir çoğu günahtır. O halde, olayları Hızır’ın gözüyle görebilecek bir olgunluğa erişme çabası içerisinde olmak gerekir. Ya da daha iyisi, Mevlanâ’nın, "Ne mutlu o kişiye ki, kendi ayıbını görür." diyerek, bizleri götürmek istediği işin başlangıç noktasına gitmek gerekir. Kişi ne kadar çok kendisiyle uğraşırsa, başkalarıyla uğraşmaya ne zamanı ne de enerjisi kalacaktır. Dolayısıyla, daha az hata yapacaktır. Bu arada hem kendisini tanıyacak, kendisiyle ilgili kararlar alacak, hem de İnsanî genellemelere gidebilecek olgunluğa erişebilecektir. O zaman "başkalarının pabuçlarını giymiş" gibi olacak, kendi başına gelenlerle başkalarının başına gelenleri değerlendirme imkânı bulacak, başkalarının kusurunu görerek kendi kusurunu düzeltmeye çalışacak, ve "iğneyi kendisine, çuvaldızı başkasına batırma" seviyesine ulaşacaktır.
Bu ne kadar önemlidir? İnsan bunun önemini bir an kendini parantez içine alıp varlık âlemine şöyle bir yukarıdan baktığında anlayabilir. Siz ne söylerseniz söyleyin, ne düşünürseniz düşünün hatta ne dilerseniz dileyin, sizin dışınızdaki her şey kendince yol alıp gitmektedir. Tabiat belli bir dengenin korunmasına hizmet etmekte -siz her ne kadar, çok yağdı, az yağdı, şeklinde kendinize özgü kavramlarla onu anlamlandırmaya çalışsanız da-, çocuğunuz sizden ayrı geçirdiği saatlerde, kendini oluşturmakta -siz her ne kadar onun sizin kodlamalarınızın dışına çıkmayacağından emin olsanız da-dır. Bu size ne ifade eder bilmem ama, ben şöyle anlıyorum: İnsan için en önemli etki ve değişim alanı bizzat kendi iç alanıdır. Bizler, kendi iç kaynaklarımızla kendi iç dünyamızı besleyecek ve dönüştürecek şekilde şeternice çaba göstermezsek, zaten doğal bir şekilde akıp giden dış dünyaya hiç bir etkimiz ve maalesef katkımız olamaz.
Düşünüyorum da, bana şöyle veya böyle yap, şöyle veya böyle ol, diyenlerden ziyade, şöyle veya böyle yapanlar veya olanlardan etkilenmişimdir. Çünkü şöyle veya böyle yapıldığında veya olunduğunda ne olacağı sonuç olarak gözümün önünde durmaktadır. Bu bence yetişkinler için çok önemli bir veri. Bu veriden hareket edilerek geliştirilebilecek yaklaşımlar, insanın kendisini ve kendisiyle birlikte yaşayanları huzurlu kılar; o zaman insan kendi dışındaki varlıkla ilgili hüküm verme sürecini daha sağlıklı yaşayabilir, diye düşünüyorum.
Esasen başkaları hakkında hüküm vermek, hayatın ana gayelerinden de değildir. Ne olduğumuzun, ne olacağımızın, ne olmamız gerektiğinin bilincine varma serüvenini, hatalarımızı da birer öğretim aracı olarak görüp tamamlamaktır, hayatın ana gayelerinden biri. Şah damarımızdan daha yakın olan bir varlığı her an duyumsayarak hareket etmektir. Niyetlerimizin düzgün, bakışımızın güzel olmasıdır. Başkalarını da, kendimizi de bütünün parçalan olarak görmek ve o bütüne hizmet etmektir.