Makale

EDİTÖRDEN

EDİTÖRDEN
Dr. Yüksel SALMAN

Bir yılın daha sonuna yaklaşırken, sizden gelen katkılarla 2009 yılında da birbirinden değerli sayılarla huzurunuza çıkmış olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Dergimizin hazırlanmasında ve okuyucuyla buluşmasında emeği ve alın teri bulunan çalışma arkadaşlarıma, yazılarıyla, tavsiyeleriyle bize destek veren, fikirleriyle yol haritamızda bize ışık tutan araştırmacı, akademisyen, yazar ve okuyucularımıza teşekkür ediyorum. 2010 yılında da ilginizi çekeceğini düşündüğümüz farklı gündem konuları, kendisini sürekli yenileme ve yeni şeyler söyleme gayretinde olan bir dergi ile buluşmanız için çalışmalarımıza başladık. Amacımız her yıl daha iyiye ve daha çok okuyucuya ulaşmak. Bu noktada başta Diyanet İşleri Başkanlığı personelimiz olmak üzere, diğer okuyucularımızdan da desteklerini sürdürmesini bekliyoruz.

Bu ayki gündemimiz, İslam mabedinin önemli bir parçasını oluşturan, hatta sembol ismi olan “minare.” Bildiğiniz gibi 29 Kasım 2009 Pazar günü İsviçre’de minare yapımına ilişkin bir referandum yapıldı. Bu referandum, pek çok ülkenin, sivil toplum kuruluşlarının ve farklı din mensuplarının tepkisine yol açtı. Referandumun sonucunu bir tarafa bırakalım, temel hak ve hürriyetlerin önemli bir parçası olan din ve vicdan özgürlüğü alanındaki bir konuda referanduma gidilmesi ise tepkileri daha da genişletti ve alınan yarayı iyice derinleştirdi.

Müslüman azınlığın ibadet etme ve inancını yaşama hakkı anlamını taşıyan cami inşası ve cami mimarisinin tamamlayıcı bir parçası olan minare yapımı hakkının bir referanduma tabi tutulmasını, Avrupa’nın bugün ulaştığı hak ve özgürlükler düzeyi de dikkate alındığında, anlamak mümkün değildir. Sayıları bir elin parmaklarını dahi bulmayan, üstelik mimari özellikleri itibarıyla oldukça mütevazı olan söz konusu minarelerin, sözüm ona bir güç gösterisi olarak değerlendirilmesi ise trajikomik bir durum. Şüphesiz bu tutum, Avrupalı ulusların bugün özgürlükler alanında kat ettiği mesafeden geriye gidişin çarpıcı bir örneği olarak tarihteki yerini alacaktır.

Referandum öncesi yapılan propagandalarda minare üzerinden dini değerlerin tartışma konusu yapılması ve İslam dininin, yine şiddetle özdeşleştirilmesi ise bütün Müslümanları bir kez daha üzmüş, kültürler arası ilişkileri derinden yaralamıştır. Kuşkusuz bütün Müslümanlar, İsviçre’nin bu kararından dönmesini ve hatasını telafi etmesini beklemektedir.

İslam kültüründe minare, yaratıcının birliğini ve yüceliğini insanlığa duyurmanın, insanları yalnızca Allah’a kul olmaya davet etmenin ve kurtuluşa çağrının sembolüdür. Bu yüzden İslam tarihi boyunca farklı kültür ve coğrafyalarda birbirinden güzel minareler inşa edilmiştir. Ecdadımızın bu konuda verdiği örnekler ise birer şaheser konumundadır.

Bu duygu ve düşüncelerle hazırladığımız minare sayısında, hem konuyu değişik boyutlarıyla sizlerle paylaşmak, hem de minare hakkında bilinmeyenleri siz değerli okuyucularımızın ilgisine sunmak istedik. Ayrıca konuyla ilgili bir de röportaj gerçekleştirdik. Amacımız, İslamın doğru anlaşılmasına ve sağduyunun hakim olmasına katkı yapmaktır. Yılın son sayısıyla sizleri başbaşa bırakırken, yeni yılda yeni gündem konularıyla tekrar buluşmak istiyoruz.