Makale

Konu: Dua

Konu: Dua

Dr. Seyid Ali Topal
Din İşleri Yüksük Kurulu Üyesi

I. Plan
a) İslam’da duanın önemi ve adabı
b) Duanın insan psikolojisine etkileri
II. İşlenişi
Konuya dua kavramı hakkında bilgi verilerek başlanır. İlgili ayet ve hadisler ışığında konuya giriş yapılır. Duanın dinî açıdan önemi, kişiye verdiği şuur ve güven hissi vurgulanır. Duanın fert ve toplum açısından önemine değinilerek, ayet ve hadislerle konunun açılımı yapılır. Duanın tembellik ve uyuşukluk değil, kişinin önce kendi üzerine düşeni yerine getirmesi ve sonra sonucu Allah’a havale etmesi olduğuna değinilir.
III. Özet sunum
Dua, çağırmak, yakarmak, istemek anlamlarına gelir. Duanın ana hedefi, insanın durumunu Allah’a arz etmesi, O’na niyazda bulunması olduğuna göre Allah ile kul arasında bir diyalog anlamı taşır.
Dua deyince, sadece dille yapılan dua anlaşılmamalıdır. Bir de fiili dua vardır. Mümin kişi arzularını Rabbinden diliyle talep ettiği gibi fiilen de teşebbüs edecektir. Dili ile talep ettiği şeyin gerçekleşmesi için aklın gösterdiği sebeplere başvuracaktır. Nitekim hastalıklardan kurtulmak için Allah’a dua etmemiz meşru olmakla birlikte, ilaç almamız, maddî olarak tedavi yollarına başvurmamız Rasulüllah (s.a.s.) tarafından tavsiye edilmiştir.
Öyle ise duanın ibadet yönünden başka, dünyevi ve şahsi hayatımızı ilgilendiren ayrı bir yönü daha vardır: Dua etmek suretiyle arzularımızı, ihtiyaçlarımızı, bir başka ifade ile gerçekleştirilmesi gereken hedefleri ifadeye döküyor, şuur haline getiriyoruz.
Bu durumda, dua kabul edilsin edilmesin bir ibadet olmaktadır. Çünkü dua ile kişi, ihtiyacını teminde aczini idrak etmiş, bunu ancak her şeye kadir olan Rabbinin te’min edeceğinin şuuruna ermiş ve bu sebeple O’na iltica etmiş olmaktadır. Esasen ibadet de bundan başka bir şey değildir. Dua ile talep edilen şey, masiyet olmamalı, yani günah olan, Allah’a isyana götürecek olan bir şey olmamalıdır. Çünkü insan hissî olduğu için bazen aleyhine olan veya uzun vadede aleyhine tecelli edecek olan bir takım şeyleri isteyebilir.
IV. Konu ile ilgili bazı ayetler
Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O halde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler. (Bakara, 2/186.)
Onlardan, “Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru” diyenler de vardır. (Bakara, 2/201.)
Rabbimiz! Biz, ‘Rabbinize iman edin’ diye imana çağıran bir davetçi işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla. Kötülüklerimizi ört. Canımızı iyilerle beraber al. (Al-i İmran, 3/193.)
(Ey Muhammed) de ki: “Yakarışınız olmasa, Rabbim size niye değer versin?” Ey inkârcılar! Yalanladığınız için azap yakanızı bırakmayacaktır. (Furkan, 25/77.)
De ki: “Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Zümer, 39/53.)
Konu ile ilgili faydalanılabilecek diğer bazı ayetler: Fatiha 1/6-7; Bakara, 2/ 126-129, 152, 200-201, 250, 285-286; Âl-i İmran, 3/17, 28; Nisa, 4/32, 117, 134; En’am 6/63-64, Araf, 7/29, 55-56, 180; Yunus, 10/12, 22, 106; Yusuf, 12/86; İsra, 17/11; Mü’minûn, 23/99, 100, 106, 107; Kasas 28/88; Mümin, 40/60; Fussılet, 41/51.
V. Konu ile ilgili bazı hadisler
"Denildi ki: "Ey Allah’ın Rasulü! En ziyade dinlenmeye (ve kabule) mazhar olan dua hangisidir?"
"Gecenin sonunda yapılan dua ile farz namazların ardından yapılan dualardır!" diye cevap verdi." (Tirmizî, Daavât 78. )
Rasulüllah (s.a.s.) buyurdular ki: "Kime dua kapısı açılmış ise ona rahmet kapıları açılmış demektir. Allah’a talep edilen (dünyevi şeylerden) Allah’ın en çok sevdiği afiyettir. Dua, inen ve henüz inmeyen her çeşit (musibet) için faydalıdır. Kazayı sadece dua geri çevirir. Öyle ise sizlere dua etmek gerekir." (Tirmizî, Daavât 101.)
"Rasulüllah (s.a.s.) buyurdular ki: "Her gece, Rabbimiz gecenin son üçte biri girince, dünya semasına iner ve: ‘Kim bana dua ediyorsa ona icabet edeyim. Kim benden bir şey istemişse onu vereyim, kim bana istiğfarda bulunursa ona mağfirette bulunayım’ der." (Müslim, Salâtu’l-Müsâfirin 168.)
Rasulüllah (s.a.s.) buyurdular ki: "Kul Rabbine en ziyade secdede iken yakın olur, öyle ise (secdede) duayı çok yapın." (Müslim, Sahih, Salât 215.)
Rasulüllah (s.a.s.) anlatıyor: "(Allah’ın kabul ettiği) üç müstecap dua vardır, bunların icabete mazhariyetleri hususunda hiç bir şek yoktur. Mazlumun duası, misâfirin duası, babanın evladına duası." (Tirmizî, Birr 7.)
VI. Konu ile ilgili bazı hikmetli sözler
Kuru duayı bırak! Ağaç mı istiyorsun, tohum ekmelisin, tohum. Tohumun yoksa Allah yine çalışma duası sebebiyle sana öyle bir fidan lütfeder ki görenler “Ne iyi çalışmış da böyle bir fidana sahip olmuş” derler. (Hz. Mevlana)
Halkın duası sözledir, zahitlerinki fiilledir, ariflerin duası ise hâl iledir. (Abdulkerim Kuşeyri)
Fütüvvet gereklerinden biri de Allah’a dua ve niyazda edebe riayet etmektir. (Ebi Abdirrahman Muhammed ibn el- Hüseyin es- Sülemi)
Tevekkül Allah’tan başka bir şeye sığınmamak ve başvurmamaktır. (Ebu Abdullah el- Kureşi)
VII. Verilebilecek mesajlar
Bilinen ve kullanılan şekliyle dua, bir şikâyetin, bir ıstırabın giderilmesine yönelik yardım dilemek biçiminde gerçekleşmektedir. Genelde, içimizden darda kalanlar, olaylar karşısında yılgınlık, bezginlik veya yenilmişlik hissedenler dua ederler. Bu durumlarda dua etmek belki doğal olanıdır. Ancak, duaya aynı zamanda, Yüce Rab ile bir iletişim olarak, duygu dünyasının derinliklerinde sürekli, içsel bir keşif ve yücelme girişimi olarak bakmalıyız. Aslında dua bir şeyler isteyip almaktan öte, bir yerlere ulaşma, yücelere erme olayıdır. O halde duaya duyulan ihtiyacın temelinde gerçekte Yüce Yaratıcı’ya duyulan ihtiyaç vardır.
Allah’ın hoşnutluğuna ulaşmak için birtakım katı kurallara veya karmaşık yollara ihtiyaç yoktur. Bunun için, çok kolay ve sade bir yol olan dua, oldukça güzel bir yöntemdir. Dua etmek için sadece Allah’a gönülden yönelme niyeti ve çabası gereklidir. Zira insan aklıyla değil gönlüyle yakarır. Gönlüyle yakarma işi gerçekte bir aşktır. Aşk ise, aklın yapamadığı çok şeylerin üstesinden gelir. Kültürümüz bunun eşsiz örnekleriyle doludur.
Dua esnasında her birimiz adeta kendi nefsimizle hesaplaşırız. Kendimizi objektif bir bakışla, riyasız bir şekilde ve olduğu gibi görürüz. Varsa hatamızın, hırsımızın, kinimizin, kibir ve gururumuzun farkına varırız. İç dünyamızda sık sık yapacağımız bu ısrarlı ve tarafsız muhasebe neticede pişmanlığı doğurarak bize, ahlaki değerlere tam bir dönüş imkânı ve bağlılık hissi kazandırır. Bu hislerin eşliğindeki dua ile gönlümüzün derinliklerinde bir ışık, bir ümit, bir kutlu kıpırdanış duyarız ki, ruhumuz bununla sükûna kavuşur; fizik ve mana bedenimizde bir ahenk belirir. Derde, sıkıntıya, yoksulluğa, hastalığa karşı büyük bir direnme gücü kazanırız.
Dua’nın harika etkilerinden bir kısmı da, ruha verdiği güzellikler ve inceliklerle, kişiyi bencillikten kurtarıp topluma bağlaması, ona, yaratılanları yaratandan ötürü sevmeyi, din kardeşi için iyilikler temenni etmeyi öğretmesi ve gönlünde başkalarına yer verme büyüklüğünü kazandırmasıdır. Peygamberimizin (s.a.s.), “Bir Müslüman’ın, yanında bulunmayan din kardeşi için yapacağı dua kabul edilir. O, kardeşi için dua ettikçe, yanındaki melek ona, ‘duan kabul olsun, aynı şeyler sana da verilsin’ diye dua eder.” (Müslim, Zikir 88.) sözü bunu açıkça göstermektedir.
VIII. Yararlanılabilecek diğer bazı kaynaklar
Kulluğun Özü ve İbadetin Ruhu Dualar, Doç. Dr. İsmail Karagöz, Diyanet İşleri Başkanlığı yayınları.
İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları, c. 6.
DİA. (1994). "Dua" mad., c. 9, s. 529-538.
İmam Gazali, İhyau Ulûmi’d-Din.
Buhârî, Daavât 22; Müslim, Zikir 90, 91; Tirmizî, Daavât 79, 126, (3568).