Makale

Kaygı bozukluğu

Kaygı bozukluğu

Tuba Doğan

Allah’ın insan ruhuna işlediği hiçbir duygu gereksiz değildir. Her insanda olan bu duygular ancak dengesiz veya fazla olduğunda olumsuz hâle dönüşür. Olumsuz duygular ise depresyona kapı aralayabilir. Eğer duygu kontol mekanizmamızı kullanarak yaratılışımızın temelinde olan bu duyguların rayından çıkarak ruhumuzda tahribata neden olacak kazalara meydan vermesini engelleyemezsek depresyon dehlizine düşmekten kurtulamayız. Bu duygulardan birisi de toplumda evhamlılık ve vesvese olarak bilinen kaygı hissidir.
Kaygı (anksiyete); huzursuzluk, korku, endişe, gerginlik hissi olarak hayatımızın neredeyse her günü karşılaştığımız bir durumdur. Bununla birlikte türünü ve derecesini kontrol etmediğimiz takdirde bizi kaygı bozukluğuna götürmesi kaçınılmazdır. Şayet kaygı bozukluğu hayatımızın merkezine girer ve bizi ele geçirirse artık karşılaştığımız en küçük sorunlarla dahi baş edemez hâle geliriz. Ayrıca sağlıklı olmayan davranışlar sergilemeye başlarız. Kaygılar başımıza gelecek korku ve kötü olayları tahmin ederek zihnimize yerleşir.Ya olmazsa! Ya şöyle olursa! gibi sorularla aklımızı bulandırır ve hayatımızı hem psikolojik hem de biyolojik olarak olumsuz etkiler. Mesela yoğun kaygı taşıyan kişiler genellikle kaygı hissinin psikolojik belirtileri olan gerginlikten, gevşeyeyememekten, yorgunluktan, titremekten, uykusuzluktan, baş ağrısından, konsantre güçlüğünden, huzursuzluktan, korku duygusundan, sabırsızlıktan ve hızlı kalp atışından şikayet eder. Bu durumun biyolojik belirtileri de şöyle sıralanabilir: Baş dönmesi, uyuşukluk, yorgunluk, karıncalanma, düzensiz kalp atışı (çarpıntı), kas ağrıları, gerginlik, ağız kuruluğu, aşırı terleme, nefes darlığı, mide ağrısı, bulantı, ishal, baş ağrısı, aşırı susama, idrara sık çıkma, ağrılı veya düzensiz âdet halleri ve uykusuzluk.
Elbette herkes kendi hayatında bir noktada kaygı duyguları yaşar. Örneğin, sınava giren bir öğrenci ya da iş görüşmesine giden bir kişi bu durum karşısına endişe ve kaygı hissedebilir. Hatta bu durum aşırı dikkatli olmaya yol açabilir. Kaygı duygusu dozunda olduğunda hayatımıza olumlu etkileri de olabilir. Sınav stresi yaşayan bir öğrencinin kaygı seviyesini aşmadan kaygı hissetmesi, onun sınavı ciddiye almasına ve başarılı olmasına yardımcı olmakla beraber, çalışma ve dikkat hissini tetikleyecektir.
Kaygı hissi bazen son derece normal bir durum olurken kaygı düzeyi fazlalaştığında, yaygın kaygı bozukluğuna dönüşebilir. Yaygın kaygı bozukluğu olan bazı insanlar endişelerini kontol etmekte zorlanabilirler ve bu duygunun sık sık yaşamını etkilemesi karşısında çaresiz kalabilirler. Bu kişiler çoğu zaman kaygı hissi içinde olup, kendilerini en son ne zaman rahat hissettiklerini hatırlamakta dahi güçlük çekerler.
Araştırmacılar, kaygı bozukluğuna beyinde meydana gelen bazı kimyasal dengesizliklerin neden olabileceği üzerinde durmuşlardır. Beynimizdeki serotonin ve noradrenalin gibi kimyasalların seviyesi dengesiz olması, ruh hâlimizi önemli ölçüde etkiler ve kaygı bozukluğuna bağlı durumların oluşmasına sebep olur. Bazı araştırmacılara göre kaygı bozukluğunun sebebleri vücudumuzun biyolojik süreçleri, genetik etki, çevre şartları ve yaşam deneyimleridir.
Yaygın kaygı bozukluğu psikolojik terapi yönetimi ve ilaç tedavisi olmak üzere iki ana formda tedavi edilebilir. Birçok uzman koşullara bağlı olarak hem ilaç hem terapi yöntemiyle tedavinin yararlı olacağı kanısını taşımaktadır. Fakat kaygı bozukluğunun tedavisinde genellikle en etkili psikolojik terapi çeşidi olan bilişsel davranışcı terapi yöntemi, ilaç tedavisinden önce kullanılmaktadır.
Bu terapi yönetimi yararsız ve gerçekçi olmayan inanç ve davranış kalıplarını tespit ederek onların üstesinden gelmemizde veya etkilerinin azaltılmasında bizlere yardımcı olur. Hasta ile terapistin ortak çalışmasıyla davranış değişikliği hedeflenerek yararsız ve dengesiz kaygı ya da korkuları daha gerçekçi ve dengeli olan düşüncelerle değiştirmeye odaklanılır. Bu terapi şeklinde ağırlıklı olarak, geçmişten gelen olayların etkisinden ziyade şimdi edinilen deneyimler ve sorunlar üzerinde durulmaktadır. Bu ise hastaya yeni beceriler öğreterek, onun endişeye neden olacak durumlara daha olumlu tepki vermesini sağlamaya yardımcı olur. Uygulamalı rahatlama tekniği, psikolojik tedavinin alternatif bir türüdür. Önceleri fobilerin tedavisinde kullanılan bu yöntem, şimdi kaygı bozukluklarının tedavisinde kullanılmaktadır. Uygulamalı rahatlama tekniği, genellikle kaygıya neden olan durumlarda belirli bir şekilde kasları rahatlatmak için kullanılır.
Kaygı durumunda neler yapabiliriz?
Kabullenemediğimiz duygular beynimize komut vererek reddetme mekanizmamızı harekete geçirir. Kaygılarımızı tespit edip kabullendiğimizde çözüme yaklaşmamız için ilk adımı atmış oluruz. Kaygıya sebep olan düşünce ve inanışlarımızı değiştirerek vesveselerin kuyusundan çıkıp derin bir nefes alabiliriz. Mesela kaygıyı artıran kafein maddesini içeren çay, kola ve kahve gibi içeceklerden uzak durabiliriz.
Kaygıya sebep olan duruma odaklanmak yerine, bu durumun gerçekliğini yani mantıksal boyutunu ele alıp, neden kaygı duyuyorum, kaygı duymamın mantıklı bir açıklaması var mı, kaygı duyarak sorunu aşabilir miyim? gibi sorulara cevap aramalı ve problemin içinde kaybolmak yerine en aza indirmeye odaklanmalıyız. Unutmamamız gereken bir gerçek var ki evhamların ve kaygıların girdabına kendimizi kaptırdığımız zaman yaşam sevincimizi kaybederiz ve kendimizi değersiz, savunmasız ve çaresiz hissederiz. Bize bu duyguları veren Yüce Yaratıcı, dozunu kaçırdığımız taktirde onlarla nasıl baş edebileceğimizi de ruhumuza ve aklımıza yerleştirmiştir. İşte bu yüzden olumsuz duygu ve düşüncelerimizi keşfetmek, sorunun çözümü yönünde atılacak ilk ve en önemli adım olacaktır.