Makale

Başyazı

b a ş y a z ı

RIDVAN ÇAKIR
DİYANET İŞLERİ BAŞKAN VEKİLİ

Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi? Münazara mantığı içinde bu sorunun tarafları olabilir. Kimilerine göre okuyan, gezene göre daha çok bilir. Çünkü okumak, insanlığın bilgi birikimlerine en kestirme yoldan ulaşmaktır. Kimilerine göre de gezen çok bilir. Bu görüş taraftarları, bilgiyi tecrübe edilebilen bir zeminde ele alırlar. Karşı bilgiyi ise âfâkî bulurlar. Böyle bir tartışmanın sonu gelmez. Her iki tarafın kendini üste çıkaracak yüzlerce delili olabilir.
Soruya bir de münazara mantığının dışından bakalım. Dikkatimizi çekecek ilk husus şu olacaktır: Bilgi edinmenin tek yolu yoktur; genelleme yapılsa bile en az iki yolu vardır. Sorunun üslûbuna bağlı kalarak söylersek; bunlardan biri ilim tahsili, diğeri ise hayat tecrübesidir. Bu iki yol birbirinin zıttı değil, tersine bir bütünün birbirini tamamlayan iki parçası gibidir. Tahsil hayatı bize teorik bilgi sunar, hayat tecrübesi de doğruluğu test edilmiş pratik bilgi kazandırır.
Esasında bilgi edinmenin sayısız yolları vardır. Eğer bir toplumda bilgi edinmenin yolları daraltılmışsa, o toplumdan değişmesini beklemek beyhûdedir. Toplumlarda değişmenin en önemli göstergesi, bilgi kaynaklarının çeşitliliğidir. Bilgi kaynakları çeşitli ve zengin olan toplumların, savunma refleksleri de zengin ve güçlü olur. İçe kapanarak savunma devri geçmiştir. Kendinize güveniyorsanız, her bilgi sizin için faydalıdır. Çünkü bilgiyle gelen değişim sizi yeniler ve yenilendikçe de daha güçlü olursunuz. Bilgisiz değişim ise yozlaşmadır. Gözlerinizi dünyaya kaparsanız, sadece kendinizi görmekten mahrum kılarsınız.
İnsan, hem okuyarak hem de gezip görerek, dünyaya bakışını geliştirmek zorundadır. Bu âlemin bütün imkânları ve nimetleri biz insanlar içindir. Bilmediklerimizi öğrenmek, öğrendiklerimizi hayata geçirmek ve hayat tecrübemizi zenginleştirmek! Böylece ufku geniş, birikimleri sağlam, dünya görüşü oturmuş bir insan olmak! işte temel mesele budur.
İnsan için bilgi ve tecrübe demek, sorumluluk alanını genişletmek ve beşerî sınırları doldurmak demektir. Sorumluluklarımızla imtihandayız. Sorumluluktan kaçmak, imtihandan kaçmaktır. Bu ise insan oluştan kaçıştır. Bu sebeple sun’î sınırlarla kendimizi daraltmayalım. Okuyalım, gezelim, görelim; dünyayı ve insanları tanıyalım, daha da önemlisi kendimizi tanıyalım. Unutmayalım ki, ancak kendini bilen Allah’ı bilir ve Allah’a yakın olanlar çok bilenlerdir.