Makale

Namaza Psikolojik Bir Bakış

Namaza Psikolojik Bir Bakış

Prof. Dr. Hüseyin PEKER
Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Öncelikle namaz, müminin Allah’ı her şeyin yaratıcısı, tek mabut olarak kabul ettiğinin, O’nun buyruklarını dikkate aldığının, O’nu sevip saydığının belirgin bir göstergesidir.

Namaz yalnızlık, kimsesizlik duygularının giderilmesi yönünden de önemlidir. Namazla insan Allah’la iletişim kurmakta, her zaman Allah’ı kendine destek ve yanında hissetmektedir.
Günde beş kez yerine getirilen bir ibadet olan namazın bireyin psikolojisi, yani düşünce, duygu ve davranışları, kişilik yapısı ve ruh hayatı üzerinde önemli etkisinin olacağı bir gerçektir. Müslüman günlük hayat süreci içerisinde dünyevi faaliyetlerine, işine, çalışmasına, mücadelesine bir süre ara vererek Allah’la iletişime geçmekte, O’na olan bağlılığını söz ve hareketlerle ifade etmektedir. İnsanın namazdaki hareketleri ve bu esnada okuduğu sure ve dualar, söylediği sözler, yaşadığı dinî tecrübe bütün psikolojik mekanizmalarını harekete geçirir, ona Allah’ın huzurunda bulunmanın ve O’nun sevgisini kazanmış olmanın hazzını yaşatır.
Öncelikle namaz, müminin Al-lah’ı her şeyin yaratıcısı, tek mabut olarak kabul ettiğinin, O’nun buyruklarını dikkate aldığının, O’nu sevip saydığının belirgin bir göstergesidir. Namazda birey Allah’a karşı kulluğunu hem şekilsel hem de zihinsel ve duygusal olarak bütün hâlinde göstermekte, tüm organlar bu ibadete iştirak etmektedir.
Namazın şekilsel bir boyutu vardır. Yani namazda yapılan belli hareketler, söylenen belli sözler, okunan belli ayetler ve dualar vardır. Bunlar bizzat Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından belirlenmiş ve namaz kılan tarafından değiştirilemeyen, yapılması zorunlu olan hareketler ve sözler olarak günümüze kadar gelmiştir. Bu hareketlerin, okunan ayet ve duaların her biri insan psikolojisiyle bağlantılı önemli anlamlar içerirler. Bunları kısaca şöyle belirtebiliriz.
Öncelikle mümin Kâbe’ye yönelir ve namaz kılmaya niyet eder. Kâbe’ye yönelmek Allah’ın bir emridir (Bakara, 2/144, 149, 150.) ve namazın şartlarından biridir. Allah’a ibadet için kurulan ilk mabet olan Kâbe’ye (Âl-i İmran, 3/96.) yöneliş, tek yaratıcı, tek mabut olan Allah’a yönelişin, O’na kul olmanın, O’na tapmanın bir sembolüdür. Müslüman zihnini, yönünü Kâbe’ye çevirerek böyle zihnî bir atmosfere girer, diğer yanlış inanç ve bağlantılardan uzak olduğunun bilinciyle “Allahüekber/En büyük Allah’tır” der, ellerini kaldırır ve namaza başlar.
Namaza başlama tekbiri ile beraber elleri kaldırmak, Allah’a teslimiyetin bir işareti olduğu şeklinde yorumlandığı gibi, dünya ile ilgili her şeyi kulak ardı edip Müslümanın tüm benliğiyle Allah’a yöneldiğinin bir işareti olarak da değerlendirilmektedir.
Böylece dünyevi olan her şeyle irtibatını kesen ve Allah’ın huzurunda saygı duruşuna geçen Müslüman önce “Sübhaneke” duasını okur. Bu duada şunları söyler: “Allah’ım! Sen her şeyden yücesin. Saygı duyulan, övülensin. Senin ismin mübarektir. Varlığın her şeyin üstündedir. Senden başka Tanrı yoktur.” Müslüman artık Allah’la diyalog kurmakta, zihninde dünya ile ilgili problemlerin, sıkıntıların, olumsuzlukların yerini güzel düşünceler ve Allah’la kurulan iletişimin hazzı almaktadır.
Artık namaz okunan diğer ayet ve dualarla devam eder ve birey âdeta Allah’ın huzurunda Allah’la konuşarak, Fatiha suresinde vurgulandığı şekilde, rahmeti sonsuz merhameti sınırsız olan, bütün varlıkların Rabbi ve hesap gününün tek hâkimi bulunan Allah’a saygılarını sunup, yalnız O’na kulluk ettiğini, sadece O’ndan yardım dilediğini belirtir, kulluğun ve saygının son noktasını göstermek üzere yere kapaklanarak (secde) alnını yere koyar. Burada şu hususu özellikle belirtmek gerekir. Namazda okunan ayetler üzerinde zihnin yoğunlaştırılabildiği, zihni meşgul eden dünyevi problemlerden uzaklaşılarak namaza konsantre olunabildiği oranda namaz değer kazanır.
İşte kendini Allah’ın huzurunda hissederek samimi bir niyetle, zihin, kalp ve beden bütünlüğünü sağlayarak huşu içinde kılınan namazın insanın inancına, düşüncesine, duygularına, davranışlarına, iradesine, kişiliğine, benliğine, ruh ve beden sağlığına, kısaca tüm psikolojik yapısına olumlu katkısının olacağı bir gerçektir.
Namaz insana Allah’ı, ahireti ve dinî sorumluluklarını hatırlatarak inancını tazeler ve güçlü kalmasını sağlar. Bireyi kendini kritik etmeye, sorgulamaya hazırlar. Onu inancıyla davranışları arasındaki uyumsuzlukları, çelişkileri görmeye ve davranışlarını Allah’ın buyrukları doğrultusunda yeniden dizayn etmeye iter. Namazdaki iyiye ve doğruya yönelme arzusu bireyi kötü olandan alıkoyarak onu daha kontrollü, ölçülü ve güzel ahlaklı olmaya yöneltir.
Hz. Peygamber (s.a.s.) bunu çok güzel bir benzetme ile şöyle anlatmıştır: “Bana söyleyiniz! Sizden birinizin kapısının önünden bir ırmak aksa da günde beş defa o ırmakta yıkansa, bedeninde hiç kir kalır mı?
(Orada bulunanlar) “Hayır, kalmaz” dediler.
İşte namaz da böyledir. Su nasıl kiri giderirse, namaz da günahları öyle giderir.” (Müslim, Sahih, Kitabü’l-Mesacid, 51.)
Görüldüğü gibi Hz. Peygamber (s.a.s.) günde beş kez yıkanan birisinde kir diye bir şey kalmayacağı gibi, günde beş kez namaz kılan birisinde de hiçbir kötü düşünce ve davranışın kalmayacağını belirtmiştir. Dolayısıyla bilinçli bir şekilde namaz kılan birey, yanlıştan ve kötü olandan uzak durur. Kötü davranışlara kolayca sürüklenmez. Sürüklendiğinde ise yanlışlarla inancı arasındaki çelişkiyi fark ederek psikolojik bir çatışma yaşar. Bu çatışmada inancının galip gelmesinde yine günde beş kez kıldığı namazın büyük yardımı olur.
İnsan kişiliği zıtlıkları içinde barındıran bir yapıya sahiptir. Ancak bunlar durağan değil değişkendir. Birinin gücü arttıkça diğerinde azalma olması kaçınılmazdır. İyilik arzusunun güçlenmesi kötü eğilimleri azaltır, sevginin ağırlık kazanması nefret duygusunu zayıflatır. Bencil istek ve arzular artınca diğerkâm ve sosyal duygular güçsüz kalır. Hangi yöne yöneleceğini ise, bireyin inancına, eğilimine ve hayat görüşüne bağlı olarak iradesi tayin eder. İşte iradesini namaz kılma yönünde kullanan kişi, kötü arzularını frenleyebilen biri olarak, kendisinde iyi özelliklerin yer etmesine ortam hazırlamış olmaktadır.
Böylece kötülük yapmaktan uzaklaşan, iyi davranışlarını artıran birey, Allah’ın bütün emirleri karşısında duyarlılık kazanır, vicdanen hassaslaşır. Yani istemeyerek de olsa, bir kötülük yapınca rahatsızlık duyar, kendisine karşı olmasa bile, başkalarına karşı yapılan haksızlık ve kötülüklerde de aynı rahatsızlığı hisseder.
Namazın her rekâtında okunan Fatiha’ya Allah’a hamt ederek başlanır. Hamt, övgü ve saygıyla beraber şükrü de içerisine alan bir kavramdır. Böylece Müslüman Allah’ın huzurunda O’na yakınan değil, durumunu O’na arz eden ve O’ndan geleni kabul eden, O’na şükreden bir anlayışla hareket eder. Bu anlayış kuşkusuz namaz sonrasında da etkili olur. Durumu ne kadar kötü olursa olsun, isyankâr bir tutum takınmaz. Allah’a şükreder, nankörlük etmez, hayata olumlu bakar, Allah’a güvenerek hareket eder ve ümitvar olur. Allah’a yönelerek O’na sığınan, güven duygusuyla namaz kılan, dua eden ve gelecekle ilgili ümitvar olan bir kimse ise motivasyon eksikliği içerisine girmez ve depresyona düşmez. Çünkü ümit insana yaşama sevinci veren, onu hayata bağlayan çok önemli bir unsurdur. Gelecek için ümitle Allah’a yalvarış insanın içerisinde ferahlık ve huzur yaratır. Böylece bireyin morali yükselir, hastalıklarla diğer problemlerle başa çıkması daha kolay olur.
Namaz yalnızlık, kimsesizlik duygularının giderilmesi yönünden de önemlidir. Namazla insan Allah’la iletişim kurmakta, her zaman Allah’ı kendine destek ve yanında hissetmektedir. Ayrıca cemaatle kılınan namazın da yalnızlık duygusunun giderilmesinde önemli etkisi olur. İnsanlar birbirleriyle tanışır, hâl hatır sorar, sıkıntılarını paylaşırlar.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. Namaz bir eğitimdir. Zihnin ve kalbin eğitimidir. Zihinden kötü düşünceleri çıkarma, kalpten kötü duyguları atma ve hassas bir vicdan oluşturma eğitimidir. Kişinin Allah’la, kendisiyle, diğer insanlarla, bütün varlıklarla ilgili iyi şeyler düşünme, iyi arzular besleme, iyilikler, güzellikler yapma, güzelleşme eğitimidir.