Makale

Her çocuğun güzel ramazanı olsun

Her çocuğun güzel ramazanı olsun
Selva Özelbaş
Vaize / Üsküdar


Yine bir mübarek ramazan ayına kavuşmanın sevinci ve heyecanı içindeyiz. İçinde ümitleri, huzuru, duaların kabulünü ve tüm beklentilerimizi barındıran ramazan-şerif tekrar hayatımıza duhul etti. Allah tamamlamayı ve hayırlı tekrarlarını nasip etsin. Amin!

Her ramazan farklıdır aslında; çünkü zaman da farklı. Herkesin dilinde bir “ah o eski ramazanlar” deyişi mutlaka vardır. Hatıralarımızda yâd ettiğimiz, çocukluğumuza inip iç çekerek bahsettiğimiz... Fazla iç çekmeden ve dertlenmeden elbette geçmiş ramazanlarımızı yâd edebiliriz; tıpkı bir romanın tozlu sahifelerini çevirir gibi kendi hatıralarımızı yâd edebiliriz. Eski ve tarihî bir beldenin üzerinden uçar gibi kendi hatıra beldemizin üzerinden kuşbakışı göz atabiliriz.

Benim tarihî beldemde yaşanan roman da belki bazılarınınkine benzeyebilir. Elbette herkesin oruç tuttuğu küçük yaşları olmuştur, tıpkı benim olduğu gibi; evimiz ana caddeden girilen sokağın ortalarında bir yerdeydi. İftar yaklaştığında kaleden atılan topu görmek için bizim evden caddeye kadar çıkmamız gerekirdi. Çocuk aklı ne bilsin topun sesinin duyulmasının yeterli olduğunu; illa hem görecek hem de duyacak ve her ikisinin zevkini birden yaşayacak; o anda elindeki akşama kadar sabırla sakladığı küçük şekeri ağzına atacak ve topun gümbür gümbür sesi yetmiyormuş gibi “top patladı” diye bağırarak eve koşacak.

Sonra, teravih namazları... Mahalleden teyzeler ve ablalarla birlikte camiye gittiğimizi çok iyi hatırlarım; kış mevsimlerinde dahi. Bir defasında mest lastiğimi zor bulmuştum. O zamanlar erkek, kadın ayaklarına kış mevsimlerinde mest giyerlerdi; çizme, bot gibi şeyler pek revaçta değildi. Mestlerin küçükleri de çok kibar olurdu ve ben de heveslenip aldırmıştım bir tane; ama cami çok kalabalıktı belki de Kadir gecesi idi; kıvrılarak çıkılan kadın mahfeli ise tıklım tıklım dolu idi. Lastiği bulmam gerçekten uzun sürmüştü. Zevkli zamanlardı; teyzelerin bu yaşta camiye geldiğimizi, namaz kıldığımızı görünce sırtımızı sıvazladıklarını hâlâ hatırlarım. Biz çocukların kıldığımız bu namazların yüz mumluk lamba değerinde olduğunu söylemeleri ise keyfimize keyif katar, ertesi günü iple çekerdik.

Namaz kılarken okunan kısa surelerin özellikle yeni ezberlemekte olan çocuk için önemi çok büyük. Her teravihte yeni ezberlediğimiz ya da ezberlemeye çalıştığımız sureler imam tarafından tekrar edildikçe zihnimizde iyice yerleşirdi. Eğer hayatınızda bunu yaşamamışsanız nereden bileceksiniz, ama bir kez bile yaşadı iseniz unutmanız imkânsız. Benim tarihî beldemde bunlar çok yaşanan, son derece doğal, yaşadığımız atmosfere iyice sinmiş, kokladığımız hava, içtiğimiz su gibi bir şeydi. Bunlar hiç zorlanmadan kendiliğinden olabilen şeylerdi. Havamız, çevremiz, yediğimiz, içtiğimiz, düşüncelerimiz kısaca her şeyimiz el değmemiş ve tertemizdi. Şimdiki gibi bunları yaşayabilmenin önünde engelleyici bin bir tuzağın hiçbiri yoktu. İftarla birlikte maddi bedenimiz doyar, teravihle birlikte manevi bünyemiz tatmin olurdu. Günümüzde bu nedenle ne kadar yersek o kadar hasta ne kadar dinlenirsek kendimizi o kadar eksik ve yoksun hissediyor ve eski ramazanları hasretle yad ediyoruz.

Üzerinden seneler geçti ve ben babamın görev yaptığı, benim de o günleri yaşadığım aynı beldede yaz tatiline denk gelmesi nedeni ile yine bir ramazan ayına rastladım. Yanımda da çocuklarım var. Bir gün önce kaleden ramazan ayını müjdeleyen toplar atıldı. Arafe günü yemeklerimizi erkenden yiyerek küçükken gittiğim camiye gitmek, geçmişi bir nevi canlandırmak istedim. Bu sefer çocuklar başrolde olsun diyerek arabamıza bindik ve çocukluğumun camiine gittik, vardığımızda vakit erken olduğu için içerisi henüz kalabalık değildi. Çocuklar erkek çocuğu olduğundan onları erkek bölümüne özellikle kürsüyü iyi görebilecekleri bir yere gönderdim. Oradan hem kürsüyü görüp dinleyebilecekler hem de mihraptaki hocayı da güzel görüp algılayabileceklerdi. Ben de kadınlar mahfeline geçtim, küçükken en çok birlikte oynadığımız arkadaşım oradaydı, gelini, kızları ve annesi ile gelmişlerdi. Birkaç başka tanıdık daha geldiler; oturduk vaaz dinledik, ezan okundu, yatsı ve teravih namazlarımızı kıldık. Her şey çok güzel; ramazan ayının ilk gecesi ve bir camide cemaatle teravih namazı kılmak, aralarında salâvatlar getirmek, sonunda Allah’ı tesbih edip okunan Kur’an’ı dinlemek, O’na ellerini açıp dua etmek. Zaman hangisi olursa olsun, mekân neresi olursa olsun değişmeyen, olması gereken bu. Onun dışında hiçbir şey aynı değil; ne ramazan aynı ramazan, ne zaman aynı zaman, ne namaz kıldıran hoca gümbür gümbür sesi ile İsmet Hoca ne de vaaz eden senin baban Osman Hoca... Zaman geçmiş insanlar ölmüş, cemaat değişmiş doğal olarak eskiyi bulmak imkânsız. O halde elimizde olana iyi bakmamız, sürekli geçmişle avunmamamız, anı zehir etmememiz önemli. Zamana anlam katacak, onu değerlendirip kârlı çıkmamızı sağlayacak olan bizleriz ve her şey bu anlamda bize kalıyor. Günümüzde yapılması gereken zor olsa da bütün gücümüzle bizim evlatlarımızın da benliğinde yer edecek, hayırla yâd edecekleri güzel ramazanları olsun diye çaba sarf etmektir.