Makale

Bir Derginin Hikâyesi

Bir Derginin Hikâyesi

Ali AYGÜN – Muhammed Kâmil YAYKAN

Ben Diyanet Aylık Dergi. Dergi diyorum ama 1968-1991 yıllarında gazete olarak yayımlandım. 1991’den beri de dergi olarak devam ediyorum yayın hayatıma. Dile kolay üç yüzüncü sayım yayımlanıyor. Benimle nice başkan, başkan yardımcısı, daire başkanı, editör ve kurum personeli çalıştı. Gök kubbede hoş bir seda bıraktılar benim aracılığımla, niceleri de bırakmaya devam ediyor, edecek de...
Her ay bir “Gündem” ile çıkarım karşınıza. Bu gündemle okuyucumu gündelik gerçekliğe doğrudan bağlarım. Okuyucularımı İslam’ın temel referanslarıyla buluşturan metinlerim de vardır yazılarımın arasında. “Vahyin Aydınlığı” ile Kur’an’ı, “Hadislerin Işığında” ile hadisleri anlatır; “En Güzel İsimler” ile O’nu bildirmeye, “Müslüman Bilginler” bölümümde ise O’na ve dinine hizmet edenleri unutturmamaya çalışırım.
Dini içeriğe sahip kurumsal bir dergi değilim sadece. Ben, aynı zamanda sanat ve edebiyat dergisiyim. “Kültür-Sanat-Edebiyat” sayfalarımda denemeden öyküye, hatıradan biyografiye kadar pek çok edebî türü görebilirsiniz. “Sözün Yankısı”yla sesimizi değil sözümüzü de yükseltiriz Yunusça bir olgunlukla:
“Kişi bile söz demini demeye sözün kemini Bu cihan cehennemini sekiz uçmağ ede bir söz”
“Şehir ve Kültür”le yaşadığımız çağa dokunur, “Geçmiş Zamanın İzinde” ile tarihe yolculuk edersiniz. Geçmiş ile gelecek bu sayfalarda birbirine mezcolmuş, bir imtizacat-ı renk oluşturmuştur. Üstat Yahya Kemal’in ifadesiyle bu bölümler birer “imtidat”tır:
“Ne harabiyim ne harabatiyim Kökü mazide olan atiyim.”
şuuruyla diriltir okuyucumu.
Ben Diyanet dergisiyim;
Yine karşınızda, yine ellerinizdeyim…
Ama bu sefer biraz farklı…
Üç yüzüncü kez…
1991’de başladı serüvenim. 25 yıl olmuş, dile kolay…
Neleri anlatmadım ki size… Neler işlemedim ki dimağınıza… Hepsi benim de hatırımda, hatıramda… Binlerce yazı yazıldı bugüne kadar sayfalarımda… Binlerce kez okundu her biri… Defalarca…
Ben Diyanet dergisiyim… Diyanet Aylık Dergi…
Bu yazı şimdiye kadarkilerden farklı olacak biraz. Yazının yazgısını, derginin oluşum sürecini anlatacağım size. Bu elinizdeki dergi nasıl oluşuyor, bir fikir bir dergiye nasıl dönüşüyor onu paylaşacağım sizinle. Öğrenmek isterseniz derginin mutfağını, malzemelerini, ocağını buyurun okumaya...
Gündemli bir dergiyim ben. Her ay bir konuyu dosya edinen, o konu hakkındaki çeşitli görüşleri farklı perspektiflerden ele alan bir dergi. Bu yüzden gündem belirlemek geliyor oluşum sürecimin başında. Belki de en zor süreç bu aslında. Çünkü kuşatıcı, ilgi çekici ve öğretici bir gündemle karşınıza çıkmalıyım.
Bir gündem öyle kolay kolay tespit edilmiyor, rahatlıkla seçilmiyor tabii. Çünkü daha en soyut aşamasındayım derginin. Fikirlerin çeşitlilik arz ettiği, hangi konunun hangi açıdan ele alınması gerektiği aşamada. Bu aşamada yayın ekibi bir toplantı yapıyor, adı gündem toplantısı. Ekipteki herkes gündem yapılabilecek konuları belirliyor ve toplantıda sunuyor. Yüzlerce konudan söz ediyorum. Kim bilir daha nicesi var ama bunca konu derleniyor, toplanıyor ve içinden en güncel konular seçiliyor. Gündem belirleniyor ve saha işçiliği başlıyor.
Fikir, bir tohum gibidir. Toprağa düşen tohumun işi büyümek, serpilmektir. Belirlenen gündemin görünür hâle gelmeye başladığı merhaledeyim artık. Yayın koordinatörlerimin aktif bir performans gösterdiği merhale. Koordinatörlerim seçilen gündem hakkında çalışmaya başlar. Bu gündem ile ilgili kimlere yazı yazdırılabileceğini belirler ve konularında uzman olan kişilerle iletişime geçerler.
Eskiden posta ile gelmesi beklenen yazılar şimdi e-posta ile kolayca ulaşıyor her yere. Yazarına konusu ve üzerinde durulması gereken hususları belirtilen yazı, kısa bir süre içinde koordinatörlerime geliyor ve okunma süreci başlıyor. Bu süreçte ise yayın komisyonu devreye giriyor. Koordinatörlerim kendilerine ulaşan yazıları -önce kayıt altına alarak- komisyona sevk ediyor. Burası önemli. Çünkü Diyanet İşleri Başkanlığı hassasiyetleri olan bir kurum. Dergisi de -tabii ki- bu hassasiyetleri ön planda tutmalı. Dolayısıyla komisyon ince eleyip, sık dokuyor. Yazı ile ilgili görüşler belirtiliyor ve yazının dergiye uygunluğu tespit ediliyor. Kimi yazı doğrudan geçerken komisyondan, kimisi kısmi olarak düzenleniyor ve öyle geçiyor. Unutmadan belirtmem gerek. Yazıda bir nokta dahi değişse yazarın haberi oluyor.
Komisyon sürecinden sonra somutlaşma kendini göstermeye başlıyor artık. Çünkü tasarım sürecim başlıyor. Koordinatörlerim yazıyı bu sefer de tasarımcıma gönderiyor. Tasarımcım da başlıyor mizanpaja…
Bir yazı, görünümünün güzelliği ile kendini okutur. Bu herkesin malumudur. Bu yüzden sayfa tasarımı çok önemlidir. Öyle tasarlanmalıdır ki bir sayfa, okuyucusunu hiç sıkmasın onu içine çeksin. Okundukça okunsun, okundukça anlaşılsın sayfadaki her kelime, her cümle.
Uğraşısı çoktur vesselam tasarımın. Tasarımcının da mesaisi aynı oranda… Zaten bir dergiyi yani beni güzel yapan da bu değil mi? Mesaiye sığacak kadar kısa ve basit değildir dergicilik. İster yazıyla alakalı olsun fikir ister görselle isterse de kapakla; geliverir bir anda aklına insanın; ya gece vakti yatağında veya bir pazar kahvaltısında…
Tasarımcım hazırlar sayfalarımı, gün yüzüne çıkacak kıvama getirir. Bir sonraki merhale de işte tam bu noktada başlar. Taslak hâlim koordinatörlerime geri döner. Harf harf, satır satır dokunmuş her yazı bir araya gelerek bir bütün teşkil eder bu taslakta. Koordinatörler alır bu taslağı ve mülahazalar dediğimiz süreci başlatırlar. Görsel sorumlumla birlikte koordinatörler inceler görsellerimi acaba mesajı verebiliyor mu veya yazı ile uyumlu mu diye. En çok değişikliğe uğradığım süreç tam olarak burasıdır. Kimi aylarda on defa kimisinde daha fazla mülahaza aktarılır tasarımcıya. Hatta öyle olur ki bazı zamanlar ilk taslağım tastamam değişiverir, daha da etkileyici olmam amacıyla.
Buradan sonra dosya teslimi denilen kısım gelir. Koordinatörlerim yazarlarımın kaleme aldığı tüm yazıları komisyondan geçmiş son halleri ile musahhihe bir dosya hâlinde teslim eder. Adı üstünde dosya teslimi…
En sevdiğim kısımlardan birisi de tashih süreci aslına bakarsanız. Çünkü musahhih bir derginin makyözüdür desem abartmış olmam. O benim son rötuşlarımı yapar, budaklarımı temizler, hem göze hoş görünmemi sağlar hem de sizlerin karşısına kusurlu bir şekilde çıkmamı engeller. Musahhih alır eline kalemi, başlar yazılarımı düzenlemeye. Sadece imla ve noktalamam ile ilgilenmez anlam kaymalarını ve yanlış anlaşılabilecek kısımlarımı da düzenler, törpüler ve son şeklimi verir bana.
Bu süreç böyle devam ededururken tasarımcım bir yandan da kapağımı hazırlar. Kapak demişken sır vereyim size. Elinizde tuttuğunuz dergi kapağı var ya, tek bir çalışmadan müteşekkil değil aslında. Farklı varyasyonlar, farklı görseller ve tasarımlar arasından tabii ki en güzeli ve en dikkat çekicisi bu. Bazı sayılarda olduğu gibi en derini bazılarındaki gibi en hüzünlüsü…
Kapaklar, iç kapaklar, içindekiler, başyazı ve editörden yazısı da eklenmiş ilk prototipim gelir Süreli Yayınlar ve Kütüphaneler Daire Başkanlığına. Artık daire başkanına sunulma vaktim gelmiştir. Bu hâlime ozalit deniyor; baskıya girip sizin elinize ulaşmadan önceki son şeklim. Daire başkanım inceliyor önce beni ardından Dini Yayınlar Genel Müdürü’ne arz ediliyorum. Onun da onayı alındıktan sonra daire başkanım atıyor imzasını ozalitime. Bu imza, hayata resmen ve resmî bir şekilde başladığımın resmi oluyor bir bakıma. E malum kurumsal dergiyim ben. İmzaları attıktan sonra geri dönüş mümkün mü?
Musahhih tekrar alıyor imzalı ozalitimi ve baskı sürecimi başlatıyor. Ozalitim matbaaya ulaştırılıyor ve makinelerle buluşuyorum. Forma, baskı, cilt ve pek çok farklı işlemden geçip paketlenerek kocaman bir tıra bindiriliyorum. Binlerce, hatta on binlerce adedimle çıkıyorum yola. İstikamet evim yani Süreli Yayınlar Binası ikinci kat. Yeri gelmişken belirtmek de isterim 105.000 adet basılıyorum her ay. Türkiye’de aylık dergi bazında en çok tirajı da elimde tutuyorum bu rakamla.
Baskı sürecimi takip eden musahhih karşılıyor beni. Matbaadaki ekip dergilerin bir kısmını buraya getiriyor üzerinde Hizmet İşleri Kabul Teklif Belgesi yazan evrakla. Dairedekiler son kez inceliyor beni baskım güzel olmuş mu, renklendirmem düzgün yapılmış mı diye. Son kontrolden sonra yine imzalar atılıyor ve dağıtıma çıkıyorum Anadolu’nun dört bir yanına…
Dağıtım sürecimi Döner Sermaye üstleniyor. Buradaki personel dergilerin kime, nereye ve kaçar tane gideceğini biliyor ve ona göre başlıyorlar beni dağıtmaya. Kimine posta ile gidiyorum kimine kargoyla…
Sonra ne mi oluyor? Sonra size ulaşıyorum. Sıcacık evlerinizin, farklı kurumlardaki odalarınızın, camilerin, Kur’an kurslarının, müftülüklerin kısacası baştanbaşa tüm memleketin misafiri oluyorum. En mutlu olduğum anı sorsanız bana, şüphesiz “Beni elinize aldığınız an.” derim.
Fikirdim, dergiye dönüştüm kozasından çıkan kelebek misali…
Şimdi çevirin sayfalarımı, okuyun beni… Ben Diyanet dergisiyim… Diyanet Aylık Dergi; Yine karşınızda, yine ellerinizdeyim… Ama bu sefer biraz farklı… Üç yüzüncü kez…

Sacit EKERİM Eğirdir İlçe Müftüsü

Her geçen gün geniş halk kitleleri tarafından okunan, ideal din görevlisinin profiline katkı sağlayan, bizi bizce ifade eden Diyanet Aylık Dergi, artan kalitesi, deruni yazılarıyla gergef gergef yeni bir insanlık imajı inşa etmekte; bu uğurda beraber yürüyenlere ne mutlu!