Makale

İdil-Ural bölgesinde İslam

İdil-Ural bölgesinde İslam

Dr. Halit Eren
IRCICA Genel Direktörü

Müslüman azınlıkların yaşadığı sorunların temelinde, genel olarak tarihî, askerî, siyasi ve ekonomik nedenler yatmaktadır. Bugün dünyanın farklı bölgelerinde, farklı devlet idareleri altında ve farklı kültürel etkilere maruz kalarak azınlık olarak hayatlarını idame ettiren Müslümanlar, ortak paydada buluşan sorunlarla karşı karşıyadırlar. Bu sorunlar, kimi zaman ayrımcılık, kimi zaman hâkim unsurların soykırım tehditlerine maruz bırakılma olarak öne çıkarken asıl sorun Müslüman nüfusun eğitim, inanç ve kültürle ilgili alanlarda yapılanması, kimliğini koruması hususunda ortaya çıkmaktadır. İçinde bulunduğumuz iletişim çağında Müslümanların huzur içerisinde yaşamalarını sağlayabilmek için birbirlerini yakından tanımalarını temin etmek gerekmektedir. Bu sorunları aşmaya çalışırken muhataplarımızı yakından tanımak ve tarihî birliktelikleri irdelemek, tarihte farklı din, mezhep ve milletten toplumların bir arada huzur içerisinde yaşama tecrübesini enine boyuna incelemek kilit önem arz etmektedir.
Avrasya, muhtelif şekillerde tanımlanan bir coğrafya olmakla beraber genel anlayış Avrasya’nın Avrupa ve Asya kıtalarının meydana getirdiği coğrafi bir bölge olduğu yönündedir. Avrasya bölgesinin merkezlerinden İdil-Ural bölgesinde bulunan Tataristan’ın başkenti Kazan, asırlardan beri din ve kültürlerin karşılaşma noktasıdır. Araştırmacıların tespitlerine göre İslamiyet, bölgeye 8 ila 10. asırlar arasında girmiş olmalıdır. Sonrasında bölge Müslümanları ile İslam dünyası merkezleri arasındaki ilişkiler asırlarca sürmüştür. İslamiyet’in geldiği dönemde Hazar Hanlığı ve Bulgar idaresinde olan İdil bölgesi Hazarları ile Müslümanlar arasında ilk temas, Halife Hz. Ömer zamanında Kafkasya-Azerbaycan bölgesinde gerçekleşmiş, daha sonra Emeviler devrinde de bu temaslar devam etmiştir. Kuteybe b. Müslim’in Harezm, Maveraünnehr ve Sistan’ı içine alan bölgeyi fethetmesiyle İslamiyet Türkler arasında hızla yayılmaya başlamıştır (699-715). Güneyde yaşayan Türkler arasında ilk İslam’la şereflenenler Hazar Denizi’nin güneydoğusunda yaşayan Sul Türkleridir, Emeviler döneminde 716’da Müslüman olmuşlardır. Zamanla kimi Türk beyleri, Karluk hükümdarı, bölgeye yerleşen Oğuzlar İslamiyet’i kabul etmiştir. Samaniler devrinde İslamiyet, Harezm’in etkisiyle İdil bölgesinde, Maveraünnehr’in etkisiyle Orta Asya’da hızlı bir şekilde yayılmıştır. 737’de Emevi Halifesi II. Mervan, Hazarlar’ın başkentine ulaşmış, Hazar Hanı’nın aman dilemesiyle Mervan, İslamiyet’i öğretmesi için âlimleri bırakarak bölgeden ayrılmıştır. Bu şekilde bölgede Müslüman cemaati teşekkül etmeye başlamış, Müslüman tüccarların ve irşat için gelenlerin de etkisiyle İslamiyet Oğuzlar, Hazarlar ve İdil Bulgarları arasında yayılmaya devam etmiştir. İdil Bulgarları Hükümdarı İlteber Almış, 900’lü yıllarda Müslüman olduktan sonra 920’de Emevi Halifesi Muktedir’e heyet göndererek bölge halkına İslamiyet’i öğretmesi için âlim, cami ve kale inşa edebilmeleri için de mimar gönderilmesini talep etmiştir. Talep üzerine Halife tarafından 922’de bölgeye gönderilen heyette bulunan İbn Fadlan, İdil Bulgarlarının ekseriyetinin ve Hazarların bir kısmının Müslüman olduğunu kaydeder.
İslam’ın bölgede yerel kültürlerle etkileşimleri, meydana getirdiği entelektüel faaliyet ortamı, çok kültürlü sosyal geleneklerin bileşkeleri ve belirgin bir mirasın oluşumuyla İdil-Ural, İslam dünyasının kültür zenginliğine katkıda bulunan bir bölge haline gelmiştir. Aynı zamanda İslam kültürü ve yerel kültürlerle bileşimleri de İdil-Ural bölgesinin toplam kültürel mirasının boyutlarından birini oluşturmuştur. Böylece küresel İslam medeniyeti ile İdil-Ural’ın bölgesel kültür zenginlikleri birbirlerini karşılıklı olarak zenginleştirmişlerdir. Bölgedeki İslam kültürü ve çok kültürlü miras daha derin anlaşılıp anlatılınca bu mirasın ve kültürel çeşitliliğin diyaloğa yaptığı ve yapabileceği katkının somut örneği daha geniş kitlelere ulaşabilecektir.
İdil-Ural bölgesi, İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA)’nin kongre ve yayın dizileri hasrettiği bölgelerden biridir. IRCICA 32 yıldan beri İİT-IRCICA üye ülkelerinde ve bunların dışındaki başka bölgelerde buna benzer programlar yürütmektedir. Bu bölgeler, doğudan batıya sayacak olursak, Malay dünyası, Güney Asya, Orta Asya, Kafkasya, Balkanlar ve Güneydoğu Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika, Mağrip ve Batı Akdeniz, Doğu Afrika, Batı Afrika ve Güney Afrika’dır. Bu bölgelerin hatırı sayılır bir kısmının Avrasya coğrafyası dâhilinde olduğu dikkatten kaçmamalıdır.
Bu faaliyetler Müslüman dünyasının ve İslam dünyası dışında olup da İslam âlemiyle tarihî bağları bulunan bölgelerin kültür zenginliklerini ortaya koymaktadır. Bu çalışmalar aynı zamanda farklı kültürlerin incelenmesine olan ilginin artmasına yardımcı olmaktadır. Müslüman dünyanın dışında yer alan fakat onunla bağlantının tecrübesini yansıtan entelektüel, bilim ve mimari eserlerini bilgi için ve ileri incelemelere konu olmak üzere meydana çıkarmaktadır. Araştırmacılara bölgede mevcut olan, incelemelerinde ve eğitici çalışmalarında yararlanabilecekleri kaynaklar ve başvuru eserleri hakkında bilgi vermektedir. Toplumlar, ülkeler ve kongreleri düzenleyen kurumlar arasında kültürel ilişkileri arttırmakla aynı zamanda onların diğer alanlardaki ilişkilerini geliştirmeye de yardımcı olmaktadır. Bu tür faaliyetler ayrıca belirli bir bölgedeki Müslüman ve Müslüman olmayan toplumların birbirleriyle bağlantılı olarak ve ayrı ayrı yaşadıkları kültürel tecrübeler hakkında tahlillere yer vermektedir. Böylece kültürlerin geçmişte ve gelecekte her türlü şart altında birbirlerine bağımlılıklarını yansıtmaktadır.
IRCICA tarafından “İdil-Ural Bölgesinde İslam Medeniyeti” konusunda 2001’de düzenlenen ilk kongreden sonra ikincisi Kazan’da, 2005’te düzenlenmiş, üçüncü kongre 2008’de, dördüncü kongre ise Başkurdistan’ın başkenti Ufa’da Ekim 2010’da toplanmıştır. Beşinci kongreyi düzenlediğimiz 2012 yılına kadar bu konuya olan akademik ilginin artmış olduğunu tespit ettik. Araştırma neticeleri teati edilmiş, sunulan tebliğlerin yayınlanması bu konuda hatırı sayılır bir literatürün ortaya konmasını sağlamıştır. İslam’ın bölgeye girdiği şehir olan Kazan, akademik çalışma bağlamında da 2000’li yıllarda yine bir kapı olmuş, İslam dünyasından ve bütün dünyadan kurumlara ve araştırmacılara, İdil-Ural bölgesinin tarihini ve kültürünü incelemek üzere etkileşimin yollarını açmıştır. On yıllık bir dönem içinde konuyla ilgili beş kongrenin düzenlenmiş olması dikkate değerdir. Bu, bölge hükümetlerinin, üniversitelerin ve kültür kurumlarının, bölgenin tarihi ve kültür mirasıyla ilgili araştırmalara verdikleri desteğin bir ifadesidir.
Bundan önceki kongrelerde görüldü ki, İdil-Ural bölgesi bu etkileşimlerin incelenmesi bakımından verimli bir örnekler zemini sunmaktadır. Bu örnekler, Rusya’daki Müslümanların ve İslam kültürünün Rusya ile İslam dünyası arasında nasıl bir organik kültür köprüsü oluşturduğunu da açıklamaktadır. Bu, geçmişte ve günümüzde paylaşılan ve çeşitlenen kültür tecrübelerinin unsurlarını ileten bir köprüdür. Rusya ile Müslüman ülkeler arasındaki ilişki uzun bir tarihe sahip ve hep çok yönlü olmuş bir ilişkidir. Bu iki dünyanın içinde yer almış veya almakta olan toplumlar tarihin değişik dönemlerinde birbirleriyle farklı mahiyette ve derecede ilişkiler yaşamışlardır. Her iki dünyanın son derece geniş coğrafyası göz önüne alındığında her birindeki inanç, dinî gelenek, kültür ve dillerin çokluğundan dolayı bu tarihî ve coğrafi ilişkinin engin ve çok yönlü resmi görülür. Dolayısıyla bu ilişki ancak belirli konular ve bölgelere yoğunlaşarak incelenebilir.
Bu kongrelerin tesirinin ve faydalarının akademik alanın dışında da hissediliyor olması dikkate şayandır. Yapılan çalışmalar İdil-Ural bölgesini ve özelliklerini geniş çevrelere tanıtmaya katkıda bulunmuştur. Özellikle İdil-Ural toplumları ile Müslüman dünyasını birbirlerine tanıtmaya katkı sağlamıştır.