Makale

DİN İŞLERİ YÜKSEK KURULUNDAN

FIKIH KÖŞESİ

DİN İŞLERİ YÜKSEK KURULUNDAN

Namazda abdesti bozulan imam nasıl hareket etmelidir?

Bir imamın, namaz kılarken burnunun kanaması gibi elinde olmayan bir sebeple abdesti bozulursa, arkasında bulunan cemaat içinden imam olmaya elverişli bir kimseyi mihraba geçirir. Buna istihlaf denilir. Nitekim Hz. Ömer (r.a.) namaz kıldırırken saldırıya maruz kalıp yaralanınca imamlığa devam etmesi için yerine Abdurrahman b. Avf (r.a.)’ı geçirmiştir. Yine Hz. Ali de (r.a.) cemaate namaz kıldırdığı sırada burnu kanayınca cemaatten birini yerine geçirmiştir.
Abdesti bozulan imam, yerine bir adam geçirmeksizin camiden çıksa veya açık alanda namaz kılınması hâlinde saflardan ayrılsa cemaatin namazı bozulur.
Boy abdesti ile namaz kılınabilir mi? Namaz kılınabilmesi için ayrıca abdest almak gerekir mi?
Gusül abdesti alan bir kimse aynı zamanda namaz abdesti de almış olacağı için bu abdesti ile namaz kılabilir, ayrıca abdest alması gerekmez.
Hz. Peygamber’in gusül abdestine başlarken namaz abdesti gibi abdest aldığını ve gusülden sonra ayrıca abdest almadığını ifade eden hadisler vardır. (Buhari, Gusül 1; Müslim, Hayız 35, 36, 37; Muvatta I, 44, Tahare 67.)

Elbise veya bedene bulaşan kan, ne kadar olursa namaz kılmaya engel teşkil eder?

Namazın şartlarından birisi de necasetten yani hakiki ve maddi pislikten temizlenmektir. Namazın sahih olması için, beden, elbise ve namaz kılınacak yerlerin temiz olması şarttır. Namaz kılacak kişinin elbisesinde, bedeninde ve namaz kılacağı yerde, kan, idrar, dışkı ve meni gibi namaza mani necasetler bulunmamalıdır. Bu pisliklerin katı olanlarının dirhem miktarı (yaklaşık 2. 8 gram), sıvı olanlarının ise el ayasının büyüklüğünde bir alana yayılmış olanı namazın geçerliliğine engel olur. Bu miktarlardan az olan pislikler ise namaza mani değildir, fakat bunlar giderilmeden namaz kılınması mekruhtur.

Hemoroid/basur hastalığından dolayı gelen kan nasıl temizlenir, abdest nasıl alınmalıdır?

Hemoroidin ya da başka bir uzvun kanaması ile abdest bozulur. Ancak kanadığı hâlde akmayan ve çıktığı yerin dışına taşmayan kanamalar abdesti bozmaz. Şafii ve Maliki mezhebine göre kanama hiçbir şekilde abdesti bozmaz.
Hemoroid kanaması süreklilik taşıyorsa bu kimse özürlülere tanınan kolaylıktan istifade edebilir. Şöyle ki, dinmeyen burun kanaması, yaradan kan sızması, idrar tutamama, devamlı yellenme gibi bedenî rahatsızlıklar, en az bir namaz vakti süresince devam etmesi hâlinde özür olarak kabul edilmiştir. Böyle olan kimseye de özürlü denir. İslam dini kolaylık dinidir; kişiye gücünün üstünde yük yüklemez. Özürlü sayılan kişilerin ibadetlerini yerine getirebilmeleri için birtakım kolaylıklar getirmiştir. Özürlüler, her vakit için abdest alır ve mazeret teşkil eden rahatsızlığından başka, abdest bozan bir hâl meydana gelmedikçe, bu abdestle o vakit içerisinde dilediği kadar namaz kılar, Kur’an-ı Kerim okur ve diğer ibadetlerini yaparlar. Namaz vaktinin çıkmasıyla veya başka abdest bozan bir hâlin meydana gelmesiyle özürlü kimsenin abdesti bozulur. Kişiyi özürlü kılan hâl, bir namaz vakti boyunca hiç meydana gelmezse, özür ortadan kalkmış olur ve o kimse özür sahibi olmaktan çıkar. Özürlü kimseden akan kan, irin, idrar gibi şeylerin çamaşıra bulaşması hâlinde, bundan kaçınılması mümkün değil ve temizlendiğinde tekrar bulaşacaksa çamaşır yıkanmadan namaz kılınabilir. Fakat elbiseye tekrar bulaşmayacaksa yıkanması gerekir.

Kadınlar âdetli iken namaz kılabilirler mi?

Kadınlar âdetli iken namaz kılmazlar, oruç tutmazlar. Âdetli kadının namaz kılmasının ve oruç tutmasının caiz ve sahih olmadığında, yani âdetin bu iki ibadetin ifasına engel bir mazeret sayıldığında fakihler görüş birliğindedir.
Âdet süresince terk edilen namazların kaza edilmesinin gerekmediği, oruçların ise temizlendikten sonra tutulacağı hususlarında da görüş birliği vardır. Hz. Âişe (r.anha), Rasulüllah döneminde kendileri âdet gördüklerinde tutamadıkları oruçları kaza etmekle emrolunduklarını, kılamadıkları namazları ise kaza etmekle emrolunmadıklarını söylemiştir. (Buhari, Hayz, 20; Müslim, Hayz, 15.) bu uygulamalar Hz. Peygamber’in bilgi ve onayı dâhilinde cereyan etmiştir.

Lohusalık süresi ne kadardır? Bu sürede ibadetler nasıl yapılır?

Lohusalık/nifas hâli, doğum yapan veya organları belirmiş çocuk düşüren kadının doğumdan sonra kanamasının devam ettiği hâldir. Böyle kadına lohusa denir. Her kadın için farklı nifas süreleri olabilir. Bu, kadınların fiziki bünyelerine, kalıtım ve çevre şartlarına göre değişir. Doğumdan veya organları belirmiş ceninin düşürülmesinden sonra görülen kan, nifas kanıdır. Lohusalık hâlinin alt sınırı yoktur. Hanefi mezhebine göre üst sınırı kırk gündür. Kırk günden fazla görülen kan, nifas kanı değil, özür kanıdır. Lohusalık günlerindeki akıntı bir süre kesilip sonra devam ederse, akıntının kesildiği günler de lohusalık hâlinden sayılır. Şafii mezhebine göre de en azının sınırı yoktur, ancak üst sınırı 60 gündür.
Kadınlar nifas hâllerinde, cinsel ilişkide bulunamaz (Bakara, 2/222); namaz kılmaz, oruç tutmaz (Buhari, Hayz, 1; Müslim, Hayz, 14, 15.) ve Kâbe’yi tavaf edemezler. (Buhari, Hayz, 1/77.) Bu konuda müçtehitler görüş birliği içindedirler.
Kadınlar hayız ve nifas hâllerinde kılmadıkları namazları daha sonra kaza etmezler, ancak, tutamadıkları oruçları kaza ederler. (Müslim, Hayz, 67-69.)
Doğum yapan kadının kanaması kırk gün dolmadan kesilirse, kadın yıkanır ve ibadetlerini yapmaya başlar. Kırk gün geçtiği hâlde kan kesilmemişse, özürlü sayılır, yıkanarak ibadetlerine başlar.

Kıblesinde hata tespit edilen camilerle ilgili ne yapmak gerekir?

Kâbe’yi görerek namaz kılanların, doğrudan Kâbe’ye; görmeden kılanların ise Kâbe istikametine yönelmeleri (istikbal-i kıble), namazın farzlarındandır. Uzaklardan Kâbe’ye yöneliş, ancak takribi olarak gerçekleşebilir. Bu yönelişte esas olan, namaz kılanın yüzünün Kâbe istikametinden tamamen sapmamış olmasıdır. Kâbe veya Kâbe’nin gökyüzüne doğru dikey doğrultusu, kişinin yüz açısı içerisinde kaldığı sürece namaz kılan, Kıble’ye yönelmiş sayılmaktadır (Fetâvây-ı Hindiyye, I, 63). Buna göre namaz kılan, kendisini Kâbe’ye dik olarak bağlayan doğrudan, sağa veya sola tam 90 derece dönmediği takdirde yüzü, Kıble istikametinden tamamen sapmış olmaz. Dolayısıyla de namazın sıhhatine engel teşkil etmez. Bununla birlikte namaz kılan kişi, gücünün yettiği ölçüde Kâbe istikametine tam isabet edecek şekilde yönelmeye çalışmalıdır. Daha önce kıble istikameti yanlış olarak yapılmış olan camilerde kılınan namazlar sahihtir. Ancak kıble sapmaları, en kısa zamanda ve mümkün olan en uygun yolla düzeltilmelidir. Yeni yapılacak olan camilerin mihraplarının Kâbe istikametine yönelik olarak yapılmasına azami özen gösterilmelidir


Secdede ayakların yerden kesilmesi namaza zarar verir mi?

Secde ederken, rüknü yerine getirecek kadar bir süre ayak parmaklarından birinin yere dokunması yeterlidir. Ayakların en az birisi bu kadar süre ile yere dokunmazsa namaz sahih olmaz.