Makale

Vakti Müslüman Eylemek

Hadislerin Işığında

Rukiye Aydoğdu
Diyanet İşleri Uzmanı

Vakti Müslüman Eylemek

Ebu Hüreyre’den nakledildiğine göre, Rasulüllah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Kendisini ilgilendirmeyen şeyleri (malayaniyi) terk etmesi, kişinin Müslümanlığının güzelliğindendir.” (Tirmizi, Zühd, 11.)

Evvelden ahire...’’ uzanan zamanlardan birinde kimimiz zaman dolduruyor, kimimiz zaman geçiriyordu.
Birileri bize zaman tanırken, çoğumuz çoktan zamana uymuştu. Aslında aramızda zaman kaybedenler olduğu kadar zaman kollayanlar da vardı. Ancak zaman su gibi akarken, pek azımız zaman ile yarıştığının farkındaydı ve en çok zaman sıkıntısı çekenler, en iyi zaman öldürenlerdi.
Oysa hepimizin kolunda saatler vardı, hepimiz için zaman en kıymetli hazineydi, hepimiz az zamanda önemli işler yapabilme derdindeydik ve hep bir yerlere yetişebilmek için acele etmek zorundaydık. Hep bir koşuşturma içinde, nefes nefese zamanı yakalamak için çabalıyorduk. Hızlandırılmış bir filme benziyordu hayatımız, görüntüler vardı ancak işitilenler sadece anlamsız seslerden ibaretti. Kubbemizde baki kalan hoş bir seda yerine işte bu garip seslerdi.
Hâl böyleyken, zamanı idrak edemeyen bizler, asrı nasıl idrak edecektik?
Kitabımızı açtık, Rabbimizin güneşin ve ayın, gecenin ve gündüzün üzerine, asrın üzerine yeminler ettiğini gördük. Kendisine bahşedilen zamanın hakkını veremeyen kulların, “Keşke toprak olaydım” diye hayıflanmalarına şahit olduk. Pişmanlık içerisinde Rabbinden bir ömürlük hayat hakkı daha isteyerek çırpınanları, bu kendisine lütfedildiği takdirde samimi bir kul olma sözleri vererek yalvaranları gördük…
Müslümanız işittik, itaat ettik. Evet, biz Müslümanız, peki ya saatimiz?
Vaktimizi nasıl Müslüman eyleyebiliriz?
Hız sarmalında ömrü tükenen, ömrünü malayani ile geçirenin saati nasıl Müslüman olur?
Nebi’ye kulak verdik, buyurdu ki: “Kendisini ilgilendirmeyen şeyleri (malayaniyi) terk etmesi, kişinin Müslümanlığının güzelliğindendir.” (Tirmizi, Zühd, 11.)
Boş konuşmalar, gereksiz soru ve cevaplar, niteliksiz alışkanlıklar, insanın kendisini ilgilendirmeyen nafile uğraşlar, fuzuli meraklar, ne dünyaya ne ahirete faydası olacak tüm beyhude eylemleri kapsayan bir tabir: “Malayani”
Malayaniyi, bizi ilgilendirmeyen, bize hiçbir faydası olmayan, incir çekirdeğini doldurmayan, bununla birlikte farkında olmadan ömürleri işgal eden tüm boş işleri terk etmek…Ve tüm bunlardan uzaklaştığımız ölçüde İslam’la güzelleşmek…
Nebi’nin işaret ettiği üzere Müslümanlığımızın güzelliği, malayani ile olan mesafemiz ile ilişkili. Sevgili Peygamberimizin bildirdiğine göre malayaniye olan uzaklığımız kadar Müslümanlığımız güzel ve kaliteli. Zaman malayani ile geçerken, zamanı Müslüman bilinciyle yaşamıyorken yani vaktimiz Müslüman değilken ise Müslümanlığımız eksik, Müslüman bilincimiz yaralı. Müslümanlar olarak ancak fikrimizi, sözümüzü, bilincimizi, vicdanımızı, ahlakımızı ve vaktimizi Müslüman kıldığımız zaman sağlıklı bir Müslüman kimliğine sahip olmak mümkün.
Hayatımıza Rasul-i Ekrem’in “malayani” tabirini dâhil etmemizle, ışık hızıyla içinden geçtiğimiz hayatımızda bir duraksama olmalı, bir hız sarmalı hâline getirilen hayatımız yavaşlamalı, zamanın ne içinde ne dışında yaşayan biz ahir zaman Müslümanları şimdiye kadar geçirdikleri ömürlerini şöyle bir sorgulamalı. Zamanın ruhunu iliklerinde hissederek, hayatlarına nebevi bir disiplin kazandırmak adına saatlerinin ne kadar Müslüman olduğunu kendilerine sormalı. Ziyada başlayıp ziyada biten, huzurlu, hafif günler mi yaşadığımız; yoksa geceyi gündüze katıp saadeti az, meşakkati çok, bulanık renkli günlerin içinden mi geçiyoruz? Gözlerimizi nurlu sabahlara açıp hanelerimize seher bereketini mi dolduruyoruz, ne yaptığımızı bilmez bir hâlde akrep ve yelkovanları yakalamaya mı çalışıyoruz? Yaşadığımız çağın ânı yaşamak telkinlerine boyun eğip zamandan sürgün edildiğimizin ne kadar farkındayız? Hayatı dolu dolu yaşadığımız vehmine kapılıp aslında malayani istilasına maruz kaldığımızı, böylelikle hayatı ve dahi hakikati ıskaladığımızı neden bir türlü fark edemiyoruz? Çağımız endüstrisinin gözlerimiz, zihinlerimiz, kalbimiz, bilincimiz için özenle ürettiği malayani malzemelerineneden bu kadar rağbet gösteriyoruz? Gerçek şu ki, bu tuzaklara kapılıp zaman idrakini yitirdiğimizde ruhsuz gezen bedenler hâlinde faniliğe mahkûm edilmiş oluyoruz. Yıllar yılı saatimiz işliyor ancak biz duruyoruz. Ufuklarda olması gereken gözlerimiz gaflete yenik düşmüş durumda. Yüz çevirmemiz gereken “malayani” uğraşlarımızı her gün yeni bir şevkle, iştiyakla, heyecanla icra ediyoruz. İki günü birbirine denk olan zararda iken hangi günümüzü diğerinden bereketli kılıp kendimizi aşmak için çaba sarf ediyoruz? İyiliğe vesile olup kötülüğü engellemek adına hangi adımı atıyoruz? Huzura ak yüzlerle varabilmek için yüzümüzü ağartacak hangi işleri yapıyoruz?
Elimiz, dilimiz, kalbimiz malayani ile meşgulken dünyadaki tüm acıların son bulmasını bekliyoruz. Sadece cılız temennilerde bulunuyoruz çoğu zaman kendimizin dahi işitmediği: İnsanların barış içinde yaşadığı bir dünya istiyoruz. Çocuklar ölmesin istiyoruz. Zulüm dursun istiyoruz. Musa’nın firavunları dize getirmesini, ebabillerin filleri yenmesini diliyoruz. Biz, yardım için kimseye elimizi uzatmazken Rabbimizin inayetini üzerimize indirmesini istiyoruz. Malayani işlerin kıskacında ömrümüz beyhude geçerken, göklerden mucizeler inmesini bekliyoruz.Bizim kendi mucizemizin gafletten, bencillikten, tembellikten, nafile meşgalelerden arınmak olduğunun farkına varamıyoruz.
Oysa Müslümanlar olarak vakit duyarlılığı kazanıp zamanda deruni yolculuklara çıkabildiğimizde, zamandan yeni zamanlar devşirebildiğimizde “Müslüman” vasfını hak etmiş olacağız. İşte o zaman başımızdaki kara bulutlar dağılacak ve çok daha farklı bir dünyaya gözlerimizi açacağız. Kendimizi ve vaktimizi Müslüman eyleyebildiğimiz zaman…