Makale

Helal ve Sağlıklı Gıda Bilinci

Yeşil Alan

Prof. Dr. Kaşif Hamdi Okur
Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Helal ve Sağlıklı Gıda Bilinci

İnsanoğlunun varlığını sürdürebilmek için en önemli gereksinimlerinden biri de gıda ihtiyacıdır. Bu ihtiyacı gidermek amacıyla helal ve temiz olarak nitelenen gıda maddeleri insanın istifadesine sunulmuştur. (Bakara, 2/168, 172; Maide, 5/88.) Helal ve haram kavramları dinî yaşayış açısından son derece önem arz etmektedir. İnanan bir insan hayati faaliyetlerini helal dairesi içerisinde, haram olan sahaya tecavüz etmeksizin sürdürmek durumundadır. Dinî terminolojide helal “dinen izin verilmiş ve serbest olan”ı, haram da “dinen yasaklanmış olan”ı anlatmaktadır. Haram kılmak, helal dairesini belirlemek yalnızca Yüce Allah’ın yetkisindedir. Bu yetki sahasını ihlale yeltenenler ise ciddi eleştirilerle karşı karşıya bırakılmıştır. (Araf, 7/32; Yunus, 10/59; Nahl, 16/116.) Helal ve haram sınırına riayet etmek, özellikle gıdalar konusunda ayrı bir önem taşımaktadır. Nitekim peygamberlere yönelik olan hitapta önce helal gıda ile beslenilmesi, akabinde salih amel işlenmesi emredilmiştir. (Müminun, 23/51.) Gerek gıdasında gerek kazandığında helal-haram ölçüsüne riayet etmeyenin, düzenli ibadetlerinde çok titiz olsa bile dualarının kabul olunmayacağı, Allah katında bir değer taşıyamayacağı da vurgulanmıştır. (Müslim, Zekât, 19; Nevevi, Şerhu Sahih-i Müslim, Beyrut ts., c. VII, s. 100.)
Helal ve haram olan gıdalar bağlamında Kur’an-ı Kerim’de tayyib/tayyibat kavramının öne çıktığı görülmektedir. Tayyib kelimesi Rağıb el-İsfehani’nin açıklamalarına göre hoşa giden beğenilen şeyler, yenilmesi helal olan yiyecekler, usulüne uygun olarak kesilmiş hayvanlar, verimli ve temiz toprak, iyi davranışta bulunan erdemli insanlar gibi oldukça olumlu nitelikleri içeren bir muhtevaya sahiptir. (Rağıb el-İsfehani, el-Müfredat fi garibi’l-Kur’an, Beyrut ts., ss. 308-309.) Bu kavramın karşısında da olumsuz anlamların yüklendiği habis kelimesi yer almaktadır. (el-Müfredat, s. 141.) Gıdalar bağlamında ise tayyib, helal olan ve insanın hoşlandığı temiz yiyecekleri anlatmaktadır. (Fahruddin er-Razi, et-Tefsiru’l-kebir, Beyrut 2001, c. V, s. 185; Kurtubi, el-Camiu li ahkâmi’l-Kur’an, Beyrut 1988, c. II, s. 140.) Hz. Peygamber’in “tayyib olanları helal kılan” ve “habis olanları haram kılan” şeklinde nitelediği dikkate alındığında, (Araf, 7/157.) gıdalar söz konusu olunca insanın hoşlandığı, faydalı ve temiz yiyeceklerin prensip olarak helal, insanın hoşlanmadığı, iğrenç ve temiz olmayan şeylerin ise prensip olarak haram olduğunu söyleyebiliriz. Temel yaklaşım bu olmakla beraber kimi zaman cezalandırmak maksadıyla belli toplumlara bazı tayyib niteliği taşıyan yiyecekler haram kılınmıştır. (Nisa, 4/160-161; Enam, 6/146.) Dolayısıyla haram ve helal kılma yalnızca fayda ve zararla bağlantılı olmayıp, Yüce Allah’ın teabbüdi yönü ağırlıklı olan bir tasarrufudur. (bk. İzzüddin İbn Abdisselam, Kavaidü’l-ahkâm fi masalihi’l-enam, Beyrut 1990, c. I, s. 34.) Yani bir gıdanın hangi gerekçeyle haram kılındığı tam olarak tespit edilemese bile, Allah tarafından kullanımının yasaklanmış olması, bir Müslümanın o gıdadan uzak durması için yeter gerekçedir. Teabbüdilik dediğimiz husus, bu durumu anlatmaktadır. Nitekim bu husus, yasak yiyecek uygulamasının ilk defa gündeme getirildiği Hz. Adem kıssasında da kendini göstermektedir. (Bakara, 2/35-37.) Haramlık ve helallik kriteri olarak fayda ve zarar içerikli bazı somut gerekçeleri bağlayıcı kabul edenler, bu gerekçeler izale edilebildiği takdirde haramlığın ortadan kalkabileceği gibi düşüncelere kapılabilmektedirler. Ancak bu hatalı yaklaşımı benimseyenler bir noktayı gözden uzak tutmaktadırlar: Haram ve helal sınırına riayet etmek mükellefler açısından fayda ve zarar ilişkisine dayalı somut gerekçelerin ötesinde, kulluğun bir gereği olarak dünyada tabi tutulduğumuz imtihanın bir parçasını oluşturmaktadır.
Klasik literatürde yenilebilecek nesnelerin cemadat (inorganik maddeler) ve madenler, hayvan kökenli olanlar ve bitki kökenli olanlar şeklinde üç grupta toplandığı görülmektedir. Cemadat ve madenlerin yenilebilmesi insan sağlığına faydalı veya zararlı olması açısından ele alınmıştır. Tuz gibi yenmesi mutat olan inorganik gıda maddelerinin tüketilmesinde bir sakınca görülmemekle birlikte, yenmesi mutat olmayan, insan sağlığına olumsuz etkileri olan toprak, çamur gibi maddelerin yenilmesine ise olumlu bakılmamıştır. Bitki kökenli gıda maddelerinde haram ve helallik durumu, akıl ve beden sağlığına zarar vermesi açısından ele alınmış, bu bağlamda alkollü içki ve uyuşturucu maddelerin kullanılması helal görülmemiştir. Hayvan kökenli gıda maddelerinde ise hangisinin, hangi şartlarda tüketilebileceği naslarda ehemmiyetle ele alınmış, fıkıh âlimleri tarafından da detayları ile ilgili oldukça ayrıntılı hükümler belirlenmiştir. (bk. İbn Rüşd, Bidayetü’l-müctehid, İstanbul 1333, c. I, ss. 377-382.)
Hayatın her alanında olduğu gibi, en temel fizyolojik ihtiyaçların karşılandığı gıda alanında da helal-haram sınırlarına riayet edebilmek, dindar bir tavır alışın olmazsa olmaz şartları içerisinde yer almaktadır. Özellikle insanların, tükettikleri gıda maddelerinin üretim süreciyle alakalı fazla bir etkilerinin söz konusu olmadığı, tamamen tüketici kimliğinin öne çıktığı günümüzde bu alanla ilgili yeni problemler ortaya çıkmaktadır. Katkı maddeleri sayılarını takip etmeyi imkânsız kılacak ölçüde artmış, bunların köken ve üretim süreçleriyle ilgili helallik/haramlık meseleleriyle yüz yüze gelinmiştir. Köken itibarıyla gayrimüslim ülkelere dayanan, yabancı menşeli katkı maddelerinde ise gösterilmesi gereken hassasiyet ayrı bir boyut kazanmaktadır. Tüm bu hususlar helal gıda bilinci ve arayışının ne kadar zaruri olduğunu göstermektedir. Son zamanlarda bu bilincin yerleşmesi amacıyla faaliyet gösteren bazı kuruluşların, bu yönde kamuoyu oluşturma çabaları dikkat çekmektedir. İlgili arayışlar kapsamında “helal gıda sertifikası” uygulamasının hayata geçirilmesi için yoğun çaba sarf edildiği de bilinmektedir. (Dünyada ve ülkemizde bu yöndeki faaliyetler hakkında derli toplu bilgi için bk. Ercan Kurt, “Dünyada ve Ülkemizde Helal Belgelendirme Çalışmalarında Mevcut Durum”, Standard, yıl: 52 sayı: 611; Nisan 2013, ss 27-32.)
Günümüzde helal gıda kriterlerinden bahsettiğimizde, bazı noktalar ön plana çıkmaktadır. Öncelikle ilgili gıda maddesi, domuz eti, şarap vb. dinen haram sayılan bir madde olmamalı, üretim, saklanma ve pazarlama süreci içerisinde tüketilmesi haram olan maddelerden elde edilen katkı maddesi, koruyucu madde veya ambalaj malzemesi içermemelidir. Bunun yanında sağlıklı gıda tüketimi açısından, ilgili gıdaların insan sağlığına ve hijyene uygun bir biçimde üretilip istifadeye sunulması da önem taşımaktadır. Bir gıda maddesi, muhtevasında tüketilmesi haram olan bir madde barındırmasa dahi eğer uygun koşullarda üretilmemişse ve bundan dolayı insan sağlığına zarar veriyorsa, o maddenin kullanılması için de verdiği zararın boyutuna göre “mekruh” yahut “haram” hükmü verilebilmelidir. Klasik kaynaklarımızda yeterince üzerinde durulmayan bu husus günümüzde fevkalade önem taşımaktadır. Bu bağlamda, helal ve sağlıklı gıda bilinci açısından son derece önemli olan, klasik kaynaklarımızda yer aldığı hâlde toplumun yeterince önemsemediği bir hususa daha dikkat çekmek istiyoruz: Bir gıdanın muhteva itibarıyla helal ve sağlıklı üretilmiş olması, helal ve meşru bir sebeple kişinin mülkiyetine girmiş olması, o gıda maddesinin hiçbir sınırlamaya tabi tutulmadan tüketilebileceği anlamına gelmemektedir. Zira fıkıh kaynaklarımızda ifade edildiği üzere, bir kişinin karnı doyduktan sonra hâlâ yemeye devam etmesi haramdır. Bu hükmün iki gerekçesi bulunmaktadır: Karnı doyduktan sonra yemeye devam etmek gıda maddesini israf etmektir. Aynı zamanda bu eylem insan sağlığına da zararlıdır. (Mevsıli, el-İhtiyar, Kahire 1951, c. IV, s. 173.) Bu verileri dikkate aldığımızda helal ve sağlıklı gıda bilinci açısından, helal ve sağlıklı beslenme anlayışını da gündemimize almanın gerekliliği açıktır. Nafile ibadetler, müstehaplar ve edepler kategorisinde yer alan -çoğu sağlam kaynaklara dayanmasa da- birçok ayrıntı konusunda hassasiyet gösteren kitlelerin, bu sarih hüküm karşısında kayıtsızlık göstermesi üzerinde durulması gereken bir husustur. Bu bağlamda kendini dindar olarak tanımlayan kitle arasında obezitenin yaygın olması ve sebepleri de incelenmelidir.
Helal gıda faaliyetleri içerisinde dikkatli ve hassas olunması gereken önemli bir nokta da, helal-haram çerçevesi belirlenirken naslar tarafından çizilen kesin sınırlar ile anlama ve yorumlama bağlamında içtihada dayanarak ulaşılan yargılar arasındaki bağlayıcılık ve öncelik hiyerarşisinin gözden kaçırılmamasıdır. (Nitekim klasik fıkıhçıların da gıda bağlamında, Allah ve Rasulü tarafından açıkça yasaklananlar ile fıkıhçılar arasında ihtilaf konusu olan meseleler arasında bilinçli bir ayırım yaptıkları görülmektedir. Konuyla ilgili dikkat çekici bir örnek için bk. Kadı İyad, Tertibü’l-Medarik, Beyrut 1998, c. I, ss. 444-445.)
Bu hususun göz ardı edilmesi, helal gıda bilinciyle ilgili çalışmaları olumsuz etkileyebilecektir. İlgili hassasiyetlere dikkat etmek koşuluyla helal gıda arayışı içerisinde olmak, helal gıda bilincinin canlı tutulmasına katkıda bulunmak inanan insan için önemli bir görev ve anlamlı bir tavır alış biçimi niteliği taşımaktadır.