Makale

Evlilikte Fay Kırılması Boşanma

Doç. Dr. Halil Altuntaş
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

Evlilikte
Fay Kırılması
Boşanma

Mehmet Akif "Köse İmam" adlı şiirinde, yaşadığı dönemin ciddî bir sosyal yarası durumundaki boşanma problemini; İslam’ın aile konusundaki bazı prensiplerinin -özellikle erkek tarafından- yanlış algılanması ve istismar edilmesi düzleminde, çok etkili bir dille ele almaktadır. (Safahât, İnkılâp-Aka, Yeni Matb. 1st. 1966, s. 126-130) Gerçekte boşanma artan ya da eksilen grafiklerle her dönemde toplumsal bir problem olarak hep var olmuştur. Aile beraberlikleri var oldukça da boşanmalar olacaktır. Fakat hedef, ne yapıp edip boşanmaları en az düzeye indirmek olmalıdır.
Aile beraberliği, paylaşmanın sağladığı bütünlüktür. Her evlilik maddî ve manevî birtakım şeyleri paylaşmak için yapılır. Ancak bu paylaşmanın gerçekleşmediği yerde gündeme gelen olgu ayrılıktır, boşanmadır.
Neleri paylaşır eşler?
Tek kelime ile hayatı paylaşırlar, diyebiliriz. Burada "hayat", bütün güçlükleri ve güzellikleri ile gündemdedir. Taraflardan birinin bu gerçeği gözden kaçırması, ya da görmezlikten gelmesi, üstü kapalı ya da açık, işlerin bir yerlerde iyi gitmediğinin göstergesidir. "Yalnızlık Allah’a mahsustur" der bir ata sözümüz. İşaret ettiği asıl nokta ise, insanın hayatını tek başına sürdüremeyeceği, bir aile yuvasına ihtiyaç duyduğudur ve burada kesinlikle cinsiyet ayırımı yoktur. Yani eşlerden birinin diğerine duyduğu ihtiyaç, diğerinin berikine duyduğundan farklı değildir.
Kur’an boşanmayı bir vakıa olarak kabul eder, boşanma yasağını insan tabiatına aykırı bulur. Bununla birlikte gerekli gereksiz boşanma yoluna baş vurulmasını da onaylamaz. Hz. Peygamber (s.a.s.); "Allah zevk için boşanıp evlenen erkekleri ve kadınları sevmez." (Taberânî, Evsat, vııı, 24) buyuruyor. Boşanmaya sebep olacak durumların ortaya çıkmaması için gerekli tedbirlerin önceden alınmasını öngörür. Evlilik sonuçta, ayrı cinsiyet, ayrı beden; farklı ruh, duygu, ekonomik durum ve dünya görüşündeki farklı iki insanın belli kurallar altında ortak bir hayat zemininde buluşmasını ifade ediyor. Evliliğin sağlam temele oturması ve süreklilik arz etmesi, evlilik öncesi ve sonrası bir takım ön şartlarla bağlantılıdır. Eşlerin, aralarındaki farklılıkların en aza indiği kimseler olması, evliliğin devamı noktasında gözetilmesi gereken önemli bir konudur, işte, İslam fıkhının, evlenecek kişiler arasında gözetilmesi ön gördüğü kefâet/denklik şartlan evlilik öncesi alınması gereken önlemlerin talim edildiği formüldür. Bu konuda belirlenen sosyal statü (soy ve şeref), dindarlık, meslek, ekonomik durum gibi nitelikler, aile yuvasının kurulmasında insana ve onun hayatına ait bütün yönlerin nasıl dikkate alındığını açıkça ortaya koymaktadır.
Eşler arası denklik şartları aslında bir tek hedefe hizmet ediyor: Onların birbirini kolayca anlamalarını ve böylece evliliğin sürekliliğini sağlamak. Hayatı şekillendiren bu temel niteliklere ortaklaşa sahip iki insanın evlilik hayatında sarsılmaların yaşanması zordur. Zira bu ortak nitelikler, eşler arasında bir iletişim ortamının oluşmasına yardımcı olur, iletişim kurabilen eşler bir birlerini daha iyi tanıyacak, biri kendini öbürünün yerine koyma yeteneğini kazanacaktır. (Empati) Anlamak, sevmenin kapısıdır. Karşılıklı anlayış, sevgi ve saygının oluşup devam etmesinde önemli bir yere sahiptir.
Çocuklar, mutluluğu -tıpkı ana dilleri gibi- aile yuvasında öğrenirler. Mutluluk öğrenilen bir şeydir. Bunun en sağlıklı yolu da görerek, algılayarak ve sentezleyerek öğrenmedir. Bir çiftin ortaya koyacakları mutlu bir hayat süreci arka plânında, dinî, ahlâkî, İnsanî, sosyal, psikolojik bir dizi olumlu davranış biçimlerini barındırır. Böyle bir ortamda yaşayan çocuk, büyük oranda, yüzme yeteneği ile doğan balık gibi mutlu bir hayatın reçetesine sahip bulunarak kendi yuvasını kurmuş olacaktır. Böyle bir ailede boşanma eğilimleri kolay kolay ortaya çıkmayacaktır. Bu sebeple, gelecek ailelerin devamlılığı ve toplumun sağlıklı yapısı adına çocuklara böyle olumlu ortamların sağlanması gerekiyor.
Dünya küçüldükçe insanın yaşama alanı da daralıyor. Bu daralma maddî olduğu gibi zihin alanında ve dünya görüş alanında da gerçekleşiyor. Alabildiğine bireyselleşen bir hayat eğilimi bunun temel göstergeleri arasındadır. Çekirdek aile kavramı söz konusu daralmanın aile planındaki yansımasını simgeler. Daralan hayatta, insan ilişkileri de dar ve sınırlı kişiler arasına sıkışıp kalıyor çok kere. Böyle bir ortamda yaşanabilecek güzellikler "bencilce" bir görünüm sergilerken, yaşanan zorluklarda da kendi yağı ile kavrulmak zorunda kalınabiliyor. Eşler aralarında çıkan uyuşmazlıkları kendi başlarına aşmadıkları zaman baş vuracakları ilk yer mahkemeler oluyor çok kere. Halbuki bu alanda yakınların, akrabaların tecrübe ve hakemliğine baş vurmak önemli ölçüde olumlu sonuç almaktadır. Her sıkıntının hemen mahkeme solanlarına taşınması ile konu genellikle bir kırılma noktasına ulaşmış ve dönüşü olmayan bir yola girilmiş oluyor.
Aile için problemlerin çözümünde tarafların akrabalarına önemli bir rol yükler bizim kültürümüz: Hakemlik rolü. Eşler arası geçimsizliklerin pek çoğunun temelinde bir şekilde giderilebilecek problemler yer alır, içeriden görülemeyen bu çözüm yolu, dışarıdan bir bakışla görülebilir. Hakemlik uygulaması kaynağını Kur’an’dan alır:
"Eğer karı-kocanın arasının açılmasından endişe ederseniz, erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin, iki taraf (arayı) düzeltmek isterse, Allah da onları uzlaştırır. Şüphesiz, Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdardır." (Nisa, 35)
Ayet, hakemlik konusunda tarafların yakınlarına atıfta bulunmaktadır. Ancak gerektiğinde belli nizama dayalı olarak bu görevi üstlenecek sosyal kuruluşlar/heyetler de tesis edilebilir.
Hakemler, taraflara karşılıklı olarak kendilerini anlatma ve sıkıntının temel kaynağına ulaşma imkanını sunar. Teşhisin olduğu yerde tedavi mümkündür. Boşanmanın gerçekleşmesi halinde kadının bir başkası ile evlenebilmesi için gözetilmesi zarurî olan bir ara bekleme dönemi (iddet) Islâm’ın evlilik kurumuna atfettiği önemi ortaya koyması açısından önemlidir. (Talak, i)
Boşanmalar, ekonomik, sosyal, psikolojik, kültürel sayısız sebebe dayanıyor.
Zannedilenin aksine maddî zorluklar boşanma sebepleri arasında ön sıralarda yer almamaktadır. İnsanlar, zor durumlarda daha bir dayanışma içinde oluyorlar. Başta sadakatsizlik, şiddet ve aşağılayıcı muamele ise aile yuvasını tahrip eden temel etkenler olarak ön plâna çıkmaktadır.
Boşanmayla sonuçlanan evlilikler konusunda yapılan araştırmalar, eşlerin evlilik kararı verirken "güzellik/yakışıklılık" unsurunu ilk sıraya koyduğunu, aşkı ikinci sırada tutulduğunu; sevgi, dindarlık, güzel huy ve ekonomik gerekçelerin ise son sıralarda yer aldığını ortaya koymaktadır. (Aksiyon, 15.12.2003, s.30) Burada, Islâm Peygamberinin (s.a.s.) eş seçerken dindarlık olgusunun öne alınması yönündeki tavsiyesini bir kere daha hatırlatmakta fayda vardır.
Boşanma en son çare olarak düşünülmelidir. Böyle düşünmeyi gerekli kılacak pek çok sebebe sahibiz. Bu sebeple "Allah, kendisini boşamadan daha çok öfkelendirecek bir şeyi helâl kılmış değildir." (Ebû Dâvûd, Talak, 3) "Allah’ın en çok öfkelendiği helâl boşamadır." (Ebû Dâvûd, Talak, 3) Bu hadislerde öne çıkan fikir şudur: Boşanma, haklı gerekçelere dayanmalıdır. Boşanmaya götüren sebeplerin kişisel yanlışlıklara dayanması halinde yüklenilecek sorumluluğun boyutları çok büyüktür. Yoksa yukarıdaki hadislerin mesajını, her ne olursa olsun boşanmanın kötü bir şey olduğu şeklinde anlamak yanlış olur.
Boşanma, toplumun uzviyetinin çözülmesini ifade ediyorsa, hiç evlenmemenin getireceği tehlikenin boyutlarını tahminde zorluk çekmeyiz. Batı, aile değerlerini kaybetmenin kendisine nelere mâl olduğunu fark edip bu açmazdan kurtulmanın yollarını arıyor. Bizim toplumumuzda aile her şeye rağmen hâlâ "toplumun temeli" olma niteliğini korumaktadır. Ancak ciddî hasarlar ve sarsılmalar gerçekleşmemiş de değildir. Ülkenin çeşitli bölgelerinden gelen üniversiteli gençler üzerinde yapılan bir araştırma, bunların yüzde otuz üçünün evliliğe sıcak bakmadığını ortaya koymuştur. (Türkiye, 12. 01. 2004, s. 2) Bu, gerçekten ciddi bir uyarıdır. Böyle bir olumsuz yönelişin sebepleri üzerinde ciddiyetle durmak gerekiyor. Ekonomik şartların, evlenmeye yönelişin önünde ciddî bir engel olduğu gerçektir. Fakat, bu gibi durumlarda evlilik istendiği halde gerçekleştirilememek- tedir. Evliliğe "soğuk bakmak" ise bir değer yargıları problemidir. Nikâhsız birlikteliğe yönelişin bir göstergesi ile karşı karşıya bulunuyoruz. Toplumdaki dinî ve ahlâkî değerlerin eğitimli genç nesil üzerindeki etki alanının daralma sürecine girdiğini gösteriyor. Şüphesiz ortada bir kültür aşınması ve yabancılaşma olgusu vardır. Batı’nın terk etmeye çalıştığı "değer yargıları" kültürümüzde ne yazık ki zemin buluyor. Ne yazık ki bazı gazeteler ve televizyon programları bu olumsuz yönelişi teşvik etmektedir. Magazin dünyasının öne çıkarılan simalarının ağzından, evliliğin bağlayıcı ve özgürlükleri kısıtlayıcı olduğu, buna karşılık "arkadaşlık beraberliğinin çok "elverişli" olduğu bir şekilde ifade ediliyor.
Aile kurumunun hırpalandığı yerlerden biri de magazin kökenli boşanmalardır. İki "ünlü" kişinin boşanmalarının haber olacağı tezinden hareketle nikâh bağına son verilmesi olaylarına hemen her zaman şahit oluyoruz. "Ayrıldık ama iki medenî insan gibi arkadaşlığımız sürüyor" sloganı da eksik edilmiyor. Bu tür "mesajlar", heyecanları ve hevesleri henüz oturmamış gençlerin aile kurumuna bakışları üzerinde şüphesiz büyük tahribat yapmaktadır.
Her şeye rağmen ayrılmanın kaçınılmaz olduğu durumlarda, bu işi kavgasız gürültüsüz yapmak en sağlıklı yoldur. Böylece, kalıcı husumetlere yol açılmamış, tarafların yakınları arasında soğuk rüzgarlar estirilmemiş olur. Boşanma bu yönü ile iyi bir görüntü verir. "İyi boşanma" diye nitelenebilecek şey de budur. Gerçekte boşanmak istendiği halde, sırf karşı tarafa zarar vermek için boşanmamakta diretil- diği, buna karşılık ayrı yaşamanın tercih edildiği olaylara sıklıkla rastlıyoruz. Bu tür davranışlar görünürde ve geçici olarak "rahatlatıcı" gibi olsa da, problemi daha da derinleştirmekten öteye geçmemekte, boşanmamın zararı kat kat büyümektedir. Kur’an’da şöyle buyuruluyor: "Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri zaman, ya onları iyilikle tutun, yahut iyilikle bırakın. Haklarına tecavüz edip zarar vermek için onları tutmayın. Bunu kim yaparsa kendine zulmetmiş olur." (Bakara, 231)
Boşanma evlilikteki fay kırılmasıdır. Bu zeminde yer alan her iki taraf üzerinde de tahribat yapar, her şeyi "dümdüz" eder. Bu sebeple yuva kurulurken iyi bir "zemin etüdü" yapmak gerekir.