Makale

Vefanın Adı Var

Dr. Ömer Menekşe
Derleme ve Yayın Şubesi Müdürü

Vefanın
Adı var…

Zaman hızla akıyor... Ancak her geçen ı zaman bize kendimizi unutturuyor, âdeta kalabalıklar içinde yalnızlaşıyoruz.
Etrafımıza şöyle bir baktığımızda babanın evlâdından, evlâdın aile ocağından, komşunun komşudan kaçmaya çalıştığını üzüntüyle görüyoruz. Halimizi soracak, bir nebze olsun dertlerimizi paylaşacak insanlar arıyoruz.
Günümüzde çoğu ilişkilerin menfaat temeli üzerine inşa edildiğini, insanların çoğu zaman kendilerine sağlayacağı menfaatler ölçüsünde başkalarıyla ilgilendiğini, çoğu kez üst kattaki komşunun alt kattakinden habersiz yaşadığını, aileler ve yakınlar arasındaki irtibat ve ilişkilerin gittikçe zayıfladığını, nesiller arasında âdeta kalın duvarların örüldüğünü, edep, haya, iffet gibi bizi biz yapan değerlerin kaybolmaya yüz tuttuğunu, dostluktan ihanete, fedakârlıktan inada, vefadan vefasızlığa bir içerik değişimi, öz yitimi yaşıyoruz.
İşte unuttuğumuz hasletlerden, kaybolmaya yüz tutan değerlerimizden biridir vefa...
Kaç zaman, kaç yerde, kaç kişiden ’çok vefalıymış’ sözünü duyduk... Hâlbuki ’ah vefa- sız’dan ’hiç vefa yokmuş’a, ’çok vefasız çıktın’dan ’sende vefa nerde’ye kadar duymadığımız vefasızlık kalmadı...
Vefa, "elveda"nın bitirmek istenmeyen perdesi... Hayatımızdan geçenleri hatırlama vesilesi... Bir fincan kahvenin acı telvesi... Ya şimdi? Bu güzellikten ne kadar da uzak yaşamaktayız. Bizi biz yapan değerler arasında olan vefadan ne kadar da uzaktayız.
İçimizde nice kaleler inşa etmişizdir hayatın hızı karşısında farkına varamadığımız... Meselâ unutkanlık. İyi günlerimizde unutuveririz kötü günleri. Bolluğa kavuştuğumuzda kimin aklına gelir eski dostlar, arkadaşlar. Ya vefasızlık kalesine ne demeli. Vefa’yı İstanbul’da bir semt haline getiren bizim içimizde hırs, kibir, nezaketsizlik tuğlalarından ördüğümüz taşlar değil midir? Vefayı ve sadakati bize unutturan da o kalede yaşıyor olmamız...
Vefa... sadakat, sözünü yerine getirme, sözünde durma, borcunu ödeme; sevgi, bağlılık ve dostlukta sebat; yetme ve yetişme; güzel ve yüce ahlâk... Aldatma ve hıyanetin zıddı... Vefakâr... Vefalı kimse... Üzerindeki hakları eksiksiz ödeyen/yerine getiren ve sadece kendi hakkı olanı alan...
Vefa, sevginin, dostluğun ve kardeşliğin bağrında yetişen gül... Vefa; duygu, düşünce ve tasavvurda aynı şeyleri paylaşan kişilerin ortak özelliği... Kin, nefret ve kıskançlık gibi duyguların yok ettiği vefa... Sevgi, iyilik ve kardeşlik ikliminde ancak boy atıp gelişebilir vefa... İnsanın gönlüyle bütünleşmesidir vefa... Kalbî ve ruhî hayatı olmayanlarda vefadan bahsetmek kolay değil...
"Konuşurken doğru söyleme, verdiği sözlerde, ettiği yeminlerde vefalı olma gönül hayatına bağlıdır. Kendini yalan ve aldatmadan kurtaramayan, verdiği söz ve yeminlere aykırı davranan ve yüklendiği sorumluluğun ağırlığını duymayan ikiyüzlü ve müraî tiplerin gönül hayatına sahip olabileceklerini düşünmek, kişinin kendini aldatması ile eş değerdir."
Fert, vefa duygusuyla yükselir. Yuva, vefa duygusu üzerine kurulmuş ise devam eder ve canlı kalır. Millet bu yüce duygu ile faziletlere erer.
Vefa; yani sözünde durmak, yaptığı anlaşmaya sadık kalmak, özünde ve sözünde doğru olmak...
Verilen sözün yerine getirilmesi Kur’an-ı Kerim’in emridir. Müslüman verdiği sözde durur, sözünden caymaz.
"....verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz (veren sözünden) sorumludur." (Isrâ, 34)
"Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir." (Saf, 2-3)
Vefa’nın en güzel örneğini Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e bütün zamanları kuşatan, Yüce Allah’ın rahmet mektebinin öğretmenleri, öncü ve örnek kılavuzlar olan peygamberlerde görmek mümkündür.
içinde neşet ettikleri toplumun elinden tutan, pek çoğu da bu uğurda canlarını veren peygamberler, tarih boyunca vefasızlığın en acımasızına muhatap olmuşlardır. Yaşanan en çarpıcı vefasızlıklardan biri şu ayetlerde dile getirilmektedir.
"Dediler ki: "Ey Musa! Onlar orada bulundukça biz oraya asla girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin onlarla savaşın. Biz burada oturacağız. Musa; "Ey Rabbiml Ben ancak kendime ve kardeşime söz geçirebilirim. Artık bizimle, o yoldan çıkmışların arasını ayır" dedi." (Maide, 24-25) Bir tarafta içinde görevlendirildiği toplumun kurtuluşu için gayret gösteren ve çok üzülen, onları Mısır’da asırlarca süren kölelikten kurtarmış, unuttukları hak ve hidayetle yeniden buluşturmuş bir peygamber, diğer tarafta onu alaya alan, "git sen ve Rabb’in savaşın!" diyen vefasızlar güruhu...
Vefa, peygamberlerin temel özelliklerinden biridir. Kur’an, yeri geldikçe bize o eşsiz vefalılardan söz etmektedir. Örneğin, Hz. Âdem, yüzüne kapanan kapıları gönlünde taşıdığı sırlı vefa anahtarıyla teker teker açmış ve gufran çeşmelerine ulaşmıştır. Buna karşılık İblis ise, göz göre göre kendisini vefasızlık çukuruna atarak boğulmuştur. (Bk. A’raf, 11-30)
Bir koç gibi kurban edilme imtihanını başarı ile geçen Hz. İsmail için onun vefalı Rabbi şöyle buyurmaktadır: "Kitap’ta İsmail’i de an. Şüphesiz o sözünde duran bir kimse idi. Bir resül, bir nebi idi." (Meryem, 54) Ciğer paresini kurban etme imtihanına tabi tutulan babası Hz. İbrahim için ise Kur’an-ı Kerim’de şu ifadeler yer almaktadır: "Yoksa, Musa’nın ve Allah’ın emirlerini bütünüyle yerine getiren İbrahim’in sahifele- rindeki şu hakikatler kendisine haber verilmedi mi?" (Necm, 3637) Hakk’ın dostu ve nebilerin babası Hz. İbrahim, Nemrut’un ateşini göğüslerken de tam bir vefa kahramanıydı. Hz. Cebrail’in yardım teklifini geri çevirirken asıl Kudret Sahibine vefasızlık yapacağı kaygısında idi. Bu vefası elbette karşılıksız kalmazdı ve ateş onun için serinlik ve esenlik kilindi. (Bk. Enbiya, 69)
Hz. Nuh da asırlarca süren ızdıraplı, fakat vefalı bir hayat yaşadı. Yıllar yılı bütün tenbih ve ikazlarının cemaatinin büyük bir kısmında tesir icra etmemesi, onu bağlı bulunduğu kapıya karşı vefadan asla geri döndüre- medi. Ondaki bu vefa duygusu idi ki, yerlerin ve göklerin hışımla insanlığın üzerine yürüdüğü anda, ona kurtuluş gemisi oldu. (Bk. Hûd, 40, Mü’minûn, 27)
İnkârcılar arasında bile "elemin; güvenilir, sözünde duran" sıfatıyla anılan Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’in vefa ve sadakatle dolu hayatı da önümüzdeki en güzel örnektir.
Öyleki, o, kimseye müyesser olmayan mi’raca, zirvede temsil ettiği pek çok faziletinin yanı sıra, ruhundaki vefa duygusu ile de mazhar oldu. Meleklerin bile ulaşamadığı makamlara ulaştı, ancak gözlerin kamaştığı ve gönüllerin hayrette kalıp kendinden geçtiği o âlemi, ümmetine olan vefa duygusu ile tereddüt etmeden terk edip arkadaşlarının arasına geri döndü.
Evet, o, bir vefa insanıydı. Sadece insanlara karşı değil, taşa toprağa karşı bile vefayla dopdoluydu. Mekke’yi arzular, Uhud’a uğrar ve sık sık ilk konağı olan Küba’yı ziyaret ederdi. Çünkü orası Mekke’den ayrıldıktan sonra kendisine sinesini açıp, âdeta "bende kalabilirsin" diyen yerdi. Hz. Peygamber Efendimiz ise; "sen beni misafir ettin, ağırladın" dercesine her cumartesi mutlaka Kuba Mesci- di’ne uğramaya çalışırdı.
O, "Biz onu severiz, o da bizi sever" dediği (Buhârî, Zekat, 54; Müslim, Fezail, 11) Uhud dağını da ziyaret ederdi. Keza Medine’nin Mezarlığı Cennetü’l-Baki’ye gider, oradakilere selâm verir ve dua ederdi.
işte o, her konuda olduğu gibi, vefada da tüm insanlık için örnek bir Peygamber idi.
Hz. Ali’nin dediği gibi o; "insanların en doğru sözlüsü ve ahdine en vefalısı" idi.
Sevgili Peygamberimiz, ilk eşi Hz. Hatice’yi, kendisine bir hafta süt emziren dadısı Ümmü Eymen’i, ücret karşılığı da olsa yıllarca kendisine bakan süt annesi Halime’yi, süt kardeşi Şey- ma’yı, çocukluğunu yanında geçirdiği amcası Ebû Talib’in hanımı Fatıma’yı ömrü boyunca unutmamış, her fırsatta onlarla ilgilenmiş, yardım etmiştir. Mekke müşriklerinin zulmünden kaçan Müslümanlara kucak açan Habeş Necaşi’sini daima hayırla yad etmiş, öldüğünde ona dua etmiştir.
Diğer ahlâkî faziletlerde olduğu gibi vefada da ümmeti için örnek olan Peygamberimizin Hudeybiye Antlaşmasından hemen sonra, yanındaki Müslümanların itirazına rağmen, kendisine sığınan Ebû Cendel’i antlaşmanın gereği olarak müşriklere iade etmesi, onun verdiği söze bağlılığının, ahde vefasının en canlı örneklerinden biridir. (Buharî, "Şurut",15, "Megazi", 35; Ayrıca bk. Vâkıdî, Megâzî, London 1966, II, 608; Ibn Kesîr, el-Bidaye ve’n-Nihâye, Beyrut 1990, IV, 227-228; Asri Çubukçu, "Ebû Cendel", DİA., X, 118-119)
Sahabeden Abdullah ibnu Ebi’l-Hamsa (radıyallahu anh) anlatıyor:
"Peygamberlik gelmezden önce Allah Resulünden bir şey satın almıştım. Ancak o alışverişten ona hâlâ bir miktar borcum kalmıştı. Ben o kalanı, kendisine yerinde vermeyi vaadet- tim. Ama bunu unuttum. Üç gün geçtikten sonra hatırladım, geldiğimde o, hâlâ sözleştiğimiz yerdeydi, (vefakâr) Hz. Peygamber bana şöyle diyordu:
"Ey genç bana meşakkat verdin, ben üç gündür burada seni bekliyorum!" (Ebu Davud, Edeb, 90)
Vefa; insanların birbiriyle kaynaşıp bütünleşmesini temin eden, fertleri birbirine bağlayan yüce bir duygu, bir mıknatıstır âdeta.
Bizi yaratan, yaşatan ve üstün yeteneklerle donatan, sayılamayacak kadar nimetler veren Rabbimize vefa... O’nu tanıma, O’na kullukta bulunma, nimetlerin kadrini bilme...
Dünyaya gelişimizin sebebi olan ana ve babamıza vefa... Onlara saygı ve ihsanda bulunma, "Ey Allah’ın Resulü! Anne- babamın vefatlarından sonra, benim üzerimde bir hakları kaldı mı?" diye soran sahabiye Allah Resulünün verdiği cevapta olduğu gibi: "Evet, üzerinde (vefa göstermen gereken) dört hakları vardır.
1- Onlara dua etmek ve bağışlanmalarını dilemek,
2- Yaptıkları vasiyetleri yerine getirmek,
3- Onlar yoluyla sana akraba olan kişilerle akrabalık bağlarını koparmamak,
4- Dost ve arkadaşlarına ikramda kusur etmemek." (Tirmizî, Birr, 5)
İnsanlar arası ilişkilerde güven unsurunun hâkim olabilmesi için bir garanti vasıtasıdır vefa.
Fertlerin birbirleriyle kaynaşıp bütünleşmesini sağlayan, dostluk ve sevgiyi ayakta tutan bir bağdır vefa...
Dostlara ve arkadaşlara vefa...
Başımız dara düştüğünde, kapılar yüzümüze bir bir çarpıldığında, sığınacak hiçbir liman bulamadığımızda içten gülümseyişiyle bize gönlünü açan, derdimizle dertlenen, çözüm için neredeyse bizden fazla tasalanan dostlarımıza karşı -hele de onlardan uzak kaldığımızda- ne kadar vefalıyız!
Dostluk ve arkadaşlık ciddi bir sevgi ve bağlılığı gerektirir. Paylaşmayı, özveriyi, fedakârlık ve bütün güzellikler adına ne varsa harmanlayıp gönülden gönüle sunmayı, o da zirveleşen bir vefayı gerektirir.
Eşlerin birbirine karşı vefası... Mutlu aile yuvasının en önemli temel taşlarından biri, eşleri birbirine sıkıca bağlayan bir bağdır vefa...
Vefa, görülen iyilikleri unutmama, iyilikte bulunanlara misliyle veya daha güzeliyle karşılık vermeye devam etmedir. Vefanın zıddı nankörlüktür, iyiliğin kadrinin bilinmemesi veya kötülükle karşılık verilmesidir.
Vefa sadece ahde riayet, yani verilen sözde durma değildir. Ana-babamıza, hısım ve akrabamıza, bizlere emeği geçmiş tüm büyüklerimize gereken minnettarlığı göstermek, onları unutmamak, gönül kenetlenmesini gerçekleştirmek ve bu hâlimizi ömür boyu devam ettirmektir.
Rabbim bizleri kendisine, peygamberine, ana-babamıza, akrabalarımıza, dost ve arkadaşlarımıza, bütün ehl-i imana, vatan ve milletimize karşı vefakâr eylesin! Âmin!..