Makale

Kalbi Mushaflaştırma

Kalbi Mushaflaştırma

Abdurrahman Akbaş
DİB Bilgi İşlem Şubesi Müdürü

Kur’an-ı Kerim, Yüce Allah’ın insanlığa en son evrensel çağrısı, ilahî hikmetin meşalesi, sonsuz feyz kaynağı… Kur’an, istikamet ve ebedî kurtuluştur. Onun çağrısı rahmet ve huzurdur… Kur’an zikirdir, insanoğluna Yüce Allah’ı hatırlatır, en güzel nasihatlerde bulunur, gerçekleri hatırlatır, ibretler sunar, ölü ruhları diriltir. Furkan’dır, hakkı ve batılı ayırır. Beyandır, iyilik ve kötülüğü, haramı ve helali açıklar. O nurdur, gönülleri ve aklı aydınlatır.

Kur’an, insanlığın en güzel ahlak mürebbidir. Ahlaki ve insani değerlerin en nadideleri birbirlerine tespih gibi bağlanarak Kur’an-ı Kerim’in imamesinin etrafına dizilmiştir. Ahlaki esaslar onunla ekmele ulaştı. O, bozulan, yozlaşan insanın Yüce Allah ve çevresi ile ilişkisini düzenledi. Sorumluluk duygusunu yerleştirdi. Kul hakkı ile ebedi âleme göç etmekten korkan nesiller yetiştirdi. Nefret, düşmanlık ve zulüm yerine adaleti, sevgiyi, rahmeti koydu. Şirk ve küfrün çıkmaz ve karanlığını kaldırarak, iman ve marifetin aydınlığını getirdi. Onun açtığı hakikat yolunda yürüyenler aydınlık yolda oldu. Onun yolunu terk edenler ziyan oldu.
Kur’an, dünya hayatını cehalet karanlığının kuşattığı bir zaman diliminde, kendilerini bilgisizliğe feda eden toplumdan medeni bir toplum inşa etti. “Oku” çağrısı ile marifet ehli şahsiyetler ortaya çıktı. Nice bilgin, müfessir, mutasavvıf, şair, Kur’an-ı Kerim’in bitip tükenmeyen bilgi ve hikmet kaynağından beslendi.

Kur’an-ı Kerim çağları aşarak büyük bir ihtimam ile günümüze kadar muhafaza edilen büyük bir mucizedir. Kur’an’ı Yüce Allah indirdi, onu koruyacak olan da O’ dur. “Muhakkak ki Zikr’i biz indirdik, onu muhafaza edecek olan da biziz.” (Hıcr, 9) ayeti de Yüce Kitabımızın ilahî koruma altında olduğunu ifade buyurmaktadır. Yüce Kitabımızın korunması, ezber ve yazma ile olmuştur. Bu korumayı sağlayan en önemli unsur Kur’an’ı hıfz ederek muhafaza eden hafızlar olmuştur.

Hafızların Piri
Müslümanlar hayatlarına anlam ve zenginlik katan Kur’an-ı Kerim’in ilim ve ezberlenmesine büyük önem verdiler. Yüce Allah, Peygamberimize Kur’an-ı Kerim’i öğretti ve (Rahman, 1-2) onu kolay biçimde Peygamberimizin hafızasına yerleştirdi. Peygamberimiz (s.a.s.), kendisine nazil olan her ayeti hemen ezberine almaya özel bir önem verirdi. Hatta bunun için Cebrail (a.s.), ayetleri okurken o da hemen arkasından tekrar ederdi. Bunun üzerine; “Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma. Şüphesiz onu (senin kalbinde) toplamak ve okutmak bize aittir. O halde biz onu okuduğumuz zaman sen onun okunuşunu takip et. Sonra şüphe yok ki onun açıklaması da bize aittir.” (Kıyâme, 16-19) ayetleri nazil oldu.

Kur’an’ı ilk ezberleyen ve hafızların piri Peygamber Efendimiz (s.a.s.) oldu. Hz. Peygamber (s.a.s.) her sene ramazan ayında o ana kadar nazil olan ayetleri ezbere Cebrail (a.s.)’e okudu. Vefatından önceki son ramazan ayında, Hz. Peygamber (s.a.s.) ile Cebrail (a.s.) "arza-i ahîre" denilen karşılıklı okumada bulundular.

Hz. Peygamber (s.a.s.) her vesile ile yavaş yavaş, Kur’an’ı okuyor ve ashabına da okutuyor ve öğretiyor; "Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğreteninizdir." (Buhari, Fedailü’l-Kur’an 21; Tirmizî, Fedailü’l-Kur’an 15) "İçinde Kur’an’dan hiçbir şey bulunmayan kişi harap ev gibidir." (Tirmizî, Fedailü’l-Kur’an 18) "Kur’an’ı ezberleyerek okuyan hafız kişi, es-Seferetü’l-Kirâm olan (vahiy getiren) meleklerle beraberdir." (Buhârî, Kitâbü’t-Tefsir, 458) “Kur’an’ı okuyup ona sahip çıkan kimseye (ahirette): "Oku ve (cennetin derecelerine) yüksel, dünyada nasıl ağır ağır okuyor idiysen öyle oku. Zira makamın, okuduğun en son ayetin seviyesindedir denir.” (Ebu Davud, Vitr, 20) hadis-i şerifleri ile Kur’an’ı ezberlemeyi teşvik ediyordu. Ayrıca namazlardaki Kur’an okumanın farziyyeti de Kur’an’ın Müslümanlar tarafından ezberlenmesinde önemli bir etken olmuştur.

Sahabe-i Kiram, Kur’an’ı Hz. Peygamberin fem-i muhsininden dökülür dökülmez vahyin incisi ayetlere büyük bir çoşku ile sarıldılar, onu korumayı en kutsal görev bildiler ve nazil olduğu şekli ile ayetlerin ezberlenip, hafızada tutulmasına büyük önem verdiler. Sahabe, sabah-akşam ezberledikleri yerleri Peygamberimiz (s.a.s.)’e okuyor, ayrıca Kur’an’ın kaydedilmesi ve başkalarına da aktarılması hususunda yoğun çaba gösteriyorlardı. Hz. Peygamber hayatta iken birçok sahabi Kur’an’ı ezberlemişti. Ayrıca Kur’an’dan ezberlenen metinlerin miktarı sahabe arasında fazilet vesilesi sayılıyordu.

Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Medine’ye hicretinden sonra inşa edilen Mescid-i Nebevi’nin yanına yapılan Suffa, Kur’an’ın hıfz edilip, ahkâmının öğrenildiği bir okul idi. Bu okuldan çok güzide hafızlar yetişti.

Hz. Peygamber (s.a.s.) yeni fethedilen yerlere gönderdiği yöneticileri aynı zamanda bir Kur’an öğretmeni olarak tayin ediyor ve gittikleri yerlerde halka Kur’an’ı ve İslam’la ilgili bilgileri öğretmelerini istiyordu. Bu şekilde Mekke ve Medine’nin de dışında Kur’an eğitim merkezleri açılmaya başlamış, hafızlık geleneği Müslüman ülkelerle yayılmış oldu.

Hz. Peygamber’den sonra hafızlık geleneği sürmüş, hafızlık için özel Kur’an kursları açılmaya başlamıştır. Hz. Ömer (r.a.), hafızlığı özendirmiş ve teşvik etmiş ve çeşitli şehirlere maaşlı Kur’an öğretmenleri tayin etmiştir.

Ülkemizde de hafızlık çalışmaları mescitlerde başlamış, “Daru’l-Huffaz", "Daru’l-Kurra" adı altında özel hafızlık okulları açılmıştır. Cami hizmetlerinde görev alan imam, müezzin, vaiz gibi görevliler bu okullardan yetişmiştir. Daha sonra açılan Kur’an kursları ile Kur’an günümüze dildin dile, gönülden gönüle, bu okullardan yetişen hafızlarca aktarılmıştır.

Hafız Olma Bir Seçkinliktir
Müslümanlar, Kur’an’a bakışlarında, okuyuşlarında ona hürmet göstermiş, onun başka kitaplardan farkına uygun bir hâl içine girmişler ve ona yakışır bir titizlik içinde düşünmeye, tefsir etmeye çalışmışlardır. Ayrıca yediden yetmişe onu hıfz etmenin gayreti içerisinde olmuşlar ve Kur’an’ı satırlarda korumanın yanında, sadırlarda korumaya büyük önem vermişlerdir.

Kur’an’ı sadırlarda korumanın, cemetmenin adı hafızlıktır. Aziz kitabımız Kur’an-ı Kerim’i baştan sona ezberleyenlere hafız denir.
Hafızlık çok özel bir eğitim faaliyetidir. Hafızlık, Kur’an’ı anlamaya ve yaşamaya götüren bir yoldur. Hafız olma Hamilü’l-Kur’an ve Hadimül-Kur’an olmaktır. Kalbinin en güzide köşesinde Kur’an’a yer ayırmaktır. Kalpler, bu şerefli hazineye bir mahfaza olur.

Hafızlık iklimine girince... Sekinet... Rahmet... Melek kuşatması... Ve Allah Teala’nın nezdinde anılmak vardır. Yorgunlukların sonunda çevresine şefaat edecek mertebeye ulaşmak, özellikle de anne ve babasını cennette taçlandırmak vardır... Semeresi güzellik olan bir cehttir hafızlık... Modern dünyanın değerler skalasında yeri olmasa da hafızlık başlı başına Hak ve halk katında bir değerdir. Yüce Allah hatırına Kur’an ezberlenir ve onu ezberleyenler saygıya en layık kimselerdir. Bu sebeple hafızlık süresince yorgunluklara Yüce Yaratıcı için katlanmak ne güzel!

Bu sebeple hafız olmayı sevmeli, hafızlık isteyerek yapılmalıdır. Çünkü hafızlık büyük bir sabır, sevgi, fedakârlık ister.

Hafız Adayları
Bütün nefsi ve dünyevi engelleri aşanlar artık Kur’an mektebinin öğrencisi olma bahtiyarlığına ulaşırlar. Hafız adaylarının önünde uzun bir yol vardır. Zira en az bir buçuk yıl geceli gündüzlü Kur’anla hemhal olmak gerekir. Uykusuz gecelere katlanmak gerekir. Anne ve baba en yakın dost ve sevdikleri ile ziyaretler azalır, söyleşi ve muhabbetlere ara verilir.

Kur’an iyice yüzüne okunmadan ezberlenmez. Hafızlık öncesi hazırlık eğitimi ile hafızlık eğitiminin hem zamanını olabildiğince kısaltma, hem de kalitesini yükseltmek mümkün. Bir yıla yakın yüzüne okuma yapılır. Bu da yetmez yaş, sevda, hafızanın uygunluğu aranır. Daha sonra ezberlemeye geçilir.

Hafızlık ilk önce her cüzün ilk veya son sayfasını ezber ile başlar. 30 günde her cüzden bir sayfa ezberlenir. Bayram tatilleri dışında yaklaşık 13 aylık sürede hafızlık tamamlanır. Belki zamanın, şartların, imkânların, geçmişe göre alabildiğine değişip farklılaştığı göz önüne alınarak bu süre biraz düşebilir.

Hafızlık Törenleri
Hafızlığın takıntısız, işlek olması için bir yıla yakın ezberler dinletilir. Usulüne uygun olarak kıraat dersleri yapılır. Kur’andan belli yerler, aşırlar seçilir. Artık hafız olunmuş ve cemaat huzuruna çıkılır, belli meclislerde talim edilen aşırlar okunur. Özellikle ülkemizde hafızlığını ikmal eden hafızlar için hafızlık cemiyetleri düzenlenir. Bu çok özel ve güzel bir gelenektir. Bu geleneğe kimi yerde “hafızlık cemiyeti”, “hafızlık pilavı”, “hafızlık töreni” hanım hafizeler için “taç giyme” isimleri verilir. Tören öncesi hafızlar namaz önceleri günde 4 veya 5 cüzü, cemaat huzurunda ezbere okurlar. Hafız hocası ve yaşlı hafızlar hafızı takip ederler. Hafız ezbere okudukça hafız hocası yetiştirdiği hafızla övünç duyar. Tebrikler alır. Hakkıdır da… 30. cüz veya Duha suresi sonu törene bırakılır. Davetliler için yemekler hazırlanır. Hafızlar damat gibi hazırlanır. Evden tekbir ve salavatlarla çıkarılır. Meşhur hocalar Kur’an’ı okuma ve ezberlemenin önemi hakkında veciz konuşmalar yaparlar. Büyük kalabalık önünde hafız Duha suresini sonuna kadar okur. Hafız hocası hatim duası ile birlikte talebesine dua eder ve tören tamamlanır. Hanım hafizeler için yapılan törenin adı taç giymedir. Cennetin hanım efendisi olacak olan hanım hafizeler bir kraliçe edası ile süslenir. Başına taç takılır. Erkekler için yapılan hazırlıklar bayanlar için de yapılır. Bu merasimlerde hafız ve hafize anne ve babaların gururlarına diyecek yoktur. Bu törenler yeni hafız ve hafizelerin yetişmesi için büyük bir teşvik olur.

Hafız Olmak, Kalbi Mushaflaştırmaktır
Hafız olmak, Kur’an’ı sadece hafızaya yüklemek değil, onun anlamını da yüklenmektir. Hafız olmak, kalbi mushaflaştırmaktır. Mushaflaşma, olmaya bakmak, olmaya yönelmek, ehl-i Kur’an olmak, Kur’an ahlakıyla mütehallık olmaktır. Yükümlüğünün farkında olmaktır. Bu yüzden ezberlemek ve okumasını bilmek, olmak değildir.

Hafız, yürüyen ve konuşan Kur’an’dır. O, yaşayan Kur’an’dır. Kur’anın istediği gibi vakur, tevazu içerisinde yürür, hakkı konuşur hakkı söyler. Hafızın yutağı temizdir. Sohbetlerde lehviyattan, hevadan uzaktır. Kur’an onda tecessüm eder. Kur’an’ın hâl-i tercemesidir. Kur’an’ın edebidir. Bütün edep umdeleri onda görünür. Kur’an’ın bir aynasıdır. Hafız Kur’an’ın yükümlülüklerini unutmaz. Dolayısı ile hafız, Kur’an’ın yetiştirmek istediği, insanlığın gönlünü ve yüzünü güldürecek, o hasret kalınan, “insan” kelimesinin içini hakkıyla dolduran insan tipidir.

Bu yüzden Müslümanlar hafızlara ismi ile hitap etmemişler, onun ahlakı ve Kur’an’a duydukları saygıdan dolayı ‘hafız efendi’ demişlerdir. Saygı duymuşlar ve hafızın önünden yürümemiş, sohbetlerde başköşe ona ayrılmış, evliliklerde hafızlar tercih edilmişlerdir.

Hafızlarlarla dost olanlar, huzurun adresini bulmuşlardır. Uzaktan tanışmak bile rayihasının üzerine sinmesi demektir. O çevresine güzellik ve rahmettir. O okudukça kalpler doyar; inşirah eder, ferahlık bulur. Hafızın Kur’an’ı okuması ile Yüce Allah’ın rahmeti, cennet muştusu, azabının çetinliği yad edilir. İstikamete yol bulunur. Bu sebeple hafız, sıkıntılı zamanlarda yürekler için menfez, bir ferahlıktır.

Kadın Hafizeler
Kur’an sevdalıları hafızlığa büyük önem vermiş, yaş, fiziki engelleri aşarak onu ezberlemenin gayreti içerisinde olmuşlardır. Özellikle Kur’an sevdalısı hanımlar gelmiş ve geçmiş... Kimi zamanlar tarihte kadın hafızlar erkek hafızları geçmiştir.

Kalpten Gören Hafızlar
Nice kalpten görenler, âma hafızlar, Mushaf yerine fem-i muhsinden onu ezberlemiş, yanlışsız bir şekilde kıraat etmişlerdir. Kur’an onların gören gözleri olmuştur.

Hafız Hocaları
Hafızlıkta hoca çok önemlidir. Hafız hocaları kendilerini Kur’an hizmetine adayan nadide gönül insanlarıdır. Onun da hafız olması gerekir. Hocanın ihlası, azmi olmadan hafız olunmaz. Bu yüzden hafızlık için önce hoca aranır. Hocanın samimiyeti, ilmi, kıraati, disiplinine bakılır. Hoca, hafızın katlandığı yorgunluğun iki katı meşakkate katlanır. Sadece okutup, dinlemez. Hafızın her hâli ve her derdi ile ilgilenir. Hoca, baba olur. Vefalı ailesi de fedakârlık yapmak zorundadır. Hoca mesai gözetmez. Gözettiğinde hafızlık süresinin uzayacağını bilir. Dersleri sabah namazından dinlemeye başlar, günün ilk ışıklarında yeni ezberlenecek sayfaya geçilir. Hafızlık hocası Kur’an sevgisini, İslam terbiyesini çocukların gönlüne o yerleştirir. Hayat boyu unutulmayacak nasihatler verir. Hafız da sadece ezber dinletmez. Her yönü ile hocasını örnek alır. Hafız hocaları, nezih ve asude bir hayat yaşar, çevrelerine de örnek olurlar. Onların ömürleri Kur’an’a adanmıştır. Ayrıca onlar din gönüllülerinin ilk rehberleridir. Bu yüzden hafızlık hocaları unutulmaz, vefa duygusu ve hayırla yad edilir.

Hafız Anne ve Babası Olmak
Hafız anne ve babası olmak ayrı bir ayrıcalıktır. Kur’an kurslarına, çocukları hafızlık yapmaları için göndermek fedakârlık ister.

Anne ve babanın çocuklarına vereceği en büyük hediye, onların gönüllerine Kur’an’ı yerleştirmektir. Onları Kur’an’la tanıştırmaktır. Çocukların, Kur’an-ı Kerim’i öğrenmesi, hıfzetmesi ve o yüce kitabın prensipleriyle yetişmesi, anne ve babalara Allah’ın hoşnutluğunu kazandıracak, dünya ve ahirette büyük ikramların kapılarını açacaktır. Kur’an’ı ezberlemiş ve onun terbiyesi ile büyümüş evlatların anne ve babaları, cennette herkesi imrendirecek, ziynetlerle süslenmiş taçlarla taltif edileceklerdir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz: "Kim Kur’an’ı okur ve onunla gereği gibi amel ederse, kıyamet günü anne ve babasına ışığı güneş aydınlığından daha parlak bir taç giydirilir ve yine onun anne ve babasına değeri dünyalara değişilmez iki elbise giydirilir. Onlar: Bunlar bize niçin giydirildi? diye sorduklarında; kendilerine: Çocuğunuzun Kur’an ezberlemesi ve öğrenmesinden dolayı diye cevap verilir.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/440) buyurmaktadır.

Hafızlar Dini Bilen Olmalı
Hafızlığı tamamlayan hafızlar, ezberlediklerini anlayabilmeleri için en yüksek din eğitimi almalıdırlar. Zira hafızlar dini bilen olmalıdırlar.

Hafızlık sonrası yüksek din eğitimi alan hafızlar, imamet ve müezzinlik makamına en layık kimselerdir. Mihrap, minber, müezzinlik mahfelleri onlarla şenlenir. Onlarsız camilerin sedası cılızdır. Camilerin ve gülşen-i Kur’an’ın bülbülleridir onlar. Onlar, niyetlerini halis tutarak Yüce Allah’ın huzurunda O’nun kelamını, O’na arz ederek, huşu içerisinde, tecvit ve kıraat ölçülerine dikkat ederek, aşkla, şevkle, canlı en güzel eda ve seda ile Kur’an tilavetinde bulunurlar. Dini bilen oldukları için okudukları yerlerin meali ve tefsirini vermede zorluk çekmezler. Kur’an’ın lafzi güzelliği ile mana ve hikmeti böylelikle en güzel biçimde ortaya çıkar.

Hafız Kalmak
Dünya meşgalesine kapılıp, hafızlık, unutulmamalıdır. Hafız kalmak için gayret gösterilmelidir. Hafız olmak kolay, hafız kalmak zordur. Hafızlığı unutmak büyük bir vebaldir. Emaneti zayi etmedir. Bu sebeple bu emanete gereken özen gösterilmeli, eldeki cevherin kıymeti bilinmeli sık sık tekrar yapılmalıdır.

“Hafızlık çok özel bir eğitim faaliyetidir. Hafızlık, Kur’an’ı anlamaya ve yaşamaya götüren bir yoldur. Hafız olma Hamilü’l-Kur’an ve Hadimü’l-Kur’an olmaktır. Kalbinin en güzide köşesinde Kur’an’a yer ayırmaktır. Kalpler, bu şerefli hazineye bir mahfaza olur.”

“Çocukların, Kur’an-ı Kerim’i öğrenmesi, hıfzetmesi ve o yüce kitabın prensipleriyle yetişmesi, anne ve babalara Allah’ın hoşnutluğunu kazandıracak, dünya ve ahirette büyük ikramların kapılarını açacaktır.”

“Hocanın samimiyeti, ilmi, kıraati, disiplinine bakılır. Hoca, hafızın katlandığı yorgunluğun iki katı meşakkate katlanır. Sadece okutup, dinlemez. Hafızın her hâli ve her derdi ile ilgilenir. Hoca, baba olur. Vefalı ailesi de fedakârlık yapmak zorundadır.”