Makale

Hafız Ahmet Yıldız Hoca Efendi

Hafız Ahmet Yıldız Hoca Efendi

Yrd. Doç. Dr. Şeref Akbaba
Kırklareli Üniversitesi

İnsanlar arasında vermeyi seven ve başarabilen kişiler Allah’ın Vehhab isminin tecellisidir. Çünkü Allah dilediği kullarına ulaştıracağı ihsan ve nimetlerini bazen de kulları vasıtasıyla ulaştırabilir.

“Babam ve annem gece yarısı tesbihat ve namazla vakitlerini geçirirlerdi. Bir gün dersimi babama verememiştim ve dersim olan sahifeleri onlar tesbihattayken okumuşum. Ezber için uyandığımda, babamın anneme; “Müjdeler olsun, oğlun hafız oldu” dediğini duymuş, annemin o sevincini bir ömür unutamamışımdır.”

16.07.2015 arefe. Erzurum Gürcükapı Camii… Ve musallada, yetiştirdiği hafızların üç yüze yakın olduğu ifade edilen Ahmet Yıldız Hoca Efendi… Ertesi gün cuma ve bayram… Ramazan-ı şerifin son günündeyiz.
Teravih, sahur, iftar, oruç vedalaşıyor.
“Cennet kapılarının açıldığı, cehennem kapılarının kapandığı ve şeytanların bağlandığı” mübarek ay, seneye buluşmak üzere ayrılıyor.
Şehr-i Siyam:
Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu azaptan kurtuluş. Müminler felah buluyor.
Ve Kur’an:
“Şüphesiz, biz onu (Kur’an’ı) Kadir Gecesinde indirdik.” (Kadir, 97/1.)
“(O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği ramazan ayıdır.” (Bakara, 2/185.)
Kur’an’ın indirildiği mübarek ayın hitamında, bir Kur’an âşığı ve hadimi, ehlihâl ve ehlitakva, hafız-ı kelam Ahmet Yıldız Hoca Efendi’yi dualarla ebedî istirahatgâhına uğurluyoruz.
Şeb-i Arus:
“Öldüğüm gün tabutum götürülürken, bende bu dünya derdi var sanma.
Benim için ağlama, yazık vah vah deme! Şeytanın tuzağına düşersen o zaman eyvah demenin sırasıdır.
Cenazemi gömdüğün zaman firak, ayrılık deme! Benim buluşmam, kavuşmam işte o zamandır.
Beni toprağa verdikleri zaman elveda, elveda demeye kalkışma! Mezar cennet topluluğunun perdesidir.
Batmayı gördün değil mi? Doğmayı da seyret. Güneşle aya guruptan hiç ziyan gelir mi?” (Hz. Mevlana)
“Her nefs ölümü tadıcıdır.” buyuruyor yüce kitabımız Kur’an. Hoca Efendi’nin ölümü de Hz. Mevlana’nın tanımladığı gibi şeb-i arus.
***
Ahmet Yıldız Hoca Efendi nüfustaki kayıtlara göre 01.07.1923’te Erzurum’un İspir ilçesi, Kırık köyünde dünyaya gelmiştir. Gün ve ay olarak ailede benzer tarihler olduğu için, sonradan nüfusa kaydettirildiğini ve yaşının küçük yazıldığını anlıyoruz. Hacı Haliloğulları ailesine mensuptur. Büyük dedeleri İbrahim, sonrası neslinin hafızlarla devamı yönünde hep dua eden Halil Bey’dir. Dedesi, ismini taşıdığı Molla Ahmet Efendi’dir. Ninesi Mahbube Hanım’dır. Babası Hafız Mustafa (1893-1971) Hoca Efendidir. Annesi, Ceyündür köyünden Yusuf Efendi ve Ayşe Hanımın kızları olan Fatma (1896-1972) Hanım’dır.
Hoca Efendi, doğduğu bölgeye yakın yerlerde imamlık yapan (Söğütlü-Canören gibi) ve kendisi gibi hafız olan babası Hafız Mustafa Efendi’den Kur’an tedrisatına başlar ve sekiz yaşında hafız olur.
İstanbul’da askerlik sonrası Hasan Akkuş Hoca Efendi ve Ömer Kabakça Hoca Efendilerden kıraat dersi alır.
Anlatmıştı: “Hafızlık yaparken küçüktüm ve emsallerimle oyun oynamayı çok severdim. Hep oyun oynamak isterdim ama muhterem babam ve muhterem annem hafız olmamı istiyorlardı. Ben oyun oynadıkça annem “Akşama ezberini veremeyince görürsün” derdi. Akşama kadar oyun oynar, ezberimin bir iki defa yüzüne bakar babama eksiksiz okurdum. Bu duruma annem çok şaşırır, hayret ederdi. Annemin her seferindeki bu şaşkınlığı beni çok mutlu ederdi.”
“Babam ve annem gece yarısı tesbihat ve namazla vakitlerini geçirirlerdi. Bir gün dersimi babama verememiştim ve dersim olan sahifeleri onlar tesbihattayken okumuşum. Ezber için uyandığımda, babamın anneme; “Müjdeler olsun, oğlun hafız oldu” dediğini duymuş, annemin o sevincini bir ömür unutamamışımdır.”
Hoca Efendi askere gitmeden önce babasının imamlık yaptığı Söğütlü köyünden Halil Efendi ve Emine Hanım’ın kızı Salli Hanım’la evlenir ve beş çocuğu olur. Askerliğini İstanbul’da yaparken Salli Hanım vefat eder. Askerlik dönüşü Canören köyünden Abdulgani Efendi ve Hava Hanım’ın kızları Hacı Esma Hanım’la evlenir ve dört çocuğu olur.
Babası Hafız Mustafa Efendi Erzurum merkeze yakın Gez köyüne 1948’de imam olur. Daha önceki imamlık yaptığı köylerde ve Gez köyünde hafızlar yetiştirir.
Hoca Efendi’nin yanında babasının yeri ise başkadır. Ömrünün son yedi yılını âmâ olarak geçirir fakat camiye gidip cemaate devam eder. Hep diz üstü oturur, hiç ayaklarını uzatmazmış. “Babam tam bir edep insanı idi, evliyaullahtan bir zat idi” diye anlatırdı.
Vefatından önce kendisi gibi, Fatma Hanım da gözlerini kaybeder ve ikisi bir yıl arayla vefat ederler, Gez Köyü Mezarlığı’na defnedilirler.
Ahmet Yıldız Hoca Efendi askerlik dönüşü Aşkale Merkez Camii’nde 22 yıl imamlık yapar ve teravih namazlarını hatimle kıldırır, Kur’an öğretimine ve hafızlar yetiştirmeye devam eder. Daha sonra Gölveren köyünde imamlık yapar ve hafızlar yetiştirir.
Erzurum Sıvırcık (Mehdi Efendi) Camii’nde 11 yıl görev yaptıktan sonra kendi isteğiyle emekli olur.
Otuz üç yıl görev yapan Hafız Ahmet Hoca Efendi hiç izin kullanmadan emekli olur.
Gez mahallesinde emeklilik sonrası oturmak için satın aldığı evin altındaki mescitte vefatından birkaç yıl öncesine kadar imamet hizmetini sürdürür.
Geride bıraktıkları; üç yüze yakın hafız. Okuttuğu on binleri bulan talebe.
Emeklilik sonrası aldığı ve içinde oturduğu evini de, vefatından sonra Kur’an eğitimi ve hafızlar yetişsin diye Müftülüğe vakfetti.
Anlatılanlardan ve gördüklerimizden hareketle, nesillere örnek olacak bazı hususiyetlerini zikretmekte fayda var.
Kur’an aşığıydı ve devamlı okur, okuturdu. İmamlık yaptığı her yerde Kur’an öğreteceği ortamları oluşturmuş ve hafızlar yetiştirmişti.
Hafız Ahmet Hoca Efendi’nin bu yolda en büyük yardımcısı eşi Hacı Esma Hanım olmuştur. Eşi köyde hafızlık yapan talebelerinin yemeklerini hazırlar, çamaşırlarını ve bulaşıklarını yıkardı. Talebeler bu yaptıklarından dolayı en az Hafız Ahmet Hoca Efendi kadar eşine de ayrı bir minnet ve saygı duymuşlardır.
Peygamberimizin (s.a.s.) sünnetlerini sadece anlatmaz, günlük hayatında da sünnete ittiba ederdi.
Her namaz için ayrı abdest alır, namazını hep vaktinde kılardı. Vefatına kadar teheccüt, kuşluk ve evvabinleri geçirdiği vaki değildir. İlerlemiş yaşına rağmen teheccütler ve evvabinler dâhil mutlaka abdestini tazelerdi.
Kimseye sadece ismiyle hitap etmezdi, ya bey veya efendi ifadesini eklerdi. Son derece nazikti. Yemek yerken herkesin yediğinden yerdi. Özel bir yemeği reddederdi. Çok utangaçtı. Kişisel temizliğini teheccüt namazına kalktığı saatlerde yapardı. Tırnaklarını gizli keserdi. Vaktini israf etmez, ya Kur’an okur ya da okuturdu. Kendisinden dua isteyenleri boş çevirmez, hafızasında sıraya koyardı. Bu yüzden namaz sonraları duaları yarım saati geçerdi. Çok vefakârdı. Vefat etmiş olan geçmişlerine sırayla hatim okurdu. Misafire ikram ederdi, misafirleri toplumun her kesiminden ve sürekli idi. Namazına çok düşkündü. Bir defasında uyuyakaldığı için ikindi namazı kerahete düşmüştü de çocuklar gibi ağlayarak namazını kılmış, en az iki gün gülmemişti. Askerde kılamadığı namazlar için gözyaşı dökerdi, ömrünün sonuna kadar da defalarca kaza etmiştir. Dinen şüpheli yiyeceklerden uzak durur, güvendiği köylülerin getirdiği tavuklardan başka tavuk yemezdi. Onun kasabı, manavı, bakkalı belliydi. Namaza çok önem verirdi. Gece namazlarını terk etmezdi. Dizlerine platin takıldığında en çok üzüldüğü şey, artık namazlarını dizüstü kılamayacak olmasıydı. Riyadan uzak durur, gece namazlarında odasının lambasını yakmazdı. Kendisine has bir Kur’an okuyuşu vardı. Çoğunlukla rast makamı ile namaz kıldırırdı. Bezen de hüseyni makamıyla kıldırırdı. Alvarlı Efe’nin gazellerini çok severdi. Bazen uzun uzun, yüksek, lirik, tenör sesiyle okurdu. Neslinden çok hafız yetişsin isterdi. Bunun için çok dua ederdi.
Meziyetleri örnek olan Hoca Efendi’yi 16.07.2015 Gürcükapı Camii’nde oğlu Hafız Abdullah Yıldız’ın kıldırdığı cenaze namazı ve Erzurum Müftü Yardımcılığı da yapmış olan oğlu Veysel Yıldız’ın gözü yaşlı sohbeti, oğlu Mahmut ve Hafız Hanifi, torunu Hafız Mustafa, Hafız talebelerinin Kur’an’ıyla Gez köyü mezarlığına defnettik. Hoca Efendiler, öğrencileri, şehir halkı, akrabaları, dostları ve komşuları, belediye başkanları, milletvekilleri ve bakanlar cenazesine ve taziyeye iştirak ederek yanında oldular.