Makale

Kırım Müslümanları

Kırım Müslümanları
Emin Patan

Kırım Yarımadası tarih boyunca Asya içlerinden gelen muhtelif kavimlerin uğrak yeri olmuştur. 13. yüzyıldan başlayarak Kırım’ın Anadolu ile ekonomik bağları güçlenmiş, Anadolu Selçukluları gelişme gösteren ticaret sebebiyle Kırım’a hakim olmak istemiş, kısa bir süre sonra Kırım Yarımadası’nın Altın Orda Devleti’nin hakimiyeti altına girmesinden sonra Kırım’da yaşayan insanlar arasında İslamiyet hızla yayılmaya başlayarak, camiler başta olmak üzere insanların dinî ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik mekânlar inşa edilmeye başlamıştır.

Altın Orda Devleti’nin yıkılmasından sonra Kırım’da iç çekişmeler başlamış ve kaos dönemi 1441 yılında tarih sahnesine çıkan Kırım Hanlığının kurulmasına kadar devam etmiştir. Mezkur tarihte Kurulan Kırım Hanlığı 1783 yılındaki Rus işgaline kadar varlığını sürdürmüştür. 1475 yılında Osmanlı Devleti’nin Kefe limanını alıp, Ceneviz kolonilerini ele geçirmesinden sonra Osmanlı Devleti’nin kontrolünde Kırım Hanlığı dönemi başlamış oldu.

1600-1750 yılları arasındaki siyasi gelişmeler Kırım Hanlığının Rus ve Kazak tehdidine karşı Osmanlı Devleti’ne yakınlaşmasına sebep oldu. Bu yakınlaşma bazı dönemlerde iniş ve çıkışlar gösterse de 1783 yılına kadar devam etti. Bu tarihten sonra Ruslar Kırım’da askeri bir idare kurdular. Ruslar Çarlık devrinin sonuna kadar Kırım Tatarlarına ülkenin idari yapısında hiçbir görev vermediler. Ruslar her zaman Kırım’ı Rus-Slav ülkesi haline dönüştürmeyi hedeflemiş ve bu yolla güneye, sıcak denizlere inmeyi planlamıştır. Bu sebeple Ruslar hiçbir zaman Kırım’da Müslüman Kırım Tatarlarının yaşamasını istememiştir. Bu amacına ulaşmak için öncelikle ülkede geçmişi yüzyıllara dayanan Türk-İslam sentezinin izini taşıyan her şeyi yok etmiştir. Ruslar bir taraftan yukarda bahsi geçen eserleri tahrip ediyor, diğer taraftan da asıl amaçları olan Kırım Tatarlarının sayısını azaltmak için ülkeye Slav ve gayrimüslim unsurları getiriyorlardı. Bu yolla Kırım Tatarlarının toprakları ellerinden alınıyor, Bu durum da Kırım Tatarlarının ana vatanlarını terkederek Osmanlı Ülkesine doğru göç etmelerine sebep oluyordu. Bu göçler yaklaşık 150 yıl devam etmiş, 20. yüzyıla gelindiğinde göç edenlerin sayısı Kırım’da kalanların sayısından kat kat fazla bir hale gelmişti. Ruslar Kırım’da hakimiyeti ele geçirdikten sonra Kırım’da kalan Müslüman Tatar halkı arasında etkili olan müftü ve yardımcılarına bütçeden maaş bağlatarak din adamlarını kendi potasında eritmek istemiş ve bundan müspet sonuç da almıştır. Artık din görevlileri Rus Devleti’ne bağlı görevliler haline gelmiş, müftü olmak içinse Rus idaresine bağlı olmak liyakat ölçüsü sayılmaya başlamıştı.

Bütün bu olumsuzluklar arasında Kırım Tatarlarının içinden “Dilde, fikirde, işte birlik” düsturuyla Gaspıralı İsmail Bey ortaya çıktı ve Milli uyanışın ilk nüvelerini saçtı. Gaspıralı İsmail Bey’in başlatmış olduğu Milli uyanış hareketi sonraki yıllar için çok büyük katkılar sağladı. Bilim ve fikir adamı olan Gaspıralı İsmail Bey’in görüşleri ve öncülüğüyle örgütlenen Kırım Tatarlarının 1917 yılında kurdukları Kırım Demokratik Cumhuriyeti çok geçmeden Sovyetler Birliği’nin egemenliğine girdi.

Kırım Tatarları için asıl felaket 1944 yılının 17’Mayısını 18’ine bağlayan gece yaşandı. Stalin’in çıkarmış olduğu bir emirle 17 Mayıs gecesi sabaha karşı Rus askerler tarafından yataklarından kaldırılan Kırım Tatarları, 15-20 dakikalık bir süre içerisinde ölüm vagonlarına yüklendiler. Sadece elde taşıyacakları kadar malzeme almalarına müsaade edildi. Oturmalarına imkân vermeyecek şekilde ölüm katarlarına yüklenen Kırım Tatarları için üç-dört hafta devam edecek olan çileli, aç, susuz yolculuk başladı. Günlerce kendilerine yiyecek ve içecek verilmedi, bu arada sıcaktan, havasızlıktan, açlıktan ölenlerin dışarı atılmasına dahi izin verilmedi. Sürgüne gönderilip de sağ kalmayı başarabilen insanlar Özbekistan, Urallar ve Sibirya topraklarında kendilerini buldular. Sürgün ve onu takip eden birkaç yılda 100.000 Kırım Tatarı vefat etti. Sürgüne gönderilen insanlar da bilinçli olarak farklı bölgelere dağıtıldı. Bügün Kırım’a dönmeyi başaran insanlar arasında sürgünden sonra babasını, eşini, çocuğunu, yakınlarını bir daha göremediğini söyleyen soydaşlarımız olduğu gibi yıllar sonra birbirine kavuşanlar da bulunmaktadır. Sürgün sonrası Kırım’da Türkçe olarak sadece Canköy ve Bahçesaray şehirlerinin adı kalmış, geriye kalan ve Kırım Tatarlarını hatırlatan bütün yer adları değiştirilmiştir.

1956 yılından sonra başlayan Kırım Tatar Mili hareketi sonrası aralarında Mustafa Cemilev’in (Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu) de bulunduğu birçok Milli Hareketçi hapsedildi. Ama bütün bu olumsuzluklar Kırım Tatar Milli hareketini durdurmaya yetmedi. Kırım Tatar Milli hareketi mücadelesi ve Sovyet rejiminin bunlara sert tepkisi 1980’li yıllara kadar devam etti. Bu tarihe kadar sadece 10.000 kişi Kırım’a dönebilmişken bu tarihten sonra bu sayı hızla artmaya başladı. Gorbaçov dönemiyle beraber Kırım Tatarları rahat bir nefes aldı denebilir. Onun döneminde Moskova’da Kırım Tatar Milli Hareketi gösterileri arttı, 1988 yılından itibaren dalgalar halinde dönüşler başladı. 1981-1991 yılları ana vatan Kırım’a dönüşün en yoğun olduğu yıllardır. Kırım’a dönenlerin problemleriyle Kırım Tatar Milli Hareketi mensupları ilgilenmeye başladı. Bugün ise bu problemleri Mustafa Cemilev’in (Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu) başkanlığını yaptığı, 33 kişiden oluşan ve üyeleri 4 yılda bir yapılan kurultay sonucu seçilen Kırım Tatar Milli Meclisi çözmeye çalışmaktadır. 1991 yılında özerk Cumhuriyet olan Kırım’ın nüfusu 2.200.000 olup bu sayının yaklaşık 300.000’ini Müslüman Kırım Tatarları teşkil etmektedir. Kırım’a dönemeyenlerin sayısının ise 500.000 civarında olduğu tahmin edilmektedir.

Kırım Tatarlarının vatandaşlık hakları: Kırım’da yaşayan Müslüman Kırım Tatarı soydaşlarımız vatandaşlık hakları noktasında ülkede hakim unsur olan Rus ve Ukraynalılardan temelde farklı değildir. Soydaşlarımızın hepsi Ukrayna Devleti pasaportu taşımaktadır. Ukrayna Devleti’nin vatandaşlarına yönelik olarak sunduğu hizmetlerden soydaşlarımız da faydalanmaktadır.

Kırım Tatarlarının din özgürlükleri: Kırım’da yaşayan soydaşlarımız din özgürlüğüne sahip olup, dinlerini yaşama noktasında bazı engellerle de karşı karşıya bulunmaktadırlar. Kırım Müslümanları dinî İdaresi (müftülük) devlet tarafından tanınan resmi bir kurum olmakla beraber kendilerine bütçeden hiçbir pay ayrılmamaktadır. Yarımadada bulunan 350 civarındaki camide müftülüğe bağlı din görevlileri bulunmakta olup, camilerde ezan açıktan okunmaktadır. Devlet dinî sahada hizmet eden görevlilere askerlik muafiyeti getirmiştir. Ukrayna’da 1992 yılında çıkan “Dinî Mekânların Eski Sahiplerine Yeniden İadesine Dair Kanun”dan faydalanarak Kırım Müslümanları Dini İdaresi geçmişte dini maksatla kullanıldığını tespit ederek belgelendirdiği dinî mekânları (mescit, mezarlık vs.) devlete müracaat ederek ve gerekli resmi belgeleri hazırlayarak geri alabilmektedirler. Bu süreç halen devam etmektedir ve bu yolla geri alınan dinî mekânların sayısı 50 civarındadır.

Yarımadada yer alan camilerden sadece bir tanesinin tapusu bulunmaktadır. Devletin bu konuda çıkardığı bazı zorluklar bulunmasıyla birlikte müftülüğün bu konuda titiz çalışmaları sonucu bu konudaki zorluklar aşılabilir ve ve bu mekânların tapusu alınabilir. Bugün sayıları 300.000’ini aşan Kırım Müslümanlarının en büyük ihtiyaçlarından bir tanesi şehir merkezinde Müslümanların ihtiyacını karşılayacak büyük bir ibadet mekânı ihtiyacıdır. Bu noktada Kırım Müslümanları Dini İdaresi Devlet organlarından bu ihtiyaçlarının karşılanacağı büyük bir cami yerini talep etmiş, yetkililer ilk başta bu talebe olumlu yaklaşmışlar ama belgeleri hazır olmasına rağmen cami için taahhüt ettikleri mekânı Kırım Tatarlarına vermekten vazgeçmişlerdir. Kırım Tatarları devlet tarafından kendilerine cami yeri olarak ayrılacağı ifade edilen bu yerin hukuki durumu hakkında mahkeme süreçleri devam etmektedir.

Kırım Müslümanlarının dinî sahadaki en büyük problemlerinden bir tanesi de ülke içerisindeki birçok zararlı akıma devlet yetkilileri tarafından izin verilmesi ve bu akımların insanlara dini doğru olarak ulaştırmayı hedefleyen Kırım Müslümanları Dini İdaresini tanımamalarıdır.

Kırım Tatarlarının eğitim durumları: Kırım Tatarları eğitim-öğretim noktasında ülkedeki diğer unsurlardan farklı değildir. Devlet okullarında okumaktadırlar. Devlet okullarında Kırım Tatarı soydaşlarımız için milli sınıflar bulunmakta ve buralara isteyen Kırım Tatarı soydaşımız çocuğunu gönderebilmektedir. Bu sınıflarda Kırım Tatarı öğrenciler okumakta olup, öğretmenler de Kırım Tatarıdır. Kırım Tatar öğretmenler ağırlıklı olarak Rusça eğitim verilen okullarda da öğretmenlik yapmaktadırlar. Yarımadada müdürleri ve öğretmenlerinin çoğunluğu Kırım tatarlarından oluşan 15 adet Milli Mektep bulunmaktadır. Bu okullarda eğitim-öğretim Kırım Tatarca olarak yapılmaktadır. Kısaca ifade etmek gerekirse Eğitim-öğretim konusunda Kırım’daki soydaşlarımız bütün haklara sahiptir. Hemen hemen bütün Kırım Tatarı soydaşlarımız bir üniversite bitirmiştir. Bu alanda soydaşlarımızın talebi ülke içerisinde Milli Mekteplerin sayılarının artmasıdır.

Kırım Tatarlarının meslekleri: Yarımadadaki Kırım Tatarlarına devlet idaresinde fazla yer verilmemiştir. Devletin bazı birimlerinde Tatar yöneticiler olsa da bu durum istisna kabilindendir. Kırım Ukrayna’ya bağlı Özerk bir Cumhuriyet olsa da nüfusun çoğunluğunun Ruslardan oluşması nedeniyle üst kademelerde Ruslar bulunmaktadır.

Kırım Tatarları daha çok tarım, ticaret ve hayvancılıkla uğraşmaktadırlar. Bununla birlikte Devlet okulları ve Milli Mekteplerde öğretmenlik yapan, hastanelerde doktorluk ve hemşirelik yapan Kırım Tatarları bulunmaktadır.