Makale

İngiltere'de İslam'ı yaşamak üzerine

İngiltere’de İslam’ı yaşamak üzerine
Prof. Dr. Seyfettin Erşahin
Londra Din Hizmetleri Müşaviri
A. Nicelik üzerine bilgiler
1. Nüfus

Müslümanlar 15 milyona varan sayıları ile Avrupa’da ikinci büyük dinî grubu oluşturmaktadır. 60 milyon nüfuslu İngiltere’de, çoğunluğu Hindistan, Pakistan ve Bangladeşli 2.5 milyon (gayriresmi 4 milyon) Müslüman (nüfusun % 3’ü) yaşamaktadır. Türk vatandaşlar ve soydaşların sayısına dair projektör 300-400 bini göstermektedir.

İngiltere Türk toplumu, değişik zamanlarda rızık talebi, siyasi iltica ve eğitim gibi gerekçelerle gelen Türkiyeliler ile Kıbrıslı Türklerden oluşmaktadır. Adada Türklerin bireysel varlığı 17. yüzyıla kadar gitmekle birlikte 1920’lerde Kıbrıs Türkleri ile başlayan göç 1950-60’larda hızlanmış, 1970’lerde ise Türkiye’den yaşanmıştır.
2. Camileşme sayısı

İngiltere’de camilerin/mescitlerin sayısının 1200-1500 olduğu tahmin edilmektedir. Bizim insanımızın açtığı cami/mescit sayısı yarısı

Londra’da olmak üzere 20 kadardır. Londra, Avrupa’da en çok camiye sahip başkent durumundadır.
3. Okullaşma sayısı

İngiltere genelinde 150 özel Müslüman okulundan bahsedilmektedir. Dinî nitelikli okullara verilen devlet yardımından İslami okullar da yararlanmaya başlamıştır. Okullaşmada epeyce tecrübe ve mesafe almış olan Türkler tarafından açılan üç türlü okul vardır: 1. Tam zamanlı özel orta öğretim okulları (2 tane); 2. Hafta sonu destek okulları (20 civarında); 3. Cami okulları (15 civarında)
4. Basın/medya

İngiltere Müslümanları bir yüzyılı geçen yayıncılık tecrübelerini tv istasyonları kuracak düzeye çıkarmışlardır. Burada neredeyse her Müslüman grubun bir yayın organı mevcuttur. Türklerin medyası da oldukça renklidir. Siyasi yelpazenin her yerinden kimileri İngilizce-Türkçe yayınlanan haftalık 8 gazete 200 bine yakın insana ulaşmaktadır. Londra Türk Radyosu 15 yıldır Türkçe yayınlar yapıyor. Bunun yanında FM dalgasından yayın yapan radyolar da vardır.
5. İş Hayatı

Müslümanlar, İngiltere ekonomisinin hemen her sahasında ve safhasında görülmektedir. Türklerin çoğu gıda ve tekstil sektörlerinde faaliyet göstermektedir. Vatandaş ve soydaşlarımızın burada 11.000’e yakın işyeri vardır.

Buradaki Türk varlığı “İngiltere’deki Türkler”den “İngiltere Türkleri” konumuna gelmek üzeredir. Türkler burada artık işçilikten işveren mevkiine geçmişler, ekonomi, medya, eğitim, kültür, sanat, bilim konularında da kendilerinden söz edilen bir topluluk haline gelme aşamasındadırlar.
B. Nitelik üzerine bilgiler
1. Avrupa’nın Müslümanları/Türkleri kabullenme kabiliyeti

Hayati sorulardan birisi şu: Biz, uyum adına Avrupa kimliği ve değerleri ile mücehhez olursak biz olarak kalabilir miyiz? Bu soruya evet veya hayır diyebilmek için elbette, bir yönüyle Avrupa’nın bizlere bakışı diğer yönüyle de Müslümanların tarihî tecrübeleri, dinî nasları, düşünce birikimleri ve kültürlerinin niteliği önem taşımaktadır.

Aslında bu ölçekte bir gayrihristiyan, özellikle de Müslüman nüfus ile yüzleşmek hem de doyuran ülke olarak Avrupa için de yeni bir tecrübe... Avrupa’nın, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren girdiği birlik (AB) sürecinde hem kendi arasında hem de göçmenlerle entegrasyona ihtiyacı vardı. Bu ihtiyacı kısmen karşılamaya yönelik olarak “Avrupa kimliği” ve “Avrupa değerleri” kavramları öne çıkarıldı. Ancak kavramların nasıl yorumlanıp uygulanacağı, özellikle de içerideki Müslüman nüfus ile nasıl bir ilişki kurulabileceği konusunda AB’de henüz bir mutabakata varılmış değildir.
a. Avrupa kimliği ve değerleri nedir?

AB müktesebatında “evrensel” nitelemesiyle temel değerler olarak da şunlar dikkat çekmektedir: 1. Barış, 2. Hukukun üstünlüğü, 3. İnsan haklarına saygı ve bireyin üstünlüğü, 4. Demokrasi, 5. Eşitlik, 6. Pazar ekonomisi, 7. Sosyal adaleti sağlama/sosyal devlet.
b. Dinî miras bir Avrupa Birliği değeri mi?

Bizi en çok ilgilendiren yönü “dinî miras”ın Avrupa değerler ıskalasındaki yeridir. AB Anayasa taslağı çalışmaları sırasında “Tanrı” veya “Hristiyanlık” kavramlarına atıfta bulunmak yerine, şimdilik, “Avrupa’nın dinî mirası” ifadesi kullanılması eğilimi ağır bastı. Anayasa taslağının girişindeki temel değer “Çeşitlilik içinde birlik”tir. Bunun açıklaması mahiyetinde de şu ifade yer almaktadır: “Bir kültür kıtası olarak Avrupa kültürel tekdüzelik veya medeniyetler arası çatışma tehditlerini kabul etmez. Bu tehditlere karşı cevabı kültürel çeşitliliği korumak ve geliştirmektir.”

Bu durumda hiç kuşkusuz, din şeklen ve resmen bir Avrupa değeri sayılmıyor. Ancak Avrupa kültürlerinin hemen hepsi, Hristiyanlık’tan ilham almıştır. Bu nedenle Avrupalıların büyük çoğunluğunun bu dini bir “Avrupa değeri” olarak algıladığını düşünüyoruz.
c. Avrupa’nın çeşitliliği kabul sınırı nedir?

Bu bağlamda şunlar sorulabilir: “Çeşitlilik” ilkesi AB üyesi her ülkenin içindeki farklı kültür ve kimliklerinin tanınması ve geliştirilmesini de içine alır mı? Kültürel çeşitliliğin tanınması ve uygulanması ülkenin bütünlüğünü tehdit edici boyutlara vardığında ne yapılacaktır? Çeşitliliğin tezahürü sırasında kullanılan kimi simgeler AB’nin temel değerlerini zedelerse ne olacaktır? Başka bir ifade ile çeşitliliğe gösterilen müsamahanın sınırları nasıl tespit edilecektir? AB çerçevesinde bu sorulara verilmiş açık bir cevap henüz yoktur.

Asıl can alıcı soru da Avrupa Hristiyanlık geleneğinin, farklı inanç mensubu birey ve toplumlara yer verip vermediğidir? Bu soruya büyük oranda Avrupalı yöneticiler evet diyeceklerdir. Ancak, aynı soru halka sorulduğunda cevap çok daha göreceli olacaktır. Zira, artan ölçüde sekülerleşmeye rağmen Avrupa’nın bir Hristiyan toplumu olduğu ve böyle kalması gerektiği görüşü zihinlere yerleşmiştir.

Elbette, çeşitlilik gerçeğinin, kamu alanında, güvenlik, toplumsal barış gibi mülahazalarla bağdaşıklık (homojenlik) ile uyum halinde olması beklenir. Buna ilgili devletlerin hakkı vardır.
2. İngiltere’de yaşayan Müslümanlar

Önce buradaki Müslümanlar kökenleri ve donanımları bakımından tasnifini yapalım. İngiltere Müslümanları üç gruba ayrılabilir:
1. Muhacir Müslümanlar: Etnik ve kültürel köken bakımından İngiliz olmayan, ancak bu ülkeye hicret/göç etmiş olan Müslümanlar. En az sorunsal olanlar… Geldikleri gibi kalmaya, tutunmaya çalışanlar… Hatıraları, hayalleri, rüyaları, hülyaları hâlâ doğdukları topraklarda olanlar…
2. Muhacir Müslümanların çocukları: Bu grup, iyimser bir yaklaşımla, iki dünya arasında parçalanmış kişiler durumundalar. Sorumluların kimler veya neler olduğuna bakarsak “herkes ve herşey” diyebiliriz. Ancak İngiliz eğitim sistemi ve kültürünün onları daha derinden etkilediği aşikârdır. Kimi ikinci-üçüncü nesil Müslümanlar, en hassas olduklarını söyledikleri asimilasyonu reddetme retoriğini bile İslamın manevi zenginliği ve kültürel temelleri üzerine değil kuşatıldıkları düzenin reddi üzerine kuruyorlar. Bu gençlerin durulmamış, oturmamış ve endişeli mizaçları da çevrelerini endişelendiryor.
3. Mühtediler: İngiltere’de nicelik bakımından Müslümanların en küçüğü, “mühtediler” “İslamı bulanlar” veya “aslına dönenler”dir. Oldukça farklı olan bu grup hakkında konuşmak çok zordur.

Dinî ve milli kimlik açısından İngiltere Türklerinde farklılıklarla karşılaşmaktayız. Nüfusun geneli ile karşılaştırıldığında camiler etrafındaki insan sayısının azlığı dikkat çekmektedir. Kıbrıs Türklerinin büyük çoğunluğunun da formel dinî yükümlülüklerini yerine getirmedikleri söylenmektedir.

Bunun yanında, ilk kuşak artık emeklilik çağına gelmiş olup kendisine daha fazla zaman ayırabilmekte, yaşının da getirdiği duygu ve düşünce duruluğu ile dinî ve milli değerlerini hatırlamakta ve yaşamaya çalışmaktadır.

Özellike nüfus plantasyonu yoluyla gelen kadın nüfus milli ve dinî hassasiyetler bakımından daha duyarlı görünmektedir. Ayrımcılığa uğradığı veya “ikinci sınıf” muamelesine maruz kaldığı hissine kapıldığında da kimlik inşasında İslamiyete yönelmektedir.

Gençlerin bir kısmında asimile olma eğilimleri görülmekte; dinî ve milli duyarlılıkları aşınmaktadır. Bazı gençler ise varolan değerlere karşı tepkisel hareket etmekte, bazen aşırı dinî yorumlara veya siyasal hareketlere yönelebilmektedir.

İlk kuşakların, kadınların ve gençlerin dine yönelmesi “göçmenlerin / İngiltere Türklerinin din ve İslam anlayışlarının yeniden inşası” sorununu gündeme getirmektedir. Bu inşada şu hususlar ilk akla gelenlerdir:
1. Milletimizin tarihî tecrübelerine ve doğru bilgiye dayanan, yaşanan hayatın gerçeklerini göz önünde bulunduran İslam anlayışı ve uygulamasının hayata taşınması;
2. Dinî vecibelerin yaşanması için gerekli olan altyapı ve sosyal dayanışma amacıyla sivil örgütlenme;
3. Temel dinî ihtiyaçlarını (ibadet yeri, kurban kesme, mezarlıklarda özel bölüm gibi) karşılayabilmek için yasalardan yararlanarak İngiliz kamu kurumları nezdinde girişimlerde bulunmak.

Vatandaşlarımız arasında ‘geldik, doyduk’ diyenler çoğunlukta... Tam da bu noktada doyuran ülkeye yani ev sahiplerine hiçbir zaman “Besle kargayı oysun gözünü” veya “nimet yediği çanağa tükürdü” dedirtmemek, “mahallenin namusuna göz diken hain” durumuna düşmemek için mümkün olduğunca dikkatli davrananlar da çoğunlukta...

Bir de meşhur tabirle “Urfa’da Oxford okuyup” da gelmedikleri için kendilerinden fazla bir şey beklenmemesini söylüyorlar... Kimlik muhafazası ve nakli yapacağım derken gettolaşmalar, yabancılaşmalar, ayrışmalar, ayrılmalar, küsmeler, dışlanmalar, radikalleşmeler yaşıyorlar… Bırakın doyduğu ülkedeki hayatı, doğduğu ülkedeki hayatın da yıllarca gerisinde kalanlar var… Sonra da “İsa’ya da Musa’ya da yaranamamak”, “arasatta kalmak” ıstırabı… Doğduğu topraklarda “Almancı”, doyduğu topraklarda “yabancı” muamelesi görmek… “Ya sen Müslüman ol, ya ben olam” türküleri... Elbette bütün çabalar burada biz olarak kalmaya matuf...
Sonuç

İslamiyet ve Türkler İngiltere’nin artık bir gerçeği. İngilizler de Türkler de bu gerçekle yüzleşme sürecini yaşıyorlar. Aslında içinden çıkılmaz bir durum yok gibi gözüküyor. Tarihî tecrübe ve günümüz itibarıyla Türk kültürü, Doğu Akdeniz kültür havzasının bir parçasıdır. Bu havza, insanlığın başardığı önemli terkiplerden biridir. Doğu ve Batının renklerini taşıyan büyük bir kültürel zenginliktir. Avrupa da esasen bu zenginliğin bir parçasıdır. Bu bakımdan Avrupadaki vatandaşlarımızın milli ve dinî kimliklerini korumaları yanında uyuma katkıda bulunmaları başarılabilecek bir husustur. Dahası cümlemiz dünya sefinesi içindeyiz...