Makale

Geldim İşte Kapındayım

Geldim İşte Kapındayım

Sadık Yalsızuçanlar

“Allahüekber” diyorum farkında olmaksızın. Adının anlamını bilemem. Sen bilinemezsin biliyorum. Sadece senin önünde eğilinir. Sadece sana baş eğilir. Bütün isimler seni işaret eder. Tecelli niteliğinledir. Seni hiçbir yüceltme tanıtmaya yetmez. Seni hiçbir aşkınlık aşamaz. Sen bütün aşkınlıkları aşansın.

Arınıyorum işte. Sana geliyorum.
Eşiğin temiz.
Arınarak geliyorum.
Su toprağa akıyor. Toprak benim. Toprak bedenim.
Su kaynağım. Toprak kökenim.
İki kaynak arasındayım.
Su olmasaydı toprakla arınacaktım.
Kollarımı yıkıyorum.
Yıkadıkça kaynağıma dönüyorum.
Ellerimi, ayaklarımı, yüzümü yıkadıkça aklım temizleniyor. Aklım asli saflığına dönüyor.
Ey çaresiz aklım diyorum. Kendine özgü kulluk yerine yönel ki sana kelamını okusun.
Kendi itikadından soyun. İtikat akittir. Akit bağ demektir. Bağlama kendini. Onu sınırlayamazsın, boşuna uğraşma. Çaban beyhude. O hiçbir tasavvura sığmaz.
Sen hiçbir itikatla sınırlanamazsın hissediyorum.
Sen her yerdesin her zamansın.
Ne yer ne zamansın sen. Sen yersiz zamansızsın.
Tekrar yıkıyorum ellerimi yüzümü.
Yüzümü değil aklımı yıkıyorum.
Şimdi bir isminin gölgesindeyim hissediyorum. Adını görüyorum sadece.
Bunu bilmem bir şeyi değiştirmeyecek biliyorum.
Olabilir veya var olmam ancak seninledir.
Şimdi tedbirinin altında bulunduğum ismin sesleniyor: Ben Rabbinim diyor… Evet, sözün gerçektir. Ama sana cevap veremem.
Ancak ‘sen en büyüksün’ diyebilirim.
Evet, evet, sadece bunu söyleyebilirim.
“Allahüekber” diyorum farkında olmaksızın. Adının anlamını bilemem. Sen bilinemezsin biliyorum. Sadece senin önünde eğilinir. Sadece sana baş eğilir. Bütün isimler seni işaret eder. Tecelli niteliğinledir. Seni hiçbir yüceltme tanıtmaya yetmez. Seni hiçbir aşkınlık aşamaz. Sen bütün aşkınlıkları aşansın.
Beni kendinde münacata çağırdın, geldim işte kapındayım.
Çift kanatlı, kündekârlı kapıyı aralıyorum. Kimse yok.
İçerisi loş. Pencerelerden süzülen ışıklar karanlığı kesiyor.
Mihraba yakın bir yere geliyorum.
Yürüdükçe merdivenden yere iner gibiyim.
Beni bağışlarından nasibimi almaya çağırıyorsun.
Gönlümü alçaltıyor, beni yoksullaştırıyorsun.
Azalıyor, hafifliyor, yalınlaşıyorum.
Her tekbirde ellerimi kaldırıyorum, o tecellide bana bağışladığın geride kalıyor.
Verdiğini heybeme atıyorum.
Daha büyük bir nuru istiyorum.
Senin büyüklüğüne sınır mı var?
Bu tecellide bana gösterdiğin, bir sonrakinden küçüktür görüyorum.
Feyzin kesilmiyor, artıyor.
Bağışlamayı bırakmıyorsun.
Yücelmeyi bırakmıyorsun, alnımı eşiğine koymak istiyorum. Sendeyim, seninleyim, huzurundayım.
Kıbleye yönelmenin sırrını öğretecek misin?
Işıktan bir daire beliriyor.
Ondayım.
Oradayım şimdi.
Dönüyorum.
Ayaklarım yerden kesiliyor.
Dilimden kendiliğinden dökülüyor kelimeler.
Sadece sana kulluk eder sadece senden… Nurdan bir dairedeyim şimdi.
Dönüyorum. Dönerken okuyorum bunları.
Dilimden dökülen kelimelere bakıyorum. Yıldız tozları gibi uçuşuyorlar. Onlara gülümseyerek bakıyorum.
Kalbimi görüyorum. Bir et parçası değil, ışık parçası olarak görüyorum.
Yanıyor.
Kalbim fanus gibi ışıyor.
Birinci menzildeyim.
İlk adımı attım. Korkmuyorum artık. Benden korkuyu gideriyorsun.
İnişin ilk aşamasındayım.
Gökle yer arasında kıyamın resmi olan rububiyetle secdenin resmi olan ubudiyet arasındaki berzahtayım.
Burada yüksek ve alçak olan birleşiyor.
Gökle yer kavuşuyor. Yerden göğe yükselirken bu berzahtan geçiliyor.
İşte benim çifte tabiatım.
Göğsüm hırıldıyor.
Göğsümden sesler çıkıyor.
Bedenim titriyor. Neler oluyor bana. Korkuyorum. Neler oluyor. Allah’ım tut beni.
Dönüyorum yine. O daireden geçiyorum yeni bir daire açılıyor.
Başım dönüyor. Doğruluyorum.
“Allah kendine hamt edeni işitmiştir” diyorum.
Sesim çıkmıyor. Bu ses benim değil.
Bunu Sen söylüyorsun. Benim dilimden Sen söylüyorsun.
Tekrar yere eğiliyorum. Sana yükseliyorum tekrar.
Yeni bir daire daha beliriyor. Yakınlaşma isteğiyle tutuşuyorum.
Senin gibi iniyorum. Gecenin üçte birinde dünyanın birinci göğüne inişin gibi eğiliyorum secdeye. Secde et yakınlaş diyorsun. Seni duyuyorum. Bana eğil diyorsun. Bana bir adım gel sana koşayım diyorsun. Benim kalbim buna nasıl dayanır. Eğiliyorum. Alnımı yere koyuyorum. Alnımı yere değil ellerine bırakıyorum. Toprağa dönüyorum. Aslıma dönüyorum. Kalıyorum orada. Ellerini hissediyorum.
Nurdan bir menzil burası. Seninle buluştuğumuz yer burası.
Senin kokunu duyuyorum. Senin gözlerine bakıyorum.
Tecelli kısa sürüyor. Belirip belirip yitiyorsun.
Sen kaybolmuyorsun benim gözlerim kesiliyor.
Gözlerim yetmiyor. Yağ gibi akıyor. Beni yakınlığa çağırıyor ismin.
Sen sevgilisin ben sevenim.
Sevgili olsaydım bana secde et yakınsın derdin.
Bana, “secde et, yakınlaş!” dedin, sevgili Sensin.
İçimdeki düğümler çözülüyor. Bağlar gevşiyor. Tüy gibi hafifliyorum.
Yer çekimsiz gibi. Hiçbir ağırlık hissetmiyorum.
Tenimi, etimi, kemiğimi hissetmiyorum.
Adımı bilmiyorum. Alnımı tutuyorsun. Beni alnımdan kavrıyorsun.
Ellerinden alnıma akan feyiz kesilmiyor hiç.
Şimdi toprak alnımı öpüyor. Kendi aslımı öpüyorum.
Aslım bana dokunuyor. Aslımla buluşma yerim burası.
Kaldırıyorum alnımı tekrar koyuyorum.
Bu kez daha uzun sürüyor.
‘Allah’ım’ diyorum, ‘gözlerime aydınlık ver.’
Gözlerim ışıyor.
‘Ellerimi aydınlat.’
Ellerim ışımaya başlıyor. Ellerim kor gibi yanıyor. Alnım ışıyor.
‘Allah’ım, kulağıma bir nur ver.’
Bir ses duyuyorum. Bu Senin sesin. Sadece Senin sesini duymak istiyorum.
Beni başka seslere sağırlaştır.
‘Sağıma bir nur ver, soluma, önüme, ardıma, üstüme, altıma bir aydınlık ver… Alnımı koyduğum yer ıslanıyor. Hıçkırarak ağlıyorum. Sesim camide yankılanıyor. Sesimi duyuyorum. Sesim sesine karışıyor. Beni nur kıl’ diyorum.
Alnıma sesin çarpıyor: ‘Seni nur kılacağım.’
‘Allah’ım, beni benden al ve biricik varlığım ol ki, gözlerim sadece seninle görsün.’
‘Seni nur kılıyorum’ diyorsun.
Sesini duyuyorum, beni nur kılıyorsun. Ağır ağır doğruluyorum.
Son kez oturuyorum.
Gökleri ve yeri altı günde yarattın, sonra arşı kuşattın.
Arşı kuşatır gibi oturuyorum. Artık bir perde kalmadı.
Gözlerim hafifliyor.
Bedenimi hissetmiyorum.
Kendimi hissetmiyorum. Kalbimi kavrıyor, tutuyorsun.
Onu avuçlarında görüyorum. Sadece gözlerim kalıyor.
Yalnızca onu biliyorum. Senden başka bir şey görünmüyor.
Son sözüm “Hu!” oluyor.
“Hu” diye bitiriyorum.
Bitmiyor başlıyor, her şey şimdi başlıyor.
Adımımı hayata atıyorum. Ayağımı usulca bırakıyorum oraya.
Orada can veren ismin açılıyor.
O kapıdan giriyorum. Seninle başladım, seninle bitiriyorum.
Bir isminin gölgesinden bir başka adının esenliğine geçiyorum.
‘Hu’dan ‘Selam’a geçiyorum.
“Selam” Senin ismindir, Seni selamlıyorum.
Selam Senin güzel isimlerindendir, sevdiklerini selamlıyorum.
Kayboluyorum artık. Kendimi o kaybın içinde bulmak istiyorum.
Artık ayrılık zamanı.
Veda selamı veriyorum Sana.
Beni benden aldın, Senden ayrılıyorum.
Kendimi Sana bıraktım dönüyorum Rabbim.