Makale

Su, Çevre ve Kültür

Prof. Dr. Zekâi Şen
Su Vakfı Üyesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi

Su, Çevre ve Kültür

Tarih boyunca su, sadece doğal afetlerin (taşkın, kuraklık, çölleşme, vb.) meydana gelmesinde değil, insanlık düşüncesinin de gelişmesinde başlıca rol oynayan ilk maddelerden en önemlisidir. Bugüne kadar da öneminden hiçbir şey kaybetmemiştir. Gelecekte suyun yerine geçebilecek bir yapay maddenin bulunamayacağı bilindiğine göre, suyun önemi daha da fazlalaşacaktır. Bu bakımdan, su kaynaklarının kullanım ile dağıtımlarındaki dengelere her zamankinden daha fazla dikkat edilmesi gerekmektedir. Çünkü özellikle artan dünya nüfusuna paralel olarak gelişen teknoloji ve bunun sonucunda suların kirlenmesi ile zaten sınırlı miktarda bulunan suların kullanılabilir kısmı daha da azalmaktadır.
Günümüzde su ekolojik dengeyi tesis eden faktörler arasında yine en ön sırada yer almaktadır. Kişi, kuruluş ve ülkelerin fabrika ve endüstrilerini işletebilmek için su ve enerjiye ihtiyaçları vardır. Canlıların hayatlarını sürdürebilmeleri için gerekli olan enerjinin özünü teşkil eden beslenme maddelerinin yetiştirilmesinde vazgeçilemeyen bir unsur olarak su yine karşımıza çıkmaktadır. Tarihteki ilk medeniyetler yerleşim bölgelerini hep göl, nehir su kaynaklarının yanı, çöllerde vahaların yakını veya deniz kenarlarında kurmuşlardır. Böylece, suyun taşınımı, en ilkel bir biçimde en aza indirilmiştir. Ancak, geçen yıllar sonunda günümüze kadar artarak gelen insan ihtiyaçlarının karşılanması için bu türlü yerel hazır su kaynakları yetersiz kalınca, bu yerleşim bölgelerine başka taraflardan, suyun önce biriktirilmesi, sonrada kullanılacak yere nakli sorunları çıkmıştır. Bunun için bent ve barajlar tesis edilmiş, oradan da kanallar, borular ve günümüzde bir ölçüye kadarda tankerler vasıtası ile suyun kullanım yerlerine taşınması önem kazanmıştır.
Dünya nüfusunun hızla artması sonucunda suyun tarım dışında sanayi ve diğer hizmet sektörlerindeki kullanım alanı da artmış ve son yıllarda kişi başına tüketilen su miktarı ülkelerin gelişmişlik değerlendirmelerine esas teşkil eden önemli bir kriter olmuştur.
Çok pahalı olan bu çözüm seçeneklerinin gerçekleştirilmesinin zor olduğu anlaşılınca, su miktarlarının korunması için alışılagelmiş yöntemlere daha dikkatli uyulmasına karar verilmiştir. Bugün için şimdiye kadar su miktarının korunması doğrultusunda yapılan faaliyetlerde, yirmi birinci yüzyılın eşiğinde bazı yanlışlık ve yetersizliklerin olduğu görülmektedir. Doğadaki suyun durmadan dönüp dolaştığı su çevriminin işleyişine uzak kalan insanoğlu, faaliyetleri sonucunda yüzeysel ve yeraltı sularını biyolojik ve kimyasal olarak kirletmiştir. Bunun sonucunda, bugün dünyada geniş insan toplulukları temiz ve sağlıklı içme suyundan mahrum yaşamaktadır. Kirli suların sebep olduğu sıtma, kolera ve tifo hastalıkları sebebi ile milyonlarca insan her sene ölmektedir. Bir taraftan geniş alanlarda yapılan büyük projelerin, örneğin, yapılaşmanın artması ve böylece faydalı olan sulak, ormanlık ve tarıma elverişli alanların azalması ve diğer taraftan, yine insanın atmosferi kirletmesi sonucunda ortaya çıkan iklim değişikliği ile zaten sınırlı olan su ve arazi kaynakları gittikçe azalmaktadır. Son zamanlarda dünyanın her yerinde konuya duyarlı kişi ve kuruluşlar bu gidişi en azından durdurarak kontrol altına almak için çeşitli girişimlerini hükümet ve uluslararası kuruluşlar aracılığı ile sürdürmeye büyük çaba göstermektedir.
Su, insanın yaratılması ile beraber ondan ayrılmayan, onun vücudunun dışında her zaman yanında bulunması gereken en temel maddedir. İnsanın susuz olarak en fazla birkaç gün durabilmesine karşılık yiyecek olmadan daha uzun süreler (bir ay gibi) dayanması mümkündür. İnsan oksijene mutlak ve tam bağımlıdır. Ancak, oksijen onun istemediği kadar her yerde bedava bulunmaktadır. İnsan âdeta oksijenle sarılmıştır. O kadar ki, insan hayatını devam ettirebilmesi için oksijen aramak zorunda değildir. Oksijenin bulunduğu yerleri keşfetmek zorunda da bırakılmamıştır.
İnsanın bağımlı olduğu diğer temel madde sudur. Su, oksijenin aksine her yerde ve zamanda istenilen miktarlarda bulunmaz. İşte bu bulunmazlığın sonucu olarak insan, tarih boyunca su kaynaklarının önceleri kolayca bulunduğu yerlerde yerleşime geçmeye alışmıştır. Tarihin derinliklerinden başlayarak bugüne kadar tüm medeniyetler su kaynaklarının başında, özellikle de, yüzeysel su kaynaklarının başlıcaları olan akarsu ve göller etrafında gelişmiştir. Su, sadece insanlar için değil, bir ölçüye kadar insanın üçüncü sırada bağımlı olduğu yiyecek kaynakları olan bitki ve hayvanlarında gelişmesi için gereklidir. Çok eski medeniyetlerden Mısır, Mezopotamya, Hindistan, Çin ve Maya toplulukları yerleşim sahaları olarak sırası ile Nil, Dicle-Fırat, İndüs, Sarı, Amazon nehirleri kenarlarını tercih etmiştir. Böylece, su kaynaklarının kolayca kullanılması ve taşınması mümkün olmuştur. İnsanın suyu tarımda kullanmasını öğrenmesi binlerce yıl almıştır. Yaklaşık 10 bin sene önce, insan toplulukları sulu ziraat ve tarım yapmayı öğrenince, çalışmadan doğadan yararlanmak yerine, mevsimlerin, yağışların ve arazi geometrisinin etkilerini de göz önünde tutarak, ondan en büyük fayda temin edecek şekilde çalışma yoluna gitmiştir. İlk teknolojik gelişmeler, alet ve edevatın kullanılması tarımın mevsimlere ve toprak türüne göre daha verimli olduğunun anlaşılması ile ortaya çıkmıştır. Hatta, Hindistan yarım adasının engebelik ve kısa mesafelerde yükselti farklarının fazla olması sonucunda, su kaynakları başındaki değişik topluluklar, hangi tür bitkinin nerelerde ve nasıl yetiştirildiği konusunda bilgi birikimi sağlamıştır. Birbirinden fazlaca uzak olmayan farklı yükseltilerde değişik bilgi birikimlerinin meydana çıkması ile insanlar aralarında bilgi alış verişini sağlamak amacı ile ilk bilgi dayanışması cemiyetlerinin kurulmasını da başarmışlardır. Bunlar aracılığı ile hangi bitkinin, hangi usullerle nerelerde, nasıl yetiştirileceği bilgileri, artık insanlar arasında cömertçe yayılmaya başlamıştır. İşte bu hareketler bilim tarihinde bilgi bakımından toplulukların dayanışmasına ilk misalleri teşkil eder. İlk ortak bilgi kullanımı ve dağıtımı işlemlerinin yine sudan kaynaklanan çalışmalar ile olduğu bilinmektedir. Buna benzer gelişmeler, Dicle ve Fırat nehirleri arasındaki Mezopotamya medeniyetinde de ortaya çıkmıştır. Mısır medeniyetinde tarıma paralel olarak her sene taşan Nil suları, civardaki arazi sahiplerinin mâlik oldukları arazilerin sınırlarını tanınmaz hâle getirmesi ile toplum sorunları ortaya çıkarmıştır. Bu soruna çözüm bulabilmek için, yani taşkın sularından sonra mümbit toprakların çökelmesi ile izi kaybolan arazi sınırlarını yeniden tespit edebilmek için, arazi ölçümleri ve bunun sonucunda da geometrinin ilk bilgileri bu medeniyette kullanılmaya başlamıştır. Bunun kökeninde su sorununun bulunduğu aşikârdır. Böylece, tarih boyunca su kaynaklarının nimet ve külfetleri, insanları sürekli olarak su sorunları ile karşı karşıya bırakarak, çözümler üretilmesine sebep olmuştur. Su, ilk insan bilgilerinin filizlenerek gelişmesinde çok önemli rol oynamıştır.
Suyun yukarıda belirtilen bilgi üretimine katkıda bulunmasının yanında, üretilen bilgilerin yine insanın kayığı bulması ile nehir boyunca hareket ederek bunların diğer topluluklara da nakil edilmesine yardımcı olmuştur. İlk ulaşım damarları olarak su yolları, bölge ticaretinin yaygınlaşarak gelişmesine ve toplum olaylarının hareketliliğine meydan vermiştir.