Makale

Kimsesiz Hayvanların Kimsesi

Halime Karabulut
Kimsesiz Hayvanların Kimsesi

En özel çikolatalardan alıp Kur’an kursu öğrencilerine dağıtması mıydı onu çocuklara sevdiren. Namaz çıkışı kedi ve köpeklerin cami kapısında onu beklemesi, bir dilim ciğer, bir parça kemikli et miydi acaba. Neydi onu kimsesizlerin kimsesi yapan ve hiç kimsesi olmadığı hâlde hayvanlar da dâhil herkesi, onun kimsesi yapan?
Hayvanlara karşı merhameti, ilgisi zirvede olan biriydi, Bilecikli ayakkabı tamircisi Kemalettin usta… Kimsesiz kedi ve köpeklerin babası, sahibi, terbiyecisi, kısacası her şeyiydi. Sokak hayvanları, yurtlarda kalan çocuklar, bir kimseye ihtiyaç duyan herkes onun ailesiydi. Ailesi yok diye bilinse de, aslında onun ailesi kimsesizlerdi.
“Merhamet edin ki merhamet olunasınız.” (Buhari, Edeb,18.) buyurur ya Hz. Peygamber (s.a.s.), bundan mıydı acaba, onun sahipsiz hayvancıklara merhameti kabilinden, devlet babadan müsamaha görmesi. Kulübesi için; “Görüntüsü şehri bozuyor, kirliliği mahalle sakinlerini rahatsız ediyor.” denilmedi hiçbir zaman. Onun şehrin düzenini bozan değil, bilakis koruyan kişi olduğu bilinirdi. Pejmürde, kirli, miskin bir adam değildi Kemalettin usta. O uzun boylu, asil duruşlu, kılık-kıyafeti düzgün, temizliğine dikkat eden ve bunun nişanelerini uzun-parlak sakalına aksettiren bir kişiydi.
Ayakkabısını tamir ettirmeyen yoktu onun mekânında. Ücreti ise, kişinin gücünün yettiği kadardı. Amaç insanların işini görmek, ihtiyacını gidermekti. Onların gönlünden kopan ise kedi ve köpeklerin sofrasına ziyafet olarak dönecekti. Kemalettin usta barakasının ve kazancının vergisini fazlasıyla ödüyordu. Şehrin günlük ahengine, bin dört yüz yıl öncesinden esen bir hava katıyordu. Konuklarıyla şehrin renklerini bir gökkuşağı misali şehrin sakinlerine gösteriyordu.
Paylaşmak için kazanıyordu Kemalettin usta. Sahipsiz olan her varlık onun evladıydı âdeta. Sokakta yaşayan kedi ve köpeklerin de sevgi, şefkat ve ilgiye ihtiyacı vardı. Onlarda özel mamalardan yemeli, ciğerin en lezzetlisinden tatmalı, kemikli etle neşelenmeliydi. Hayvanlar arasında da adalet gözetmek gerekirdi. Bilecikli çocuklar adaleti, Kemalettin babanın hayvanlar arasında gözettiği dengeden öğreniyordu. Nitekim kedi ve köpeklerden hasta yaşlı, küçük, zayıf, dişleri kırılmış, hâli kalmamış olanlara ayrı yedirirdi yemeklerini.
Hani bir söz vardır birbiriyle geçinemeyenler için kullanılan: “Ne kedi köpek gibi dalaşıyorsunuz” diye. Kemalettin ustanın terbiyesinden geçen bu kedi ve köpekleri görenler bu söze anlam veremiyordu. Çünkü onun kedi ve köpekleri aynı kaptan beslenir ve kucak kucağa uyurlardı. Onları kardeş yapan neydi? Neydi onları “hepsi bana” demekten kurtaran? Kavga yapmadan aynı yatağı paylaşmanın, aynı kaptan yemek yemenin sebebi belkide ortak kaderleriydi. Evet, kaderleriydi onları müsamahakâr yapan ve bu nimetlere karşı şükürleriydi, onları Kemalettin babaya karşı vefalı kılan.
Kemalettin usta kazancını paylaşmasaydı eğer, paylaşmayı öğretemezdi hayvanlara. İnsanları hoş görmeseydi, belediyeden hoşgörü bekleyemezdi. Barakasının arka tarafına kedi ve köpeklere su ikram ettiği için bir musluk takacak kadar, ince ruhlu olamazdı belediye çalışanları. Ayakkabısının topuğu kırılan bir kadın, soluğu Kemalettin ustanın mekânında alıp, çıkarken otuz lira bırakmazdı, bu diğerkâmlık olmasaydı eğer.
Kimsesizlerin kimsesi olmak bir sorumluluk ister. Bu sorumluluk muydu acaba, Kemalettin babanın ayaklarını yerden sürükleyerek yürümesine sebep olan. Kimsesizlerin kimsesi olmak mıydı omuzlarında ağır yük varmış gibi ayaklarını yerden sürükleten. Kur’an kursu talebelerini aynı yöne baktırıp hep bir ağızdan; “Kemalettin amca geliyor” dedirten? Neydi onun ayak seslerini, kimsesizlere umut yapan?
Onun ayak seslerini bekleyen sadece Kur’an kursu talebeleri değildi. Onun ayak sesleri kimsesiz sokak hayvanlarına umuttu. Her adımı bir sıkıntıyı gidermek içindi atılan. Cami avlusunda onu bekleyen hayvanlara hayattı. Çalışması, kazancı, helal lokmasıydı hayvancıkların.
Hayvanlar memnundu hayatından, çarşı esnafı memnundu Kemalettin ustadan. Çocuklar cami çıkışı jelatin kaplı çikolatayı almak için onun elinden, sıraya dizilirlerdi. Fakat güngelir uzatılan eller boş döner, gözlerin görmeye alıştığı görünmez olur, beklenenler gelmez, yalnızlık ve kimsesizlik etrafta kol gezer.
Her zamanki gibi Kemalettin ustanın yolunu bekleyenler vardı. Ama o gün ilk defa endişeli görünüyordu kedi ve köpekler, huzursuzdu çocuklar, çarşı esnafı telaşlıydı ve cami sessizdi. Kulaklar Kemalettin babanın ayak seslerini beklemekteydi. Onun ayak sesleri duyulursa, bütün karabulutlar dağılacaktı şehrin üzerinden. Ama beklenen ayak sesleri duyulmadı. Minareden okunan salayla birlikte yağmur misali gözyaşları akıyordu Bilecik sokaklarına. Kemalettin baba kimsesi olduğu kimsesizlere veda etmeden ayrılmıştı. Belki de veda etmişti onların anlayacağı bir dille, bütün hayatına hâkim olan o, gönül diliyle. Bundandı belki de bahçede saf tutan kedi ve köpeklerin bekleyişi. Beklenen Hakk’a yürümüştü.
Evlatları gibi barındırıp, beslediği kedi ve köpekleri yaslıydı o gün. Hayvanlar ağlar mıydı? Bilecik hayvanların döktüğü gözyaşlarına da şahitlik edecekti. Ölen kendisine doyum olmayan biri olunca, yer gök ağlardı. Dağ-taş, börtü-böcek ağlardı.
Kemalettin babalarına karşı son görevini yapmak için bekliyordu esnaflar, talebeler, sahipsiz hayvanlar. Yedikleri çikolata sayısınca dua ediyordu çocuklar. Kılınan cenaze namazından sonra merhumun naaşı, cenaze aracı üzerinde, ağır ağır ilerliyordu. Ve peşi sıra, sadık evlatları kedi, köpekler. Bilecik halkı, gözlerine inanamıyordu. Kimisi fotoğrafını çekiyordu sevgi selinin, kimi yerel basın yazarı da, köşesinde yazmak için, gözlerini hayvanlardan ayıramıyor ve resmini çekiyordu vefanın, farklı dünyaları bir araya getiren merhamet meyvelerinin devşirildiği sahnenin.
Defin işleri bitmiş herkes hakkını helal etmişti Kemalettin ustaya. Hayvanlar da; “hakkını helal et baba” dercesine bakmaktaydı kabristana. Hayvanlar, baş sağlığı dilediler birbirlerine ve dağıldılar şehrin kuytu köşelerine. Kendi başlarının çaresine bakma vakti gelmişti. Belki de kendilerine sahip çıkacak bir Kemalettin baba daha çıkacaktı. Bir iyilikte o yapacaktı hayvanlara.
İyilik, fark etmektir sokakta yaşayanları, aç, susuz ve yaralıları. Bir çocuğun başını okşamaktır, bir yavru kedinin sırtını sıvazlamaktır bazen iyilik. Bazen de susuzluktan dili sarkmış bir köpeğe su içirmektir. Su serpmektir yüreklere, sevmek ve merhamet etmektir nefes alıp veren her canlıya. Yardımına koşmaktır düşmüşlerin. Kimsesi olmaktır kimsesizlerin.