Makale

Doktor hastanın ayağına gider


Doktor hastanın ayağına gider
Ayşe Serra Kesikbaş / Kur’an Kursu Öğreticisi/Balıkesir

“Siz samimiyetle bir yola çıktıysanız amaç insanlığa hizmetse ve yüreğinizde yanan bir sevda ateşi varsa Mevlamız yolları size, bize açacaktır...”

Görev yaptığım yer... İkamet ettiğim yer de aynı yer... 7 gün, 24 saat görevli olduğumuz şuuru ile, 7’den 70’e insanlara ulaşma çabası... Ve yaşlılar en çok gönüllerini almak istediklerimiz...

O bizim “kanki” diye kendisini sevdiğimiz, 75 yaşındaki bir arkadaşımızdı... Adı Rakiye nineydi. Öyle sıkıntılar çekmişti ki anlattığında bütün anıları tekrar canlanıyor, üzüm gibi gözleri doluyordu. Ne acılar çekmişti kim bilir... Bizim dinlediklerimiz o bütün hayatın ufacık parçalarıydı. Onları birleştirdiğimizde ortaya kocaman bir hayat çıkıyordu.

Rakiye nine, her akşam bize gelirdi. Ortak noktamız, onun yalnız; bizim gurbette oluşumuzdu. Ve amaç onun gönlünü hoş etmekti. Yalnız, bilmediğimiz yönlerini davranışlarından öğrenirken epeyce şaşırıyorduk. Mesela “sala sesi” duyunca evde duramıyor, daralıyor, dışarıya atıyordu kendisini. Vücudunu bir titreme alıyor, hayatının sıkıntısı, bilinçaltında böyle tezahür ediyordu.

Sebebini ise anlattıklarına bağlıyordum. Anne-babasını, eşini, sonra evlendiği diğer eşini, evladını, bütün kardeşlerini kendi elleriyle toprağa gömmüştü. Bu çok zor ve acı bir durumdu ama dünyanın “bir imtihan” yeri oluşunun cilveleri değil miydi bütün bunlar? Evet, bunların hatırlatılması lazımdı ama nasıl?

Öğrencilerimle dersteydik. Bir selâ sesi duyuldu. Hepimiz “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” dedik. Aradan kısa bir zaman geçti ve tahmin ettiğim nine gelmişti. Sınıfa aniden hiç girmezdi. Ama bu seferki girişi, ani olmuştu ve kendisi titriyordu. İçim bir tuhaf oldu. Ama ders vaktini de bölemezdim... Kendisine “hoş geldin” diyerek ders anlatmam gerektiğini ifade ettim. Ama aramızda kısa bir konuşma geçti.

-Neden titriyorsun Rakiye nineciğim?
-Korktum, sala verildi.
-Sakin ol ne olursun, bu takdir-i ilahîdir. Vefat edenin taksiratının affolunması için dua edelim. Korkulacak bir şey yok ki!
-Ben korkuyorum, ne zaman bir sala sesi duysam beni bir titreme alıyor, kendimi evden hemen atıyorum.
-Ölümden mi korkuyorsun?
-Evet, ölümden çok korkuyorum. Akrabalarım hep vefat etti. Ben de öleceğim ama çok korkuyorum hocam.
-Rakiye nineciğim, rahatla biraz, sakin ol. Dua edelim inşallah rahatlamanız için. Şimdi, derse geçmem gerekiyor müsadenizle. İsterseniz yan odaya geçin. Çünkü dersimizin konusu “ölüm, ahiret, haşr...”
-Anlatma!
-Rakiye nineciğim, anlatmalıyım. Bugünün müfredatı bu konu. Yan odaya geçebilirsin.
-Hayır geçmeyeceğim...

Ne yapacağımı şaşırmıştım. İlginç bir tevafuktu. Sala sesini duyarak ölüm korkusu ile kendisini Kur’an kursuna atan bir nine ile baş başa kalışımla ders konumuzun ölüm oluşuna çok şaşırmıştım. Sonra ders anlatmam gerektiğine ikna ettim onu. Kendisi de hâlâ aynı korku içinde yaşadığından; sınıftan çıkmamakta ısrarcı olduğundan; daha doğrusu korkusunun üstüne gitmek istemediğimden şöyle bir anlaşmaya vardık.

“Ben, konumu anlatacaktım ama ölümden kendisini korkutmayacaktım.”
Ve derse başladık. Sıralar dolu olduğu için yanımdaki sandalyede oturuyordu. Sözlerime başlarken gözlerinden okunan korkunun, sözlerimi tamamladığımda “emniyet”e dönüşmesi dikkatimi çekiyordu. Ve şöyle başladık:

“Ölüm, kulun Allah’a kavuşması, dünyadan ahiret âlemine bir geçiştir. “Her şey fanidir, bir tek Allah (c.c.) bakîdir.” Kullar, münker-nekir tarafından sorguya çekileceklerdir. İyilikler ve güzelliklerden mükâfat görecekler; kötülüklerden de cezalandırılacaklardır. Ancak şunu da unutmamalıyız. Allah (c.c.) rahman ve rahim’dir. Kendisi anneye şefkati verendir. Bir anne, nasıl ki evladını ateşe atmazsa, Allah (c.c.) da saçı ağırmış, kendisini seven bir kulu nasıl ateşe atsın? Bakın, çok değerli öğrencilerim. Büyük insan Mevlana ölüm için “şeb-i arus” tabirini kullanmaktadır. Yani ölüm, benim düğün günümdür. Gerçek sevgili olan Allah’a ulaşmak kadar güzel bir an olur mu, diye bizlere hatırlatıyor... Tabii, bütün konuları tek tek anlattık. Rakiye ninem dinledi ve ders sonunda vedalaşıp ayrıldı.

Diğer gün, öğrencilerim bana ilettiler ki Rakiye ninem akşam vefat eden kişinin evine gitmiş, dualara “âmin” demiş ve şu sözleri ilave ederek oradan ayrılmış:

“Hocam bugün bana öyle şevk verdi ki artık ölümden korkmuyorum!”
Çok sevindim. Hayatımda duyduğum en güzel sözlerden biriydi. Allah’a hamd ettim. Ve manevi anlamda sıkıntı hisseden bir kişiye manevi anlamda tabip mesabesinde olduğum için yine Allah’a şükrettim. Nice güzel yüreklere ulaşabilme duası ile... Rakiye nineler bizden mev’iza bekliyor...