Makale

Beden mi Ruh mu Engelli Olursa Zor Olur Hayat?

Beden mi Ruh mu Engelli Olursa Zor Olur Hayat?

Ayşe Torlak
Kur’an Kursu Öğreticisi / Bağcılar

Saatim 11.30’u gösteriyordu, ders işliyordum. Önümde yetişkin öğrenciler dikkatlice anlattıklarımı dinliyorlardı. Çalan telefonumu açtım müftü vekilimiz arıyordu. İSÖM’de (Özürlüler Merkezi) manevi destek eğitimi vardı. Yetkililerin konuşmayı dinlemeye geleceği bildiriliyor, bizzat benim gitmem gerektiği vurgulanıyordu. Daha önce defalarca manevi destek eğitimine gittiğimiz bir yerdi İSÖM. Her gidişimde farklı hayatlarla karşılaşır yeni tecrübeler kazanırdım. Çok hazırlık yapmaya gerek olmazdı. Bazı zamanlarda konuklarımızın hayat hikâyeleri konuşacağım konuyu belirlerdi.
Dersimi 12:30 sıralarında bitirerek kısa zamanda hazırlığımı yaptım ve saat 13:00’da başlayacak program için yola çıktım. İSÖM yetkilileri beni salona aldılar. Sakinlerimizle sohbete başladık. Gelenler engelli yakınları olan ve onlara bakan kişilerden oluşuyor. Dinimizin engellilere yaklaşımını Kur’an-ı Kerim’in engellilerle ilgili ayetlerinden örnekler vererek, engellilerin dinî sorumluluklarının ne olduğunu izah ettim. İbadetlerde onlara tanınan kolaylıklar hususunda bilgi verdim. Namaz, oruç ve hac ibadetlerini nasıl ifa edeceklerini anlattım. Engellilerin sınıflandırılmasından, bedensel ve zihinsel engelliliğin dünya ve ahiret hayatına katkı ve etkilerinden bahsettim. Konuşma esnasında tekerlekli sandalyede ellili yaşlarda bir hanımefendi ve arabayı süren bir beyefendi salona girdiler. Gözüm onlara takıldı. Dikkatlice beni dinliyorlardı. Konuşmamı toparlayıp biraz aralayınca beyefendiye ismini sordum. Adının Muhlis olduğunu söyledi. Hanımefendi eşi oluyordu. Yorgun bedeni sandalyeye yığılmış gibiydi. Konuşmaya çalışıyor fakat güçlük çekiyordu. Eşinin yanına sığınmış şefkat bekleyen küçük bir çocuğu andırıyordu sanki. Muhlis bey 56 yaşındaydı. Eşi 15 yıl önce felç geçirmiş 6 ay hiç konuşamamış. Çocukları yok. Esma Hanım’ın bütün bakımını üstlenmiş. Çünkü Esma Hanım hiçbir öz bakımını yapabilecek durumda değildi. Kolay bir şey değil 15 yıl eşine bakabilmek. Onu bir çocuk gibi şefkatle, merhametle kucaklayabilmek. Üstelik tekerlekli sandalyeyi de birkaç gün önce edinebilmişlerdi.
Çok duygulanmıştım. Muhlis Bey’in özverili yaklaşımı, sadakati, eşine gösterdiği ihtimam bütün salonu etkilemişti. Orada bulunanların hikâyeleri benzerdi fakat Muhlis Bey ayrı bir yaşam hikâyesi taşıyordu yüreğinde. Bir yastığa baş koyduğu eşini hiç terk etmemişti. Yaşadığı acı dolu hayatı anlattı Muhlis Bey; belki de uzun zaman kimseyle konuşmamıştı. Çünkü eşini bırakıp hiçbir yere gidemediğini ifade etti. Emekli olduğunu, sadece bir emekli maaşı ile geçindiklerini ve kirada oturduklarını anlattı. Haklarını da yeni öğrenmiş. Eşi yüzde seksen engelli raporu almış, maaş bağlanması için yetkililer yol göstermişler. Heyecanla anlatıyordu gelişmeleri, belli ki çok mutlu olmuştu. Hepimizin yüreğine dokundular. Gösterdiği özverinin manevi değerini anlattım. İkisi de ağlıyordu. Yüreğinden tutuyordu eşinin. Yüreği engellilere inat hep yanında yanı başındaydı. Orada da elini hiç bırakmadı Esma Hanım’ın. Anlatıyordu Muhlis Bey gururla heyecanla, “Eşimin bütün beden temizliğini yapıyorum. Yatağını düzeltiyorum onu yatırıyorum. Yemeğini hazırlıyorum elimle yediriyorum.” diyordu. O anlattıkça Esma Hanım ağlıyordu.
Sıkıntılara sabretmenin önemini vurguladım. Allah Teala’nın en küçük iyiliği dahi değerlendireceğini ifade ettim. Kaldı ki bu derece samimi içten yapılan özverili bir davranışın karşılığı Cenab-ı Hakk’ı memnun edecekti. Üstelik bazı sıkıntıların daha büyük dertleri def edeceğini söyledim. Muhlis Bey daha önceki yıllarda kansere yakalandığını, iki kez ameliyat olduğunu en sonunda tahlillerinin temiz çıktığını söyledi. Doktorların hayretle karşıladığı bir durum yaşadığını, böyle bir hastalığın neticesinde kurtulan olmadığını söylediklerini anlattı. Mevla her şeye kadirdir; hastalıklara şifa veren odur, ol deyince olur.
Toplumumuzda birbirinden farklı engellerle yaşayan insanların sayısı az değildir. Kendi engelleri ile yaşamaya çalışan bu insanların asıl zorlukları, çevrelerinde bulunan gönül engelli insanların ortaya çıkardığı güçlüklerden kaynaklanmaktadır. Ailelerin çoğu zor durumlarla karşılaşmamak için, gerektiğinde engelli yakınını eve kapatmış ve toplumdan tecrit etmiştir. Bazı ailelerin en yakınları tarafından suçlandığı, engelli doğan çocuktan dolayı dışlandığı ve sorumlu tutulduğu görülmektedir. Ailesine bağımlı yaşayabilen bireylerin hizmetleri, ebeveynler tarafından paylaşılarak yürütülmesi gerekirken bütün sorumluluğun annelerde kaldığı tespit edilen gerçeklerimizdir. Daha vahim olanı ise annenin engelli çocuğu ile kaderine terk edilmesidir. Gönüllere yerleşmeyen merhametin, hissetmeyen kalplerin var olduğu bir toplumda engelliliği sorgulamak gerekmektedir. Hiç kimse görmeyen bir gözü, yürümeyen bir ayağı, tutmayan bir eli seçmedi. Onlar bizim şükür vesilemizdir. Sahip olduklarımızın değerini anlatırlar sessizce. Birkaç dakika tefekkür yeterli olur anlamak için. Düşleyelim sevdiklerimizi görememeyi, yürüyememeyi, konuşamamayı, irkiliyor insan ve sıyrılıyorsunuz bu tatsız düşlemeden. Fakat onların gerçeğidir hiç bitmeyecek olan. Engellerimizi aşalım. Sahip olduğumuz nimetleri, çevremizi yıkmak, yok etmek için değil yeniden inşa etmek için kullanalım.