Makale

İletişimin GEREKLİLİĞİ

İletişimin
GEREKLİLİĞİ

Dr. İsa Kayaalp
İslâmî Araştırmalar Merkezi

İnsan ilişkileri ya da teknik ifadesiyle iletişim, günlük hayatın her safhasında söz konusudur. Dolayısıyla bu kadar geniş ve etkin bir alanı kontrol edebilmek, ancak onun kadar etkili bir araç olan dil ile mümkündür. Yaşadığımız çağın ayırıcı özelliği, hizmet sektörünü vitrine çıkartmasıdır. Başarılı bir meslek hayatı için özel bilgilerin yanı sıra, genel, sosyal ve İnsanî bilgilerin de bilinmesi gerekir, iletişim diliyle ifade etmek istersek, insanlar birbirlerini mutlu ederek mutlu olmaya alışmak durumundadırlar.
İnsan ilişkileri "anlaşılır bir dil"i zorunlu kılar. Amaç, içinde bulunulan şartların durumuna uygun olarak dili en iyi şekilde kullanmaktır. Özellikle dar bölgelerin dışında, insan ilişkilerinin temeli dile dayanmaktadır. Dolayısıyla bireyler arası ilişkilerden toplumsal ilişkilere kadar içtenliği yansıtacak biçimde dile hakimiyet, herkesin farkına vardığı bir gerçektir. Bu ilişkilerin sistemli ve kurallı bir şekilde ortaya çıkması "ortak dil”i oluşturmaktadır. Bireyin kendisini başkalarına aktarabilmesinin, insanlarla sağlıklı ilişkiler kurabilmesinin temel şartı, ortak dilin iyi bilinmesiyle mümkündür.
Doğrudan doğruya dil dediğimiz zaman alanın çok geniş olduğu muhakkaktır. Hatta dil deyince insan hayatının disiplinli-disiplinsiz bütün oluşumlarını içerdiğini de gözden uzak tutmamak gerekir. Dil sadece bir iletişim aracı değildir, toplumsal etkinliklerin çok yönlü bir vasıtasıdır, iletişimi, düşüncelerin ve insan ilişkilerinde her şeyin alışverişi olarak anlamak gerekir. Hayatı ve hayatı oluşturan kesitleri ele aldığımızda, bunları yansıtan şeyin dil olduğunu görürüz. Çalıştığımız alanda başarılı olmak istiyorsak, herkesin anlayabileceği etkili bir dil kullanımının yanı sıra, iyi niyete dayanan insan ilişkilerine ihtiyaç vardır.
Çağımız iletişim çağıdır. Dinin toplumsal özelliği de göz önüne getirilecek olursa, mesajın alıcılara iletilmesinde iletişimin ne kadar önemli olduğu ortaya çıkar. Peygamberler mesajlarını çevreleriyle iyi iletişim kurmak suretiyle insanlara tebliğ etmişlerdir. İslâm’ın evrensel öğretisini insanlara sunabilmenin en emin ve etkili yolu, onlarla sağlıklı bir iletişim kurabilmeye bağlı olduğunu gözden uzak tutmamak gerekir.
İnsanlar günlük hayatın her alanında hep yüz yüze ve iç içedirler. Özellikle Diyanet İşleri Başkanlığı din hizmetinde çalışan ve çalışacaklar insan ilişkilerine özen göstermek suretiyle, birlikte çalıştıkları insanlarla ve cemaatle sağlıklı bir iletişim kurmak durumundadırlar.
İnsan ilişkileri ve iletişim
İnsan ilişkileri iki yönlüdür. Karşılıklı ilişkiler gelişip düzenli bir hâle geldiği oranda başarılı sonuçlar verir. Kişisel ilişkilerin temeli olan bu akıma iletişim (haberleşme) adı verilir, iletişimin içinde dil, anlam; kişilerin eğilimleri ve davranışları, öğrenme, şartlanma ve bilinçlenme olayları, grup normları, kültürel değişmelerde karşılaşılan güçlükler, etki-tepki ilişkileri gibi çeşitli konular bulunmaktadır. Toplumsal ilişkilerde hâkim olan ve belirleyen etmenler artık tamamen değişmiş; ekonomi ve ekonomik ilişkiler ikinci, giderek üçüncü derecede toplumsal önemde bir öge durumuna düşmüştür. İçinde yaşadığımız toplumsal yapıyı, bu yapı içindeki ilişkileri ve Türk toplu- munun başka toplumlarla olan ya da olabilecek ilişkilerini belirleyen, artık hayatî öneme sahip toplumsal kurum niteliğini gösteren iletişimdir.
Kitle iletişim araçları dendiğinde toplumların yapısına göre, toplumdan topluma değişen yoğunluk ve düzlemde kullanılan gazete, dergi, kitap gibi basılı yayınların yanı sıra, radyo ve televizyon gibi elektromanyetik olarak çalışan araçlar, sinema, plâk, ses ve görüntü bantlarıyla (video) tiyatro anlaşılmaktadır. Bunlardan hiçbiri diğerini ortadan kaldırmamış, aksine kitle iletişiminin her yeni türü eskisinin üzerinde ve onunla birlikte gelişmiştir. Bu anlamda iletişim, insanın oluşturduğu simgeler yoluyla bulduklarını, bildiklerini, düşündüklerini biriktirip başkalarına aktarması; dolayısıyla "olmazsa olmaz" bir unsurdur.
İnsanlar en basitten en karmaşığa kadar ihtiyaçlarını karşılayabilmek için diğer insanlar, şu ya da bu düzeyde destek ve yardımına ihtiyaç duyar. Bunun ötesinde, toplumların bir sistem olarak amaçlarını gerçekleştirebilmesi için üyesi olan bireyleri bilgilendirmesi gerekir. Bunlar ise hep iletişim olgusunun varlığı ve işleyişi ile söz konusu olabilir. Bu ise bireyler arasında bilgi, görüş, davranış ve kanaat biçimlerinin paylaşılmasıyla, insanlar arasında ilişki kurulabilmesini sağlar. Ayrıca her türlü anlatım, öğrenme, ikna etme ve deneyim kazanma çabalarını da kapsar. Bir başka deyişle, birlikte yaşayan insanların bildiklerini, gördüklerini, duyduklarını, düşündüklerini, hissettiklerini birbirlerine çeşitli biçim ve yollarla aktarmaları, bir bakıma onların ortaya çıkan yeni yapılara uyabilmeleri olarak nitelendirilebilir.
İnsan ilişkileri etkinliğinin en önemli bölümü iletişime dayandığı için, düşünce ve kanaat özgürlüğü ile basın özgürlüğü konularının iyi bilinmesi gerekir. Bu etkinliği gerçekleştiren kişi ve kuruluş kendi özel amacı dışında, dolaylı da olsa kamuoyunun serbestçe oluşumuna katkıda bulunmaktadır. iletişim olayında kaynak, bir mesajı haberleşme kanalıyla alıcıya gönderir ve ondan bu mesaja bir tepki alır. Kaynak, alıcıdan gelen bu tepki ile kendi mesajı hakkında karşısındakinin ne düşündüğünü öğrenirken onun davranışları, zekâsı, yargıları ve kişiliği konusunda da bilgi sahibi olur ve kendi davranışlarını buna göre ayarlar.
Alıcının tepkisi, kaynağı birtakım bilgilerle beslemiş, dolayısıyla bu akımdan her iki uç da yarar sağlamıştır.
Öte yandan, iletişim sırasında alıcı kaynağın mesajına cevap verirken akım tersine dönmüş yani alıcı kaynak, kaynak da alıcı olmuştur, işte bu iletişim sayesinde insanlar kişiliklerini geliştirirler, aralarında dayanışma sağlarlar, içinde yaşadığımız çağ iletişim bakımından çok büyük mesafeler katetmiştir. Amerikalı düşünür R.B. Fuller’in ifadesiyle, "Artık ebeveyne bir ilâve var: Anne, baba ve televizyon. Çocuk üzerinde üçüncünün etkisi, ilk ikisinden daha fazladır, eksik değil." Gerçekten de tarihte ilk defa görülen bir olayla karşı karsıyayız. Karşımızda anne ve babadan daha çok şey bilen bir kuşak var.
İletişim tezi, temelde toplumsal davranışların hepsini kapsar. Çünkü insan ilişkilerinin gücü ve sınırı, insanın hem amaçlı hem de amaçsız mesajları, sayısız denilebilecek kadar çok yollarla gönderip alma yeteneğine sahiptir. Yapısı gereği kitle iletişimi bir bakıma yüzyüze iletişimden zordur. Bir toplumsal yapılanmada, çok sayıdaki farklı yapıdaki kişinin bir araya gelmesiyle oluşmuş herhangi bir kitleye, mesajlar gönderen kaynak durumundaki kitle İletişimcisi, alıcı durumundaki kitlede meydana gelecek kişisel ve kümeli tepkiler karşısında, kendi düşüncelerine tam olarak ve istediği yönde onlarla uyumlu hâle getiremeyebilir. Öyle ki, mesajları gönderen kaynak durumundaki kitle İletişimcisi, alıcı kitlenin içindeki belli kişileri ve grubu inandırabilse bile, bunların dışında kalan diğer kişiler ve gruplar aynı mesajlara ters tepkiler gösterebilir. Kitle iletişiminde, alıcının bir kısmından da olsa ters tepki alan kaynak, kitleye göndereceği sonraki mesajlarını bu tepkileri de göz önünde bulundurarak düzenleyecek ve amaca ulaşma şansını arttıracaktır. Yüzyüze iletişimde kaynak herhangi bir hatasını hemen düzeltebilecek durumda olduğundan, her türlü yeniliği deneme serbestisine de sahiptir.
İnsan ilişkilerinde bilgi aktarımı, iletişim ve kişilik
Bildiği ya da tasarladığı bir bilgiyi, duyguyu, kanaati veya düşünceyi; toplum içindeki tanıdığı kişilere yüzyüze görüşme yoluyla aktarması, iletişimi gerçekleştirmenin bir yöntemidir. Ancak sözü edilen aynı kişi, bu bildiklerini ya da tasarladıklarını farklı yerlerde bulunan, çok sayıda kişiye, gazete, radyo, televizyon vb. oluklarını kullanarak duyurma yolunu seçerse, bu durumda gerçekleşen iletişim süreci "bireyler arası" ya da yüz yüze iletişim boyutundan çıkıp, tam anlamıyla kitle iîetîşimî boyutuna ulaşmaktadır. Burada vurgulanması gereken kitle iletişiminde alıcı sayısı sınırlandırılamaz. iletişim araçlarının teknik açıdan gelişmiş ve yaygın oluşu, kaynağın alıcıyı kesin olarak sınırlayabilmesini önlemektir.
İletişim olgusunun esas amacı insanın kişiliğidir. Her kişilik kendisine bir yaşama çevresi sağlar. Bu konuda ya hazır çevreyle uyuma girer, ya bununla çatışarak kendine uzlaşma noktaları bulur, ya da onu bütünüyle kendine göre yeniden düzenleyip değiştirir, iletişimin en temel fonksiyonu, ötekini tanıma ve kendi var oluşunu gerçekleştirme işlevidir. Buradan yola çıkarak, insanın kendi türünün sürekliliğini sağlamak, yaşanabilir bir çevre oluşturmak, uyumlu birliktelikler meydana getirmek suretiyle toplumsal çevrelerin hayat süresi içerisinde sağlıklı iletişim kurabilmesi kişiliğin aşamalarıdır. Bu olgu kültürel kişiliğin başlıca sebebidir. Diğer kişilik yapıları kültürel kişilik üzerinde durur.
Kültürel kişilik olgusu, toplumsal ortamlarda, kendi doğal iç yapısında özgürce gelişme gösterirken; dış çevrede belli sınırlamalar içinde kalır ki, bu durum kültürel kimlik sorununu doğurur. Her kültürel kişiliğin toplumsal ve ulusal bağlamda kendini tanıttığı bir kültürel kimliği vardır. Söz gelimi aileler birlikte yaşadıkları bireylere, kendilerine özgü bir kültürel kişilik ile onun bağlı olduğu bir kültürel kimlik kazandırırlar. Aynı işleri toplum da görür.
İnsan kişiliğinin oluşumunda beş duyunun işlevi başta gelir. Bu duyuların ayrı ayrı önem taşımasına rağmen görme ve duyma, iletişim açısından farklı bir konuma sahiptir. Zekâ ise insanın bir başka ayırıcı özelliğidir. Zekânın gelişmesinde birtakım dış faktörlerin etkisinin olduğu ise oldukça ilgi görmektedir. Buna bağlı olarak öğrenme isteği şeklinde tanımlanan merak duygusu, insanın en belirgin niteliklerindendir. insan gelişmeye, ilerlemeye açık bir varlıktır. Bu uğurda daha çok başarı kazanmak isteği, kıskançlık denilen ve tamamen İnsanî olan duyguyu ön plâna çıkarır.
Gelişmenin, başarılı olmanın bir başka unsuru ise, insanın sosyal bir varlık oluşudur. Tek başına başarı olmaz. Olsa bile ölçütü ne olacaktır? Onun için rekabet olayı, sosyaliteyi zorunlu kılmaktadır. Sosyal yapı içinde insanın maddî güdülere bağlı davranışları da çeşitli sınırlamalar ve değişmelere uğramaktadır. İnsan davranışlarını birtakım İnsanî kurallara göre ayarlamak zorundadır. Bu durum aynı zamanda bir etik ilkesidir.
Hayatlarını sürdürmek, temel menfaatlerini gerçekleştirmek için iş birliği yapan, aynı toprak parçası üzerinde birlikte yaşayan ve ortak bir kültürü olan insan kümesi (toplum) tanımında, yalnızca bireyler toplamından söz edilmemekte, bireyler arasındaki ilişkiler toplamı söz konusu edilmektedir. Bu sebeple iletişim konusunu ele almak, temelde toplumsal bir hayatta, karmaşık toplumsal ilişkiler ağı içinde yer alıp, var olma mücadelesi veren insanı ve onun toplumla ilişkisini ele almaktır. Sosyal gruplar, aile dediğimiz iki kişilik topluluktan büyük kuruluşlara kadar çeşitli görünüşler taşırlar.
Sosyal grup, uzun süre birbirleriyle yüz yüze ilişkiler sürdüren, ortak amaçları, değer yargıları ve özellikleri olan insanlar topluluğu diye tanımlanır. Sosyal gruplar maddî ve mânevî güdülere dayanarak kurulurlar. Gruplar büyüdükçe maddî amaçlı olma özellikleri ağır basar. Bir gruba bağlı olan insan bir süre sonra grubun diğer üyeleri ile aynı değer yargılarını, aynı normları paylaşmaya başlar, insanın gruba uyması, grup bilincinin başlamasını gösterir. Artık o, grubun bir parçasıdır. Kişisel çıkarları kadar grubun çıkarlarını da gözetir. Grubun kurduğu normlara göre yaşayışını düzenler. Bu normlar görenekler, hayat standartları, gelenekler, giyim kuşam, yemek yeme, dinlenme biçimleri vb. grup üyeleri tarafından uyulması gereken kurallardır.
İnsanlar arası ilişkilerdeki çeşitlilik sosyal kurumların oluşumunu sağlamıştır. Bu ilişkilerin en üst kurumu olarak görülen çoğulculuk, yani halkın kendini yönetecek insanları seçmesi suretiyle sağlanan yönetim biçimi bir sosyal kurumdur.
Böyle bir gelişme, insan ilişkilerinin eşit biçimde idare edilmesini zorunlu kılmaktadır. Eğer bu eşitlik sağlanmaz veya sağlanamazsa, sosyal rahatsızlıklar ortaya çıkar, insanları hakkaniyet ölçüleri içerisinde idare etmek oldukça güçtür.
Despotik yönetimlerin uzun ömürlü olamayışlarının sebebi, yöntemlerinin İnsanî merkezli olmayışı ve dolayısıyla insan ilişkilerine önem vermemiş olmalarıdır. Hatta her türlü yönetim insana önem verdiğini, eşitlik sağladığını söylemek suretiyle ayakta durmaya çalışır. Fakat söylenilenler gerçekleştirilmediği müddetçe insanları ikna etmek mümkün değildir. Bu anlayış, yani sosyalleşme anlayışı insanların ferdî sivriliklerini de törpüler. Çünkü diğer insanlarla ilişki kurmanın bir yolu da, kendi istek ve eylemlerini dengelemekten geçmektedir.