Makale

Pedagog Ali Çankırılı ile Çocuklara din öğretiminde empati üzerine

SÖYLEŞİ

Pedagog Ali Çankırılı ile söyleşi
Uğur Canbolat

Ailede dinî yaşayışın çocuk üzerinde nasıl bir etkisi vardır?
Bildiğiniz gibi, çocuğun kişiliği altı yaşına kadar aileden aldığı eğitimin şekline ve kalitesine bağlı olarak büyük çapta tamamlanmış olmaktadır. Ana rahmine düştüğü andan itibaren ailenin dinî yaşantısı çocuk üzerinde etkili olmaktadır. Ayrıca çocuk, başta anne baba olmak üzere, aile büyüklerini taklit ederek onlara benzemeye çalışır. Kur’an okunan, namaz kılınan, dua edilen bir ailede yetişen çocuklarda dinî eğitim almaya uygun bir duygusal ve zihinsel altyapı oluşmaktadır. Bu sebeple çocukların küçük yaşlarda soyut kavramları anlayamayacaklarını, dolayısıyla erken yaşlarda dini eğitim vermenin ve Kur’an öğretmenin doğru olmadığını ileri süren görüşlerin bilimsel bir değeri yoktur.
Modelleme yolu ile öğrenmenin etkisi sözel öğrenmeye göre farklı mıdır?
Çocuklarda görsel algı, zihinsel algıdan önce gelir. Dolayısıyla çocuk eğitiminde sözlerden çok davranışlar etkilidir. Çocuk anne babanın davranışlarını gözlemleyerek onlara benzemeye çalışır. Bu yüzden çocuğun kişilik gelişiminde anne baba modeli çok önemlidir.
Ailede dinî algının sevgi ile olması, çocuk üzerinde nasıl bir etki yapar?
Sevgi, çocuk ruh sağlığının olmazsa olmazıdır. Sevilen çocuk kendisini değerli hisseder. Çocuk anne babaya korku ile değil sevgi ile bağlanmalı. Çocuk sizi severse dininizi de sever. Gerçek bağlanma sevgi ile olan bağlanmadır. Çocuk Allah’a da sevgi ile bağlanmalı. Bunun için çocuğa önce, cenneti olan Allah’ı anlatmalıyız. Efendimiz, bir hadisinde, “buluğa erinceye kadar çocuktan kalem kaldırılmıştır” buyuruyor. Çocuğa cehennem kapalı olduğuna göre, dinî eğitimde çocuğu cehennemle ve Allah’la korkutmak yapılabilecek yanlışların en büyüğüdür.
Buradan “cehennemi olan Allah’ı anlatmayın” sonucunu çıkarabilir miyiz?
Bu anlattıklarımız konunun bir kısmıydı. Ama “Cehennemi olan Allah’ı kesinlikle anlatmayın” anlamına gelmiyor söylediklerimiz. Çocuk: “Kötülük yapan, insanlara zulmeden, Firavun ve Nemrut gibi zalim kimseler de cennete mi gidecek, ceza görmeyecekler mi?” diye sorduğunda; “Hayır, onlar cennete giremeyecek, yaptıkları kötülüklerin cezasını çekmek için cehenneme konacaklar” şeklinde adalet duygusuna uygun düşen bir açıklama yapılabilir.
Sevgi ile öğrenilen bilgilerin hafızaya daha kalıcı yazıldığını söyleyebilir miyiz?
Sevgi, sadece insanoğlunun değil, bütün canlıların, hatta daha da ileri giderek bütün yaratılmışların ruhsal gıdasıdır diyebiliriz. Allah aşkıyla cezbeye gelen bir sufi gezegenlerin de güneşin etrafında aşkla döndüğünü söyleyebilir. Sevginin doruk noktası aşktır. Yunus Emre, Allah aşkını o kadar önemser ki, cenneti bile hafife alır, onu isteyenlere ver, bana sen yetersin der. Mevlana ve onun yolundan giden bir derviş, Allah aşkıyla cezbeye gelip semah dönerken, aldığı ruhsal hazzı hiçbir dünyevi zevkle değişmez. Çocuk, sevdiği kişiye benzemeye çalışır. Onu taklit eder. Çocuk öğretmenini severse, onun dersini de sever. Öğrenme isteği artar. Öğrendiği bilgiler hafızasında daha derin izler bırakır.
Sevgi iletişiminde hazzın yeri var mıdır?
Eğer sevilirseniz, kendinizi sevilmeye layık ve değerli hissedersiniz. Bu hissediş size duygusal bir haz verir. Sizi sevdiğinden emin olduğunuz biriyle beraber olmaktan, onunla sohbet etmekten zevk alırsınız.
Klasik dinî yaşamda çocuğa yönelik geliştirilen zorlayıcı tavrın çocukta oluşturduğu algı nasıl oluyor? Zorla yaptırılan ibadetler ergenlik ve sonraki dönemlerde nasıl sonuç verir?
Çocuk eğitiminde iyi niyetli olmanız yetmez, kullandığınız vasıtaların da doğru olması gerekir. Eğer oyun çağındaki bir çocuktan sizin gibi ciddiyetle namaz kılmasını, oruç tutmasını bekler ve onu buna zorlarsanız dinden soğutmaktan başka bir iş yapmış olmazsınız. Eski ama güzel bir atasözümüz var: “Kem aletle kemâlât olmaz.”
Eğer çocuk severek ve içinden gelerek ibadet etmiyor, sizin zorunuzla ve sizden korktuğu için ibadet ediyorsa ikiyüzlü (riyakâr) davranıyor demektir. Çocuklarını namaza zorlayan anne babalardan sık duyduğumuz bir şikâyet var: “Hocam, bizim yanımızda iken namaz kılıyor, biz yanında değilken kılmıyor, bize kıldım diyor, yalan söylüyor.” Sizin zorlamanızla ibadet eden bir çocuk ileriki yaşlarda, büyük ihtimalle, sizin zorlamanıza bir tepki olarak namaz kılmayacaktır.
Çocukta dinî algının sağlıklı oluşmasında “empati”nin önemi konusunda neler söylersiniz?
Rasul-i Ekrem Efendimizin, “Çocuğu olan onunla çocuklaşsın.” anlamında bir hadisi var. Bunun psikolojideki karşılığı “empati”dir. Efendimiz bu hadisiyle bize kendimizi çocuğun yerine koymamızı, özellikle dinî ve cinsel konularda onu eğitirken ve sorularına cevap verirken onun anlayacağı basit bir dil kullanmamızı tavsiye etmektedir. Çocukların dikkat süresi kısadır. Uzun süre dikkat gerektiren işleri sevmezler. Yeterli zihin olgunluğuna sahip olmadıkları için sorularına detaylı bilimsel açıklamalar yapıldığında sıkılır, sorularını unutur, başka işe yönelirler.
Çocukta dinî algı denilince daha çok pratik ibadet uygulamalarının akla gelmesi doğru mudur?
Maalesef, dinî eğitim dendiğinde, çoğu anne babada sure ezberletme, namaz kılmayı öğretme, elifba eğitimi için Kur’an kursuna gönderme ile sınırlı bir dini algı var. Dini eğitimde elbette bunlar da var. Ancak din bunlardan ibaret değildir. Doğruluk, dürüstlük, çalışkanlık, sözünde durma, temizlik, yardımlaşma, arkadaşıyla ve komşusuyla iyi geçinme, kısacası insan onuruna yakışır bir yaşantı da dindir. Namaz kılmak Allah’ın emri olduğu gibi, israf etmemek de Allah’ın emridir ve ibadettir. Eğer bu ülkede bir günde tonlarca ekmek çöpe atılıyorsa din eğitiminde bir noksanlık var demektir. Peygamber Efendimiz: “Temizlik imandandır” buyuruyor. Eğer sokaklarımız, piknik yerlerimiz, hatta cami şadırvanlarımız çer çöp içinde ise; imanımızda bir zaaf var demektir.
Çocuğa Allah’a imanın nasıl anlatıldığı belirleyici midir?
Çocukta bilişsel (cognitive) gelişim aşamalarında görsel düşünce zihinsel düşünceden önce gelir. Çocuk, görsel düşüncenin etkisiyle Allah’ı güçlü bir insana, çizgi film veya masal kahramanına benzetmekten kurtulamaz. “Allah insana benzemez. Allah, her şeyin yaratıcısıdır, yemez, içmez, uyumaz (ihtiyaçtan münezzehtir)” gibi soyut açıklamaları anlayamaz. Henüz somut düşünce aşamasına geçmemiş bir çocuktan görmediği Allah’a bir yetişkin gibi iman etmesini beklemek konuya yetişkin gözüyle yaklaşmak demektir.
Çocuk yaşta iman eden Hz. Ali’nin çocukta dinî algı bakımından nasıl bir örnekliği vardır? Yine Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e karş Sevgili Peygamberimizin tavırlarının çocukta dinî algı bakımından değeri nedir?
Hz. Ali Efendimiz, biliyorsunuz, Peygamberimizin amcası Ebû Talib’in oğludur. Yürümeye ve konuşmaya başladığı üç-dört yaşlarından itibaren babası onu Peygamberimizin yanına göndermiş, Efendimizin terbiyesinde büyümesini sağlamıştır. Efendimize peygamberlik tebliğ edildiğinde Hz. Ali on yaşlarında bulunuyordu. Bu demektir ki altı-yedi sene boyunca Peygamber Efendimizin üstün kişiliğine şahit olmuş; onu sevmiş, ona bağlanmıştı. Efendimizin peygamberliğine ilk iman eden, eşi Hz. Hatice ve ikinci olarak da Hz. Ali’dir. Hz. Ali’nin iman edişini kolaylaştıran etken, Efendimize olan sevgisi ve onun kişiliğine olan hayranlığıdır.
Küçük yaşından itibaren Rasul-i Ekrem Efendimizin hizmetinde bulunan Hz. Enes bin Malik’e ve torunları Hz. Hasan ve Hüseyin’e karşı davranışları da bizim için bir ölçüdür. O şefkat göstererek, severek, zorlamadan eğitiyor, dinî telkinde bulunuyordu. Hz. Enes (r.a.), bir gün olsun Efendimizin kendisine bağırmadığını, kırıcı bir söz söylemediğini nakleder. Hasan ve Hüseyin efendilerimiz de, bildiğiniz gibi, Efendimiz (s.a.s.) namaz kıldırırken Mescid-i Nebevi’ye gelir, sırtına çıkar, boynuna sarılırdı. Efendimiz de düşmesinler diye onları tuttuğu ve bazen secdeyi uzattığı olurdu. Çocuklarımıza dinî eğitim verirken bizim de tavrımız bu olmalı.
Çocuklara karşı şefkat dengesi nasıl olmalıdır? Sabah namazı açısından bunu nasıl değerlendirirsiniz?
Çocuk eğitiminde sevgi ve şefkat duygularının da ölçülü ve yerinde kullanılması gerekir. Anneler, çoğu zaman aşırı şefkat ve koruma duygusuyla uykusu bölünmesin diye çocuğu sabah namazına kaldırmaz, açlığa dayanamaz diye oruç tutmasını istemezler. Yine aşırı koruma içgüdüsüyle “koşma terlersin, atlama düşersin, sen yiyemezsin ben yedireyim, sen giyemezsin ben giydireyim, sokakta elimi bırakma” diyerek kendi ayakları üzerinde durmasına engel olur, onu kendilerine bağımlı hale getirirler.
Büyük kardeşlerin dinî algılama biçimi küçük kardeşlere ne yönde etki eder?
Kardeşler arasında, anne babanın tutumuna bağlı olarak, az veya çok bir kıskançlık ve rekabet duygusu olduğunu biliyoruz. Dindar bir ailede büyük çocuğun anneye babaya saygı göstermesi, onlara itaat etmesi, namazını kılması durumunda küçük çocuğun da anne babanın dikkatini çekmek için ağabeyine ve ablasına özenmesi ve onu taklit etmesi mümkündür.
Zorluklara tahammül etme, mücadele ederek, gayret ederek kazanma dinî algı bakımından neye tekabül eder?
Peygamber kıssaları ve peygamberlerin varisleri olan İslam âlimlerinin hayat hikâyeleri önemli derslerle doludur. Hemen hepsi hak dini tebliğ ederken ve insanları bir olan Allah’a iman etmeye çağırırken eski batıl inanç sahiplerinin direnciyle karşılaşmış, yöneticilerin ve güç sahiplerinin baskısına ve zulmüne maruz kalmışlar; ancak yılmamış, ümitsizliğe düşmemiş, zindanları birer Yusuf’un Medresesi’ne çevirmişler, en zor şartlarda bile tebliğ vazifesine devam etmişler. Çocuklar için yazılmış peygamber kıssaları, İslam âlimlerinin ve ülkeler fetheden tarihi kahramanların hayat hikâyeleri çocuklara model olmada ve mücadele azmi kazandırmada etkili olabilir.
Günah psikolojisi çocuğa nasıl verilmeli? Verilmeli mi?
Çocuğu kötü davranışlardan sakındırmak, iyi davranışlara özendirmek için “günah” ekseninde açıklamalar yaptığımız zaman bunun sonucu olan “cehennem” hayatından da bahsetmemiz gerekecektir. İki sebeple bunu doğru bulmuyoruz. Birincisi çocuğa günah yazılmadığı için cehennemden bahsetmenin, çocuğu korkutmaktan başka bir yararı yoktur. İkincisi, konuya yetişkin gözüyle yaklaşmış oluruz ki, bu da dinî eğitim açısından hatalı bir tutum olur. Bir anne çocuğuna: “Allah annelerini üzmeyen çocukları sever” dedi. Çocuk biraz düşündükten sonra “Yani seni üzersem Allah beni hiç sevmez mi?” dedi. Anne: “Beni üzersen de Allah seni sever; ama eğer üzdükten sonra özür dilersen daha çok sever” dedi. Doğru olan yaklaşım budur.
Dinî algının sağlıklı olması bakımından etik değerler konusunun önemi nedir?
“Adetullah” dediğimiz Allah’ın hayat kanunları umumidir. İnananlara ayrı, inanmayanlara ayrı çalışmaz. Su yüz derecede kaynar. Bu Allah’ın suya koyduğu bir kanundur. Kim çalışır, suyu yüz dereceye kadar ısıtırsa; kaynamasını sağlamış, buhar gücünü keşfetmiş olur. Allah çalışanın ve dürüst davrananın emeğini boşa çıkarmaz.
Bir Avrupa ülkesini veya Amerika’yı ilk defa ziyaret ettiğinizde şaşırır kalırsınız. Sokakları tertemiz, yerde bir çöp göremezsiniz. Yarım kalmış çatısız evler, ruhsatsız kaçak binalar göremezsiniz. Sürücüler trafik kurallarına harfiyen uyar, kural ihlali yapan sürücüye pek rastlayamazsınız. Çarşıda pazarda malını satarken yalan söyleyeni, arızalı ve çürük mal satanı göremezsiniz. Bütün bu faziletler toplumu ayakta tutan İslâmiyet’in ve hak dinlerin emrettiği etik değerlerdir.
Yaşanmayan dinî değerlerin bir kıymeti yoktur. İnanıyor, fakat yaşamıyorsak; sözlerimizin çocuk üzerinde bir etkisi olmaz.
Dinî algı bakımından hak ve sorumluluk bilinci nasıl kazandırılmalıdır?
Hak ve sorumluluk bilinci bir kişilik özelliğidir. Çocuk beş yaşına kadar benmerkezci (egosantrik) bir kişiliğe sahiptir. Kendisini dünyanın merkezinde görür. Herkes ve her şey ona hizmet etmek ve isteklerini karşılamak için vardır. Bu yüzden vermeyi ve paylaşmayı bilmez. Kendi oyuncağını yanındaki çocuğa vermek istemediği gibi, onun elindeki oyuncağa da sahip olmak ister. Buna hakkı olmadığını ve ona haksızlık yaptığını düşünemez. İlk yaşlarda çocuğun mülkiyet duygusu ve benlik saygısı kazanmasında gerekli olan bu kişilik özelliği, anne baba tarafından ihtiyacı olup olmadığına ve hak edip etmediğine bakılmaksızın her isteği yerine getirilerek desteklendiği zaman çocukta hak-hukuk tanımayan bencil bir kişilik gelişmesine yol açar.
Çocuğa, küçük yaştan itibaren zorlamadan, özendirerek paylaşma ve yardımlaşma duygusu ve zevki kazandırılmalı. Yemeğini yeme, tuvalet ihtiyacını giderme, oyuncaklarını toplama gibi işleri kendi başına yapacak şekilde eğitilmeli. Bakkaldan ekmek alma, çiçekleri sulama, çöpü dökme, evcil hayvanı besleme gibi görevler verilerek sorumluluk bilinci kazandırılmalıdır.
Çocuğun dinî eğitiminde doğru hedef piramidini görebilmek bakımından son olarak neler söylersiniz?
Babanın ve annenin çocuğuna bırakacağı en güzel miras iyi ahlaktır. İyi ahlakın temeli de dindir. Çalışkanlık, dürüstlük, güvenilirlik, yardımseverlik, büyüklere saygı, küçüklere şefkat gibi insanı insan yapan davranışların hepsi iyi ahlakın tezahürleridir.
Çocuk sevgi, saygı, dürüstlük, çalışkanlık, yardımlaşma gibi etik değerleri ailede yaşayarak kazanır. Alkol, uyuşturucu gibi zararlı alışkanlıklar edinen, terör örgütlerine katılıp masum insanların canına kıyan gençlerin aile hayatı incelendiğinde baskı ve şiddet altında, sevgisiz büyüdüğü görülmektedir. Baskı, şiddet ve cehaletin yaşandığı bir ailede, sevgisiz büyüyen bir çocuğa sonradan sevgi duygusu kazandıramazsınız.