Makale

Merhamet adasının öncüsü: Din gönüllüsü

Merhamet adasının öncüsü: Di̇n gönüllüsü

Yusuf Alpaydın


Rahmet Peygamberi (s.a.s.) barbarlığın sıradanlaştığı, toplumlar arasındaki savaşların bütün yönleriyle vahşi bir hâl aldığı, insanların hemcinslerini ve kendi evlatlarını öldürdüğü bir dönemde merhameti yeryüzüne yaymak için gönderildi. (Enbiya, 107.) Bugün bahsedilen dönemden çok daha farklı bir yerde olduğumuz söylenebilir mi?

Bazı sosyologlar toplumsal düzenin duygudan ziyade akılla, akıl aracılığıyla (rasyonalite) sağlanabileceğini varsaymaktadırlar. Bir kısmına göre ise toplumları bir arada tutan şey sevgi, sempati, merhamet, muhabbet, dostluk, sadakat gibi aklın karşısında yer alan her türlü duygudur. Ancak toplumsal düzenin akıl aracılığıyla (rasyonalite) sağlanacağı fikri modern uygarlık içinde hep baskın olagelmiştir. Bu durum özellikle geçtiğimiz yüzyılda rasyonel amaçlar (bir toplumun refahı, hammadde elde edilmesi, toprakların genişletilmesi vb.) için yapılan onlarca savaşa bakıldığında görülebilecektir. Nitekim sosyolog Mestrovic Uygar Barbalık adını taşıyan kitabında, modern uygarlığın barbarlığı yeni bir biçimde ürettiğini ve nihayetinde daha fazla uygarlaşmak yerine barbarlaşmanın yaşandığını söylemektedir. Rasyonalitenin toplumları bir arada tutmak konusunda yetersiz kalması nedeniyle Mestrovic rasyonelitenin alternatifi olarak merhameti önermektedir.

Enformasyonel çağ olarak tanımlanan günümüzde şiddetin, acının, kötülüğün, merhametsizliğin, barbarlığın dünya üzerine yayılmasını sağlayan çok sayıda araç (medya) bulunmaktadır. Kötülük ve şiddet giderek sıradanlaşmakta, insani değerler birer birer ölmektedir. Peki, insanlık kardeşçe bir hayatın çatısını çatacak insani değerlerle, fıtri erdemlerle nerede ve kimler aracılığıyla buluşacak?

İnsanlığın fıtratıyla buluşma noktası, inzal olduğu andan günümüze dek hıfz-ı ilahî ile korunmuş olan İslami değerlerdir. Değerlerimiz insanlar arasında yaygınlaştığında, vicdanlara Rabbimizin yerleştirdiği insani öz neşvünema bulacak ve her dem taze bir gül olarak insanlığın ufkunda açacaktır.

İslami değerler insanlığa ulaştırılıp, baskı ve zulmün ufukları tuttuğu koyu karanlık İslami değerlerin gülşeninin kızıllığıyla aydınlanıncaya kadar, bu görev fert fert her Müslümanın vazifesidir. (Bakara, 193; Enfal, 39.) Ancak öncelikli görev, din görevlilerinin/gönüllülerinindir. Çünkü medeniyetimizin merkezi mescit/camidir. Cahiliye toplumunu, şefkat, insaf, ahlak, hak ve adalet ile tanıştıran rahmet peygamberi mescidi merhamet merkezi olarak inşa etmiştir. Mescit vahşiliğin ve barbarlığın giremediği harem bölgedir. Bu mekâna gelen kimseler korkularından emin olur, sıkıntılarından kurtulurlar. Oraya gelen her kim olursa olsun merhametin ve şefkatin kucağına gelmektedir. Çünkü mescit Rahman’ın evi, rahmetin mekânı, Rasul (s.a.s.)’ün şefkatli kollarıdır. Bu nedenle günümüz cami görevlileri kendilerine öncelikle şu soruları sormalıdırlar: Camimi bir merhamet merkezi hâline nasıl dönüştürebilirim? Ben bir merhamet görevlisi ve gönüllüsü nasıl olurum?

Din görevlisinden merhamet adamına geçiş...

Din görevlisi tanımı ve konumu itibarıyla modern dönemlere özgü mesleki bir pozisyonu ifade etmektedir. Bu durumun en önemli dezavantajı din görevlilerinin rasyonel temeller üzerine inşa edilmiş modern devletin bürokratik yapıları içerisinde yer almalarıdır. Tarihsel ve toplumsal şartlar bir şekilde bu durumun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ancak öncelikle bu bürokratik yapının ve rasyonel işleyişin farkında olunmalı, “din görevlisi” unvanının aşırı rasyonalitesinden sıyrılınmalı ve toplumla İslami değerler ve duygular üzerinden iletişime geçilmelidir. İşte bu, din görevlisi olmaktan “din gönüllüsü” olmaya, “merhamet adamı” olmaya geçişi ifade etmektedir.

Tekil insandan toplumsal insana geçiş…

Kocanın hanımına, annenin çocuğuna, çocuğun annesine, komşunun komşusuna merhametsizce davrandığı bir toplumda din gönüllüsü bir merhamet adamı olarak bu değeri en iyi şekilde kullanmak için sokaklara, caddelere, parklara, meydanlara, dükkânlara, evlere çıkmalı, toplumla birlikte olmalıdır. Bir merhamet adamı olan din gönüllüsü, kelimenin tam anlamıyla sokakta merhamet bekleyen insanların yanında olmalıdır. Bu bağlamda görevli olmasa da toplumsal törenlere (nikâh, düğün, nişan, sünnet töreni, asker uğurlaması, cenaze merasimi, hacı uğurlaması ya da karşılaması vb.) katılmalı, halkın katılım sağlayacağı organizasyonlar (yardım kampanyaları, kitap kampanyaları, gezi, konferans, panel, sohbet, sergi, yemek, piknik, ağaç dikme kampanyası, çay ikramı vb.) düzenlemeli, insanlarla temas noktalarını çoğaltmalıdır.

Yalnız kahramandan dayanışmacı kahramana geçiş...

Din görevlisi/gönüllüsü toplumun tüm farklı kesimleriyle iş birliği yapabilecek itibarlı bir konuma sahiptir. İş birliği konusunda din gönüllüsünün/merhamet adamının hiç unutmaması gereken temel ilke şudur: Toplumu oluşturan bütün kişiler ve kurumlar size yardım etmek isteyeceklerdir. Çünkü din gönüllüleri her daim muhataplarının karşısına bir merhamet projesi ile çıkacaklar ve karşılarındaki kişi ve kurumları rasyonel olandan merhametli olana cesurca davet edebileceklerdir.

Peki, iş birliği kimlerle yapılabilir?

Merkez ve taşrada faaliyet gösteren tüm kamu kurum ve kuruluşları (valilikler, kaymakamlıklar, belediyeler, muhtarlıklar, il ve ilçe millî eğitim müdürlükleri, okullar, il ve ilçe sosyal hizmet müdürlükleri, gençlik merkezleri, spor merkezleri, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları vb.)

Herhangi bir kâr amacı gütmeyen ve sivil birtakım etkilerle faaliyete geçen vakıf, dernek, inisiyatif, oda, girişim ve benzeri adlarla ve kategorilerle anılan sivil toplum kuruluşları

Birey ya da kurum olarak faal olan özel kişi ve kuruluşlar
İş birliği sırasında bunlara dikkat!

Kendini ve diğer insanları tanı! Kendinizin ve iş birliği geliştireceğiniz diğer şahısların, kişisel özelliklerinden, resmî konumundan ve kamu görevlisi olmaktan kaynaklanan güç ve imkânlarını değerlendirin. Ardından bu imkânların her birini birer işe dönüştürecek projeler geliştirin.

Muhatap kurumu tanı! Hangi kurumdan neyi talep edebileceğinizi belirlemek için öncelikle bütün kurumları kendi özel şartları çerçevesinde analiz edin. Bu amaçla kurumların sahip olduğu imkânları ayrı ayrı listeleyin. Ardından kurumlarca sahip olunan imkânlara uygun öneriler geliştirin.

Mevzuatı tanı! Muhatap olacağınız kişi ve kurumları bağlayan özel mevzuatlarını ve toplumsal olarak herkesi ilgilendiren genel hukuki çerçeveyi bilin. Böylece hem “Bu, mevzuata aykırı.” türünden bürokratik duruşlara cevap verme gücü kazanırsınız hem de çalışmalarınızı yasal zemine oturtabilirsiniz.

İlişkilerini tanı! Resmî ve doğal (hemşerilik, akrabalık, dostluk vb.) ilişkilerinizi iyi tahlil edin. Bu ilişkiler bazen birçok kapının rahatlıkla açılmasına yardımcı olabilecektir. Ancak ilişkilerin bazen de yapmayı düşündüğünüz çalışmalar için birer yüke dönüşebileceğini göz önünde bulundurarak dengeyi iyi ayarlayın.

Cesur olun! Muhataplarınızı hayır projelerine davet ederken girişken ve cesur olun. Taleplerinizi ısrarlı bir şekilde takip edip sonuç alıcı olmaya çalışın.
İhtiyaç odaklı olmaktan kaynak odaklı olmaya geçiş...

Din gönüllüsü kendine “Nelere ihtiyacım var?” sorusu yerine “Hangi kaynaklara sahibim?” sorusunu sormalıdır. Zira kaynakların verimli bir biçimde kullanılamamasının altında çoğu zaman sahip olunan kaynakların tespit edil(e)memesi yatar. Hâlbuki sahip olunan kaynaklar azami verimli bir biçimde kullanılırsa güçlü olunan konularda çok daha çabuk ilerlenebilir ve o alanda söz sahibi olunabilir. Bu aynı zamanda yeni kaynakları da çeker. Peki, din gönüllüleri bu kaynakları nasıl tespit edecektir?

(i) Din gönüllüsü öncelikle öz kaynaklarını analiz etmelidir. Bu çerçevede din gönüllüsü kendine şu soruları sormalı ve sahip olduğu kaynakları listelemelidir: Mekânsal imkânlarım nelerdir? Maddi imkânlarım nelerdir? Daha önce bu gruba ya da bölgeye yönelik yapılmış çalışmalar nelerdir? İnsan kaynağı imkânlarım (kurumda çalışan diğer kişiler) nelerdir? Kurumumun sahip olduğu ilişkiler ve imkânlar nelerdir?

(ii) Din gönüllüsü ikinci olarak içinde yer aldığı toplum parçasının kaynaklarını ve ihtiyaçlarını belirlemelidir. Zira her grupta veya bireyde bir başkasının derdine derman olacak bir şeyler vardır; herkesin en az bir konuda uzmanlığı ve aynı zamanda herkesin birçok konuda yardıma ihtiyacı olduğu unutulmamalıdır. Din gönüllüsü, bu çerçevede her bireyle sohbet ederek onun sahip olduğu kaynakları ve ihtiyaçlarını ortaya çıkarabilmelidir. Bu bağlamda şunları yapmalıdır:

Görüşmelerinde temelde elde etmek istediği bilgileri belirlemelidir. Bunlara ilişkin önceden hazırladığı belirli sorular olmalıdır ve bu soruları her farklı insan için görüşme anında değişik biçimlerde sorabilmelidir.

Mümkün olduğunca çok sayıda insanla görüşme yapmalıdır. Bu çerçevede toplumun sahip olduğu kaynaklar ve ihtiyaçlar hakkında bilgi alabileceği kişilerle derinlemesine görüşmeler yapmalıdır.

İnsanlarla yaptığı görüşmelerde geçen hikâyeler üzerinde derinlikli bir şekilde düşünmelidir. Bu hikâyeleri isim vermeden konunun uzmanlarıyla (psikolog, sosyolog, doktor vb.) istişare ederek meselelerin farklı yönlerini tespit edebilmelidir.

Bu görüşmelerden elde edilen iyi ve kötü örneklikleri farklılaştırarak hikâyeleştirmeli ve değişik mekânlarda toplumla paylaşmalıdır.

Görüşmelerde elde ettiği düşünceleri, hikâyeleri, notları raporlaştırmalı, benzer çalışma yapanlarla paylaşmalı ve daha sonra gelecek din gönüllülerine hem toplum hakkında bilgi hem de yapılanlar hakkında bir arşiv bırakmalıdır.

Hedefte yer alan grubun etkinlik mekânlarını tespit etmelidir. İnsanlar nerede toplanmaktadırlar? Neler yapmaktadırlar? Kadınların, erkeklerin, çocukların, gençlerin, yaşlıların bir araya geldiği değişik mekânlar nerelerdir?

Etkinlik mekânlarında bulunmalıdır. İnsanların düzenli olarak bireysel ve grup etkinlikleri gerçekleştirdiği mekânlarda neler yapılmaktadır?
Küçük grupların kaynaklarını ve ihtiyaçlarını belirlemek için küçük ölçekli ortak etkinlikler düzenlemeli ve bu etkinlikler sırasında gözlemlerde bulunmalıdır.

Kadın ve erkeklerin meslek yapıları ve günlük, haftalık çalışma saatleri hakkında bilgi edinmelidir. Çocukların ve gençlerin eğitim yapıları, günlük, haftalık eğitim saatleri hakkında bilgi sahibi olmalıdır. Böylece düzenleyeceği faaliyetlerin zamanlarını gündelik hayat akışına uygun olarak belirlemelidir.

(iii) Üçüncü adım olarak din görevlisi/gönüllüsü sahip olunan kaynaklarla toplumun kaynaklarını ve ihtiyaçlarını eşleştirmelidir. Bu bağlamda din gönüllüsü kendine şu soruları sormalıdır: Kaynaklarımdan hangileri bulunduğum alanın sosyal, ekonomik ve kültürel birikimine uygundur? Kaynaklar ve ihtiyaçlar arasında hangileri önceliklidir? Neden? Planladığım faaliyetleri hangi kurum ve kuruluşlarla iş birliği çerçevesinde yürütebilirim? Bunların planladığım faaliyetlerin maliyetini karşılamaya katkısı olur mu?

(iv) Dördüncü adımda çeşitli faaliyet planları hazırlamalıdır. Faaliyet planında bulunması gereken özellikleri belirlemek için din gönüllüsü şu sorulara cevap oluşturmalıdır: Planladığım faaliyet toplumda değerlerin yayılmasına ne kadar hizmet eder? Planladığım faaliyetin içeriği ve biçimi konumumla mutabık mı? Geçmişte gerçekleştirilen bu türden faaliyetler ne tür değişimler ortaya çıkardı? Planladığım faaliyetleri benzer faaliyetlerden nasıl farklılaştırabilir ve bunların kalitesini nasıl yükseltebilirim? Planladığım faaliyetlere kimler katılabilir? Neler faaliyetin başarısızlığına yol açabilir? Faaliyetin başarı ihtimalini arttırmak için neler yapmalıyım, kimlerle iş birliği kurmalıyım?

Sıkı ve kapalı ilişkiden açık ve esnek ilişkilere geçiş...
Din gönüllüsünün kendi etrafında küçük gruplar, dar ve kapalı ilişkiler oluşturmaması gerekir. Bu türden ilişkiler kısa vadede çeşitli avantajlara sahip olsa da uzun vadede halkanın genişlemesine ve hizmetlerin yaygınlık kazanmasına engel teşkil eder. Zira bu tarz bir yaklaşım, birilerini sahiplenirken birilerini gözden çıkarmak anlamına gelebilmekte ya da toplum bu şekilde algılayabilmektedir.

Öğütten yaşamaya geçiş...

Din gönüllüsü değerlere ilişkin çalışmalarını yazmak ve konuşmaktan öte bir yaşam tarzı olarak gerçekleştirmeli ve topluma bu şekilde yansıtmalıdır. Medya araçlarında görülen yaşam tarzlarıyla bir kısım insanların nasıl aynilik kurduğu ve seyrettiklerini nasıl içselleştirdiği göz önünde tutulacak olursa insanın yanı başında ve sürekli gördüğü yaşam tarzını daha fazla dikkate alacağı rahatlıkla anlaşılacaktır.
Geleneksel sorunlardan yeni sorunlara geçiş...

Din gönüllüsü geçmişten gelen sorunların yanı sıra toplumun yeni karşılaştığı sorunları fark edebilmeli ve bunlara karşı yeni çözümler üretebilmelidir. Değerlerdeki aşınmaların, gerilemelerin, bozulmaların, sapmaların vb. farkında olarak toplumu uyarmalı ve değerlerle ilgili iyi örnekleri ve eğitim çabalarını bu yeni sorunlar etrafında oluşturmalıdır.
Genel sorunlardan özel sorunlara geçiş...

Din gönüllüsü kendi görev alanının ya da ilgilendiği toplumsal grubun özel sorunlarını tespit etmelidir. Örneğin bir bölgede çevreye karşı zulüm söz konusuyken diğer bir bölgede kadına veya çocuğa şiddet uygulanması söz konusu olabilmektedir. Peki bu sorunlar nasıl belirlenebilir? Din gönüllüsü hizmet verdiği toplumsal grubun ya da bölgenin üyeleri ile (i) bire bir sohbetler yapmalı, (ii) bu grupları gündelik hayat faaliyetleri içinde gözlemlemeli, (iii) bölgeyle ya da grupla ilgili çıkan yayınları (dergi, gazete, bilimsel araştırma vb.) takip etmeli ve (iv) bölgenin ya da grubun ileri gelenleri ve kanaat önderleriyle derinlemesine sohbetler gerçekleştirmelidir.