Makale

Doğu-Batı Arasındaki Diyaloga Adanan Bir Hayat "ANNA MARIA SCHIMMEL" veya NAM-I DİĞER: "CEMİLE BACI”

Hatice Kübra

Doğu-Batı Arasındaki Diyaloga Adanan Bir Hayat

"ANNA MARIA SCHIMMEL" veya NAM-I DİĞER:
"CEMİLE BACI”

28 Ocak 2003 Salı. Hayatı nı kültürlerarası diyaloga ve özellikle İslam kültürüne vakfeden eşsiz bir hanımın, güzel bir insanın vefat tarihi... Ünlü İslâm bilimcisi A. M. Schimmel’in ölüm haberi, pek çok İslâm ülkesinde ve Türkiye’de büyük üzüntü yaratmıştı. Böylesine ilim, iman, aşk, şevk ve azim dolu bir hanımefendiyi bir-iki sayfa ve birkaç kırık-dökük cümleyle anlatamayacak olmanın burukluğu, zorluğu ve acizliğini peşinen itiraf etmek istiyorum.
7 Nisan 1922’de Almanya’nın Erfurt şehrinde doğan Anna Maria Schimmel’in doğuyla ilk teması ağır bir hastalığı esnasında babasının canı sıkılmasın diye aldığı "Dünya Masalları" adlı eserdeki "Şark Masalı"nı okumasıyla başlamıştır. "Masalı okuduğum zaman âdeta kendimden geçmiştim. O masaldaki derviş beni aldı ve tahayyül edemediğim âlemlere götürdü. Şarkla ilk aşkım, ona hasret ve iştiyakım bu masalla başlar" diyen Schimmel’in bu aşkı, sekiz yaşlarında şark dillerini öğrenmesine vesile olur.
Daha on üç yaşındayken hazırladığı bir defterde Türkiye haritası, Türkiye ile ilgili coğrafî ve fizikî bilgiler, muhayyel İstanbul sokakları, Sultan Ahmet, Süleymaniye, padişah portreleri, tezhip ve minyatür sanatından örnekler bulunması, bu aşkı en güzel şekilde ifade ediyor. (Resimli Hayat Mecmuası, s.38, Haziran 1955, Nezihe Araz)
A. M. Schimmel, 15 yaşında iken özel hocalardan şark dillerini öğrenmeye başlamıştır. Liseyi bitirir bitirmez Berlin Üniversitesi Şarkiyat Bölümüne kayıt yaptırarak burada Arapça, Türkçe ve Farsça’yı öğrenmiş ve İslam Sanatı dersleri okumaya başlamıştır. O zamanlar vukû bulan İkinci Dünya Savaşı, onun da yaşamını büyük çapta etkilemiştir. Bu savaş döneminde her türlü meşakkati göğüslemek zorunda kalan bayan Schimmel, iş kamplarına gitmiş, köylerde çalışmış, bombardımanlardan kaçmış, aç ve açık kalmıştır. Tüm bunlara rağmen İlmî çalışmalardan uzak kalmamış, bir yandan Arapça, Türkçe ve Farsça öğrenirken diğer yandan yüksek lisans ve doktora tezlerini hazırlamaya çalışmıştır.
1951’de doktorasını tamamlayan Schim- mel, 1953’te Almanya’nın Marburg Üniversitesinde profesörlük unvanını alarak orada ders vermeye başlamıştır. Bu arada Mevlâ- na’nın "Divân-ı Kebir" ve "Mesnevî"sine duyduğu hayranlık ve âdeta bu eserlerde kayboluş, onun şark sevgisini daha da perçinlemiş- tir. Artık o Mevlâna hakkındaki etütleri, tercümeleri ve şiirleriyle dünya efkarı önünde halis bir Mevlâna âşığı olarak doğu ve batı kültürü arasında bir köprü oluşturmaya başlamıştır.
(Nezihe Araz, Resimli Hayat Mecmuası, s.38, Haziran
1955) Bu aşk, onu ilk fırsatta Konya’ya, Mevlâna dergâhına taşımıştır (1952). Bu, aynı zamanda onun, İstanbul kütüphanelerine yapacağı iki aylık bir çalışma için geldiği ilk Türkiye seyahatidir. 1953’te Türkiye’ye tekrar gelerek Ankara ve İstanbul’daki birçok üniversitede konferanslar veren A. M. Schimmel, artık Türkçe’yi çok iyi konuşmaktadır. Türkiye’deki dostlarına ilk sözü ise Konya’da Mevlâna’yı ziyareti esnasında, "Lütfen bana A. M. Schimmel demeyin. Benim adım artık Cemile’dir. Bana Cemile Bacı deyin" olmuştur. (Mehmet Önder, Tercüman Gazetesi, 13 Aralık 1987 Pazar)
Bayan Schimmel, 1954’te yaptığı bir mukavele ile Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dinler Tarihi Profesörü olarak göreve başlamıştır. Cemile Hanımın Dinler Tarihi kürsüsüne getirildiği o zamanlarda, Alman üniversitelerinde bayanlara henüz kürsü verilmemiş olduğunu, kendi ifadelerinden anlamaktayız. (Senail Özkan, Zaman Gazetesi, 5-6 Mart 1996)
Schimmel’in akademik hayatı ile ilgili bilgileri, 1955’te İlâhiyat Fakültesi profesörlük kadrosuna girmek için yaptığı müracaat formundaki "Terceme-i Hal"de görmekteyiz. Ayrıca, o güne kadar yaptığı çalışmalar, neşrettiği ve neşredeceği eserler, bu formun ilişiğinde sunulmuştur. Prof. Dr. Hilmi Ziya Ül- ken’in başkanlığında, Prof. Bedii Ziya Egemen, Ord. Prof. Şakir Sabri Ansay, Prof. Suut Kemal Yetkin ve Prof. Dr. Tayip Okiç’ten oluşan fakülte kurulu, Bayan Schimmel’in müracaatını kabul edip, aslî maaşlı profesörlük kadrosuna geçmesini onaylamıştır. (Prof. Dr. M. Said Hatiboğlu’nun Schimmel dosyasında bu belgelerin fotokopileri mevcuttur) Shimmel’in, 18 Mayıs 1955’te Türkiye’de Ziraat Vekâleti İnşaat Mühendisi Osman Tarı ile evlenerek Türk tabiiyetine geçmesi, bu onaya zemin hazırlamıştır. Cemile Hanımın nikâh töreni, dönemin Diyanet İşleri Başkanı Eyüp Sabri Hayırlıoğlu, birçok milletvekili ve profesörün katılımı ile gerçekleşmiş ve gündemdeki yerini almıştır.
Elimizdeki mevcut bilgilerden anlaşıldığına göre, onun İslâm’la müşerref olması da bu döneme rastlamaktadır. (Aslında a.m. Schimmel’in İslâm’a girip girmediği konusu tartışmalı olup, bazılarına göre Müslüman olmayıp sadece Islâm’a ve Mevlâna’ya aşırı ilgisi olan bir hanımefendidir) Schimmel, sadece evlendiği için İslâm’a girmemiştir. Bunu, kendisinin "Benim İslâm hakkındaki kanaatim sadece sanat ve edebiyat eserleriyle onlarca yıllık çalışmalarımın neticesinde değil, daha çok beni evlerine sevgiyle kabul eden ve kendi kültürlerini tanıtan bütün dünyada ve her halk tabakasından edindiğim Müslüman arkadaşlarımın yardımları neticesinde oluşmuştur" ifadelerinden anlamaktayız. (Senail Özkan, Zaman Gazetesi, 5-6-7 Mart 1996)
Ayrıca A. M. Schimmel, hem Türkiye’de bulunduğu hem de İlâhiyat Fakültesinde görev yaptığı yıllarda sıradan bir fakülte-öğretim üyesi ve hoca-talebe ilişkisi yaşamamış, özverili ve güzel dostluklar kurmuş, sevgi ve saygı dolu bir çevre oluşturmuştur. İstanbul’un tanınmış sufileriyle olan yakın ilişkisi neticesinde İslâm’ın tasavvuf geleneğini, yaşayan canlı temsilcileri aracılığıyla tanımaya çalışmıştır. Samiha Ayverdi, Süheyl Ünver, Zeki Velidi Togan, A.Hamdi Tanpınar, Behçet Necatigil, Abdulbaki Cölpınarlı... edindiği dostların sadece birkaçıdır. (Dücane Cündioğlu, Yenişafak Gazetesi, i Şubat 2003) Kurduğu dostluklara güzel bir örnek olarak şunu zikredebiliriz: A. M. Schim- mel, çok sevdiği talebesi M. Said Hatiboğ- lu’na kendi asistanlık kadrosunu vererek onun, hadis kürsüsüne girmesini sağlamıştır. Fakülteden ve Türkiye’den ayrıldıktan sonra yıllarca M. Said Hatiboğlu’na kendi el yazısıyla ve hatasız olarak Osmanlıca ve Türkçe mektuplar yazıp göndermiştir. Bu mektuplar, Schimmel’in sevgisinin, vefasının, sadakatinin, ilme olan düşkünlüğünün ve dostluğunun eşsiz tanıklarıdır. "Aziz Evlâdım Mehmet!" ve "Oğlum Mehmet" diye başlayan ve tüm dostların yadedilip, özlemin dile getirildiği, selâm ve dua ile hitam bulan bu mektupların M. Said Hatiboğlu için paha biçilemez değerini, yine M. Said Hatiboğlu’nun bu mektupları hazine titizliği ile saklamasından anlıyoruz. Ayrıca Hocamız M. Said Hatiboğ- lu’ndan öğrendiğimize göre, evindeki iki çalışma masası iki mümtaz şahsiyete aittir. Bunlardan biri hiç şüphesiz Tayyib Okiç, diğeri ise Cemile Hanımdan (A. Maria Schimmel) yadigâr kalmıştır. (Prof. Dr. M. Said Hatiboğlu’nun dilinden ve dosyasından)
Onun dostlarından biri olduğunu söyleyen Mehmet Önder ise "Otuz beş yıl aralıksız mektuplaşmamızda o, hep mektubunun altını Cemiie Bacı olarak imzalamış, ben de ona hep "Cemile Bacı" diye hitap etmişimdir" diyerek bu dostluktan özlem ve saygı ile bahsetmiştir. (Mehmet Önder, Tercüman Gazetesi, 13 Aralık 1987 Pazar)
Belki de Schimmel’in devamını getiremediği tek güzel birliktelik, evliliği olmuştur. Kendini tüm gönlü ve düşüncesiyle ilme adayan bir hanımın klâsik bir ev hanımı olma denemesinin başarısızlığı ve imkânsızlığı bunun göstergesidir. Bu sebeple evliliği kısa sürmüş ve bu da onu mutsuz kılmıştır.
Türkiye’den 1959 yılında ayrıldıktan sonra ülkesine dönen Schimmel, Bonn Üniversitesinde İslâm ile ilgili dersler vermeye başlamıştır. Daha sonra 1967 yılında Amerika’da Har- ward Üniversitesi bünyesinde Müslüman-Hint Kültürü Bölümü kurulmuş ve başına Cemile Hanım getirilmiştir. Uzun yıllar bu görevde kalan A. M. Schimmel, bir yandan eşsiz pek çok esere imza atmış, bir yandan da dünyanın çeşitli yerlerinde sayısız konferanslar vermiştir. Bu arada kendisine çeşitli üniversitelerden fahri doktorluk unvanı ve sayısız ödüller verilmiştir.
Eserlerinden başlıcaları şunlardır
1- Mevlâna’nın Hayatı, Fikirleri ve Eserleri (600 sayfalık bu eser 1978’de İngilizce, 1980’de Almanca olarak yayımlanmıştır.)
2- İslâm Mutasavvıfları ve Tasavvufi Şiirleri
(İki ciltlik bu eser, 1975’te İngilizce, 1985’te Almanca olarak basılmıştır)
3- Hz. Muhammed’in Mesajı (Almanca, 1981
4- Muhammed ikbal’in Câvidnâmesi’ni Türkçe’ye çevirmiş ve 1958’de Ankara’da yayımlanmıştır.
5- Yine ikbal’in "Bâl-ı Cibril" adlı Farsça eserini İngilizce’ye çevirmiştir.
6- 1995’te Ankara’da basılan "Dinler Tarihine Giriş" adlı Türkçe eseri yıllarca ders kitabı olarak okutulmuştur.
7- Yunus Emre’den günümüze Türk şiirlerini manzum olarak Almanca’ya çevirmiş ve bu konuda bir Antoloji hazırlamıştır.
8- 1986’da basılan Y. K. Karaosmanoğ- lu’nun "Nur Baba" ve "Erenlerin Bağı" adlı eserlerini Almanca’ya çevirmiş ve eser Köln’de yayımlanmıştır.
Bu eserler, Schimmel’in, yüze yakın eserlerinden sadece bir kaçıdır. (Mehmet Önder, Tercüman, ıs Aralık 1987) O, Arapça, Farsça ve Türkçe’nin yanısıra Urduca, Sindçe, Eski Latince, Yunanca, İbranice ve bütün Avrupa dillerini de bilmekteydi.
Schimmel, hat sanatını çok iyi öğrenmiştir. Bunu, kendisinin kûfi hattında yazı yazmış ve New York-Metropolitan Müzesi Hat Uzmanı Müşavirliği görevinde bulunmuş olmasından anlıyoruz.
Schimmel, Londra’daki Uluslar Arası Mev- lâna Derneğinin şeref başkanlığını ve Uluslararası Dinler Tarihi Derneğinin ise asıl başkanlığını yapmıştır.
Federal Almanya’dan F. Rückert ödülü, Pakistan’dan Hilâl-i imtiyaz ve Kaid-i Azam; ABD’den Levi Delia Vida madalyaları aldığı ödüllerden bir kaçıdır.
Schimmel, 1973-1981 yıllarında Türkiye’de çeşitli plâketler almış, 1987’de Türk Tanıtma Vakfı tarafından dünyada Türkiye’yi ve Türk kültürünü tanıtan yabancılar arasından ilk beş sıraya girmiş ve ödülü kendisine gönderilmiştir.
Bir değil, birkaç ömre sığabilecek bu çalışmalarının değerini kendi ülkesinde yeterince göremeyen Schimmel’i, Almanya 1995’te hatırlamış ve kendisini Alman Yayınevleri Barış Ödülü’ne lâyık görmüştür. Tüm dünyada olumlu karşılanan bu karar, maalesef birtakım çevreleri rahatsız etmiş ve ödülün verilmemesi konusunda Cumhurbaşkanına, şayet verilirse de iade etmesi için de Schimmel’e baskı yapılmıştır.
Bir görüşe göre, Schimmel’in barış ödülüne lâyık görülmesine karşı çıkılış sebebi "Batılının istemediği, sevmediği ve razı olmadığı şeyleri ademe mahkum etmedeki ustalığıdır. Gündeme gelince ise yapacakları tek şey karşı çıkmaktır." (M.Yazgan, Zaman Gazetesi, 19 Ağustos 1995)
İlhan Bardakçı, ödülün engellenme sebebi olarak, Salman Rüştü’nün "Şeytan Ayetleri" adlı kitabı hakkında Schimmel’in, "Bu eser, İslâm âlemini incitti." (Ilhan Bardakçı, Zaman Gazetesi, 29 Ekim 1995) ifadesini zikretmektedir.
Neticede bütün bu menfî çabalar boşa çıkmış ve A. M. Schimmel, hayatının en anlamlı ödülünü bizzat Alman Cumhurbaşkanı’nın elinden almıştır. Ödül töreninin sonunda da o günün tarihine damgasını vuran uzunca bir konuşma yapmıştır. (Senail Özkan, Zaman Gazetesi 5-6-7 Mart 1996’da bu konuşmanın tam metnine ve ödül töreni ile ilgili bilgilere yer veren bir yazı dizisi hazırlamıştır)
Nihayet iki yıl önce 81 yıllık aşk, ilim, heyecan ve onur dolu bir hayat sona ermiş ve Schimmel, ilim, kültür ve aşk dünyamızdan bir yıldız gibi kayıvermiştir. Biz de kendisini rahmetle anıyor ve onun dünya literatürüne armağan etliği güzel mirasından nasiplenebil- meyi diliyoruz.
Son olarak Schimmel’in Barış Ödülü münasebetiyle yaptığı konuşmadan alıntılarla sözlerimi tamamlamak istiyorum.
"Aklın gözü aşktır." Fakat aşkın gözü kör ettiği söylenebilir. Ancak bana göre derûnî aşk gözleri açar.
"Düşünen hiçbir insan dünyanın hangi köşesinde ve hangi dünya görüşünden dolayı işlenirse işlensin bir terör hareketini asla tasvip edemez."
"İslâm mutasavvıfları için gerçek cihat, nefse karşı verilen savaşta ben’in ıslahıdır."
"Dinî bir inanç gerçekten ne istediğine göre yargılanmalıdır, zaafların ve zavallılığın tahrif ettiği ideal görüntüye göre değil."
"Bilim adamının görevi, kültürleri kendisine ve başkalarına açıklamaktır."
"İbn Haldun bilim adamını ’insanlar arasında günlük politikayı en az bilen kimse’ olarak tanımlar."
"İnanıyorum ki hareket hâlindeki yumuşak su, zamanla katı taşı yener."
"Söz, insana emanet edilmiş bir servettir."
"Söz, konusu aracılığı ile konuşanın karakterini ihbar eder."