Makale

Mücessem Bir Ahlak Abidesi NURETTİN TOPÇU

Mücessem Bir Ahlak Abidesi

NURETTİN TOPÇU

Kâmil BÜYÜKER

Türk düşünce geleneğimizin son döneminde ciddi, sarsıcı ve kalıcı izler bırakan bir isimdir Nurettin Topçu.

O ahlakını aksiyona dönüştürebilmiş nadir şahsiyetlerdendir. Fikrini, ideal ve ülküsünü yüksek sesle dile getirmiş, konferanslar vermiş, konuşmalar yapmış ve yazılar yazmıştır.

Bizim anlatmak istediğimiz isyan, ne benliğimize ve nefsimize ait arzulara, ne içtimai gayelere, ne de merhametten başka duygulara bağlı isyan değildir. Bizim isyanımızın ancak sonsuzlukta gayesini arayıcı olduğunu ve âlemşümul merhamet kaynağından doğduğunu söyledik. Nefsimizle hiç alakası olmayan ve bizi mesuliyetle harekete geçiren merhamet, isyan irademizin ilahî kuvvetidir. Bizim isyanımız anarşi değildir; ebedî ve âlemşümul merhamet nizamına bağlılıktır. Onda gayesi olan ve kendisine ihtirasla çevrilmiş bulunduğu namütenahi kuvvete itaat vardır. Bu itaat en mükemmel teslimiyettir. (İradenin Davası, 1968, s. 75-76.)
Türk düşünce geleneğimizin son döneminde ciddi, sarsıcı ve kalıcı izler bırakan bir isimdir Nurettin Topçu. Herkesin dünyasında farklı bir iz bırakmıştır ancak ismi anıldığı zaman hatıra gelen kelimeler neredeyse bellidir: Ahlak, hareket, irade, isyan, Anadolu…
Temel düstur: Hayatı hakka uydurmak
Nurettin Topçu, bir felsefeci idi, ama sadece felsefe gözlüğü takarak Anadolu coğrafyasını tahlil etmedi. Nurettin Topçu, yerli, milli kalarak, tasavvuf gibi bu toprakların mayası olan önemli bir hasletle yoğrularak Anadolu’yu Anadolu insanının problemlerini teşhis etmeye ve çözüm bulmaya çalıştı. Ortaya İradenin Davası, Varolmak, İsyan Ahlakı, Millet Mistikleri, Ahlak Nizamı gibi onlarca eser çıkmıştır. Hareketini, önce düşünce dünyasında şekillendiren Topçu, Yarınki Türkiye adlı eserinde, “Bizim hareketimiz mesuliyet hareketidir; davamız hayata uymak değil, hayatımızı hakka uydurmaktır.” demiştir. Nurettin Topçu’nun bütün hayatını bu çizgi belirlemiş ve o istikamette konuşmuş, yazmış ve talebe yetiştirmiştir. Onun yaslandığı düşünce zemini ve toprak bellidir: Anadolu ve Anadolu’yu yoğuran millî, manevi hamur.
İstanbul’dan Fransa’ya…
Nurettin Topçu aslen Erzurumlu bir aileden İstanbul Süleymaniye’de Deveoğlu yokuşu, Hatap Kapı sokakta, bir ahşap binada 7 Kasım 1909’da dünyaya gelir. Harp yıllarının getirdiği sıkıntılar ticaretle uğraşan babasının iflasına yol açar. Topçu hayatının büyük kısmını geçireceği Çemberlitaş’taki ahşap konağa taşınır. 1970 yılında bu konağı yeniden betonarme olarak yaptırır. Bezm-i Âlem Valide Sultan Mektebi, Reşit Paşa Mektebi, Vefa İdadisi onun bu ülkedeki okul duraklarıdır. Nurettin Topçu’nun hayatını şekillendirecek safha bundan sonra başlar. Kendi kendine Avrupa’da tahsil imtihanlarına girer ve kazanır (1928). Fransa’ya gider. Önce fark dersler için Aix Lisesi’ne sonra Aix Fakültesine devam eder. Sonra Strasbourg’a geçer. Felsefe tahsili yapar, ahlak kurlarını tamamlar ve sanat tarihi lisansı yapar. 1930-1933 yıllarında aldığı sertifikalar lisans diplomasında ruhiyat ve bediiyat, umumi felsefe ve mantık, muasır sanat tarihi, içtimaiyat ve ahlak, İlkçağ sanat ve arkeolojisi şeklinde belirtilmiştir. Yurt dışında bulunduğu zamanlarda Sosyoloji cemiyetine üye olur. Nurettin Topçu’nun esas fikriyatına tesir edecek isim Lois Massignon’dur. İslam tasavvufu adına özellikle vahdet-i vücut anlayışına doğru düşüncelerinin evrilmesinde Massignon’un etkisi büyüktür. Massignon ile tanışmaları da ilginçtir. Paris’te kaldığı yıllarda Adnan Adıvar ve Halide Edip Adıvar ile tanışır. Adnan Adıvar’ın Türkçe dersi verdiği Massignon’a bir süre sonra Topçu ders verecektir. Buradan doğan yakın temastan da İslam tasavvufu konusunda kafasında pek çok şey şekillenmiştir. Özellikle tezinde ve ahlak felsefesinde izleri görülen Hallac-ı Mansur’un (İsyan Ahlakı, s. 195-209.), Yunus Emre ve Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin eserlerini okumaya bu yıllarda başlamış olmalıdır. Hıristiyan mistisizmi ve ahlakı konularında Blondel ve Paul Molla’dan faydalanmış bulunması muhtemeldir. (Nurettin Topçu Hayatı ve Bibliyografyası, İsmail Kara, Dergâh yay. 2013, s. 23-23.)
Sorbon’da ilk Türk felsefe doktoru
Topçu Strasbourg’da doktorasına başlamış, Sorbon’da tezini savunmuş ve bu üniversitede felsefe doktorası veren ilk kişi unvanını almıştır. Avrupa’ya giden öğrenciler arasında ahlak felsefesi çalışan ilk kişi de odur. İsyan Ahlakı isimli tezi aynı adla, aynı yıl Paris’te yayımlanır. (Nureddin Ahmed adıyla, Paris, Les Presses Modernes, 1934, 167 s. olarak basılmıştır.) Topçu, Fransa’da kalma tekliflerini geri çevirmiş ve hayatının bu safhasından sonra muallimlik vazifesi, ömrünün geri kalan kısmında en büyük aşkı ve uğraşısı olacaktır. 10 Temmuz 1975 tarihinde vefatına kadar neredeyse bu vazifesini hiç bırakmamıştır. 1934 yılında Fransa’dan döndüğünde Galatasaray Lisesi felsefe öğretmenliği ile başlayan bu vazifesi, 1960 yılında yeni görev yeri olan Fatih İmam Hatip Okulundaki felsefe grubu dersleriyle son bulmuştur.
1960 ihtilalinden sonra aralıklı olarak vazife yapmış, 1974 yılında ise yaş haddinden emekli olmuştur. Kısa bir süre sonra da 1975 yılında vefat etmiş, Topkapı, Kozlu mezarlığına defnedilmiştir. (Nurettin Topçu, DİA, İsmail Kara, c. 41, s. 248-253.)
Ahlak, irade ve aksiyon
Vazife şuuru ve ahlakı bakımından baştan ayağa abide bir insan olan Nurettin Topçu daha ilk öğretmenlik deneyiminde eline tutuşturulan ‘geçirilecek öğrenci listesi’ni “eğer bunlar çalışkan talebelerse elbette geçerler” diyerek reddetmiş, bu sebeple İzmir’e tayini çıkarılmıştır. O ahlakını aksiyona dönüştürebilmiş nadir şahsiyetlerdendir. Fikrini, ideal ve ülküsünü yüksek sesle dile getirmiş, konferanslar vermiş, konuşmalar yapmış ve yazılar yazmıştır. Şubat 1939’da yayımlamaya başladığı Hareket Dergisi de onun hayatının önemli bir dönemecini temsil eder. Daha sonra kurduğu Hareket Yayınları da fikriyatının yayınlar eliyle bayraklaşmasına öncülük eder.
Hayatını dönüştüren mutasavvıf: Abdülaziz Bekkine
1945 yılı ise Nurettin Topçu’nun hayatında bir başka kalbî ve ruhi dönüşümün meyvelerinin derildiği yıllardır. Zira Paris dönüşü arkadaşı Sırrı Bey’le birlikte Hasip Efendi ve Abdülaziz Bekkine ile tanışır ve ardından Abdülaziz Bekkine’ye intisap eder. O tasavvuf tecrübesine şöyle yaklaşmıştır:
“Tasavvuf’un diliyle “kâl ehli” olanların “hâl ehli” olan mutasavvıfları anlaması imkânsızdı. Çünkü tasavvuf tecrübesi, bu tecrübeyi yapamayanların anlayışına kapalı bir sahadır. Şeriat uleması, tasavvufun cehalet eseri ve bidat olduğunu iddia edebilir. İlahî tecrübeye yabancı olanların onu itham etmeleri tabii karşılanmalıdır. Görülüyor ki tasavvufla şeriat, dinde birbirine paralel olan iki ayrı yol değildir. Tasavvuf dinin özü ve çekirdeği, şeriatsa onun meyveyi muhafaza eden kabuğudur.” (Mevlana ve Tasavvuf, 2001, s. 126.)
“Sırrı ben doyamadım yahu!”
Yazdıkları dışında bizatihi yaşadığı, tecrübe ettiği güzelliklere bakalım. Ali Ulvi Kurucu hatıratında Nurettin Topçu ile ilgili şunları naklediyor:
“Mesela Nurettin Topçu Bey:
Fransa’da felsefe doktorası yapan ilk Türk… Türkiye’ye geliyor; Abdülaziz Bekkine Efendi gibi bir zatı seviyor…
Sırrı Bey diye kumaşçı bir kardeşimiz vardı; Nurettin Topçu Bey’in yakın arkadaşı idi. Topçu’nun Aziz Efendi’yle olan bir görüşmesinden şöyle bahsetmişti:
Aziz Efendi’ye gittik. Nurettin:
“Efendim, bazı müşkillerim var. Sorsam acaba sû-i edep mi olur?” dedi. Efendi:
“Oğlum, daha derdini açmadın, söylemedin… Hele bir söyle de bakalım sû-i edep mi, hüsn-i edep mi olur görelim” diye cesaret verdi, teşvik etti.
O gece Nurettin pek çok müşkilini sordu, cevabını aldı… Saat ikiye kadar konuşuldu…
Efendi’nin elini öpüp, müsaade alıp hanesinden çıktık, evlerimize gidiyoruz…
Nurettin az sonra, durdu, sordu:
“Sırrı ben doyamadım yahu! Dönsek de tekrar kapıyı çalsak ayıp olur mu?...” (Üstad Ali Ulvi Kurucu, Hatıralar, Haz. Ertuğrul Düzdağ, C. 4, 2014, s. 251.)
Din adamlarına tavsiyeler
Nurettin Topçu hiçbiri birbirinden ayırt edilemez Anadolu’nun bütün değerlerine kafa yormuş, meselelerimize çözümler üretmiştir. İslam ve İnsan kitabında din adamlarının cemiyet hayatının her köşesine nüfuz etmesi gerektiğini dile getiren Topçu onlara şu tavsiyede bulunur:
“Okuyacaksınız, okutacaksınız: Kürsüde, minberde, mektepte ve üniversitede. İlmin en büyük ibadet olduğunu halka öğreteceksiniz. İlmin dine aykırılığını düşünmek şöyle dursun, ilahî hikmet olan kâinat nizamının tanınması olduğunu anlamakta gecikmeyeceksiniz. Kurtuluşunu bekleyen bir cemaatin muallimleri olacaksınız. Dilencilik, büyücülük ve particilik gibi zilletleri ve reziletleri sizler yok edeceksiniz. Cemaate İslam nurunun özü olan hürmet ahlakını aşılayacaksınız, kararmış yüzlere böylelikle nur getireceksiniz.” (İslam ve İnsan, 2001, s. 76.)
Nurettin Topçu; geride sayısız makale, kitap ve en önemlisi talebe bırakmıştır. Bugün onun yetiştirdiği talebelerde kendi izlerini çok açık bulmak mümkündür. Ancak biz yine de onu anlamak için geride bıraktığı külliyat derecesinde eserlerine müracaat etmeliyiz. Zira o eserler ki düşüncenin, felsefenin, tasavvufun imbiğinden geçmiş önemli yol haritalarıdır. Kendisini rahmetle, hayırla yâd ediyoruz.