Makale

İstanbul’da Şehr-i Ramazan Edebi

İstanbul’da Şehr-i Ramazan Edebi

Mahmut BIYIKLI

Ramazan, insanın kendisine, gönlüne davet edildiği ay; maddeye, tüketmeye, açgözlülüğe çağrıldığı bir tatil etkinliği değil! Kanallardaki iftar ve sahur programları da kendilerine pay çıkarmalı bu önü alınmaz tüketim iştihası karşısında. Mütevazılık; iftarlarımıza, düğünlerimize, hâllerimize, hayallerimize girmeli yeniden.

Orucun derdi, tok açın hâlinden anlasın diye değil. Öyle olsa açların bu ibadetten muaf olması gerekirdi. Amaç, hiçbir yolla dizginlenemeyen o asi nefsin terbiyesi; arzu gücünün, öfke gücünün frenlenmesi. Öyleyse İstanbul’un cazibesine ve iftarlarının şaşaasına sabretmek de orucun rüknü olmakta günümüzde.

Güzelim bir ramazan ayının eşiğindeyiz. Beratlarımız kesilecek. İtaatli, hayırlı güzel kulların safında yer almak umudundayız. Güzel düşlerimiz var yine. Can-beraber dostlarla iftarlar, teravihler, sahurlar süsleyecek günlerimizi gecelerimizi. Mukabelelerimiz bir başka olacak artık. Rüzgâr gibi cömert olacağız güzelim Peygamberimiz gibi. Göklerin rengi bile değişecek nefeslerimizden. Daha bir parlayacak yıldızlar; güneşin gurubuna doyum olmayacak.
Ramazan, oruç ayı… Bu mübarek ayın merkezinde ise kuşkusuz oruç ibadeti var. Kardeşliğin, paylaşmanın doruğa çıktığı bu ayda başta İstanbul olmak üzere tüm Türkiye farklı bir iklime bürünür. Uzun yaz günlerinde tutulan oruçların iftar sofralarında açılmasının ardından, sahur sonuna değin sürecek bir hareketlilik başlar. Ramazana özel kitap fuarları, konserler, sergiler ve alışveriş bu ayın bereket ve coşkusunu her yerde hissettirir.
Ramazanı bereket huzur ve temkin ayı olarak düşünmek isterim. Temkinin elden gitmesi hâlinde ibadetlerimiz bir festivale dönüşebilir çünkü. ‘Düşünmek ibadetin yarısıdır, az yemekse ibadetin ta kendisi’ buyuruluyor. Ne kadar düşünülse az gelir üzerinde. ‘Savm’ kelime anlamıyla ‘tutmak, dizginlemek, frenlemek’ demek. Tutulması gereken ne varsa hepsinden nefsi dizginlemek. Yemekten, içmekten, şehvetten bir o kadar da öfkeden, kinden, nefretten; sevgisizlikten, saygısızlıktan, hasetten…
Açlığı bütün hücrelerine yedirmenin adı oruç… En azından iştah ve şehveti kontrol altında tutarak nefsin çılgınca arzulama hastalığının önünü alma temrini. Mide susmadan kalp konuşmaya başlamıyor, nefsin malayani işleri boşlanmadan ruhun derinliklerine dalınamıyor çünkü. Bunun için isteyerek aç kalmakla varoluş arasında güçlü bir bağlantı var. Belirli saatlerde aç kalmanın ötesinde şuurlu bir terk ediş ile eriliyor insanlık sırlarına. Bunun için İstanbul’un cezp edici manzarası eşliğinde orucun ‘ruh’unu bozmamak daha bir zorlaşıyor şehr-i ramazanda.
Minarelerin gölgesi altında…
İstanbul, camilerin şehri her şeyden önce… Kentin ihtişamlı camileri ramazanın gelmesiyle birlikte ışıldar. Kentte bulunan hemen her restoran iftar için özel menüler hazırlar. İstanbul’da iftar, yemeğin çok ötesinde manevi bir paylaşımdır. İftarla birlikte ışıldayan minarelere takılan geleneksel mahyalar, verdikleri mesajlarla ramazanın manevi atmosferini daha da pekiştirir. İftarın ardından İstanbul’da Sultanahmet, Eyüp ve Üsküdar’da bulunan tarihî selatin camilerinde teravih coşkusu her yerde hissedilir. Paylaşmanın, sevgi ve hoşgörünün yansımasıyla İstanbul’un manevi atmosferi huzur doludur. Ramazanda İstanbul’un çarşıları her zamankinden daha renklidir. Geleneksel lezzetler taze ve bolca tezgâhlarda arz-ı endam eder. İftariyelikler iftar sofralarını süslemek üzere gündüzden alınır.
On bir ayın sultanı olarak adlandırılan ramazan, İstanbul’da her sene daha bir coşkuyla kutlanır. Bütün şehrin ve camilerin ışıklandırılmasıyla birlikte İstanbul, tamamen farklı bir havaya bürünür. Sultanahmet Meydanı ve Feshane’de düzenlenen, bu kutsal ayın ruhuna uygun etkinlikler sayesinde iftar yemekleri daha keyifli hâle gelir. Klasik Türk müziği ve geleneksel Türk mutfağının yemek ve tatlı çeşitleri eşliğinde veya İstanbul sokaklarında binlerce İstanbulluyla dayanışma içinde açılan iftarlar çok daha özeldir. İftar yemeklerinden sonra başlayan geleneksel ramazan kutlamaları, kentin ziyaretçilerine güzel dakikalar geçirme fırsatı verir.
Ramazanın irfani boyutu: Fuarlar…
Ramazan’da düzenlenen kitap fuarları, bu ayın ruhuna uygun sergi ve konserlerin İstanbul’u farklı bir cazibe merkezi kıldığını söylemek gerekir. Dünyaca ünlü hafızların, hat sanatkârlarının akın ettiği İstanbul’da kültürel paylaşım da doruğa çıkmaktadır. İstanbul’un kalbinin attığı yer ise, şüphesiz Türkiye’nin bir özetini bulacağınız Kapalıçarşı’dır. Bu büyülü atmosfer, el sanatları, gümüş, altın takı ve mücevherin mükemmel örneklerinin yanında deriden cam kandillere, antikadan çok çeşitli dekoratif objeye göz misafiri olmanız için biçilmiş kaftandır.
Dinginliğin ve huzurun şehr-i ramazanı…
İstanbul’un büyüsü belki de büyüklüğü ve modern yapısının yanında sahip olduğu doğal ve kültürel yapının göz kamaştırıcılığında gizli. Her biri birer mimari anıt olan muhteşem camileri, sultanların ihtişamını yansıtan Topkapı Sarayı ve zengin müzeleri ile İstanbul, sadece Türkiye’nin değil dünyanın sayılı kültür kentlerinden biri. Adaları, sahilleri, ormanları ve koruları ile İstanbul yeşil bir doğanın tüm dinginliğini ve huzurunu cömertçe sunan bir belde.
Kıtaları buluşturan İstanbul, içinden deniz geçen bir şehir! Efsanelere konu olan Boğaziçi boyunca kentin her iki yakasına dağılan mekânlar konforu ve eşsiz boğaz manzarasını bir araya getiriyor. İstanbul kendi içinde farklı güzellikleri olan keşfedilecek bir dünya. Farklılıkların uyumundan oluşan bu zengin dünyanın buluşma noktası ise mübarek ramazan ayının manevi iklimi.
Şatafatsız ramazanlara doğru…
İstanbul iftarlarının güzelliklerini anlatmak zor… Kentin hemen her meydanına kurulan iftar çadırları herkesi bir araya getirirken, farklı beğenileri fazlasıyla karşılayan çeşitli restoranların tamamında iftara özel menüler hazırlanır. Mis gibi ramazan pidesinin kokusu sofralara yerleşir. İftar sofraları ramazanın bereketini yansıtırken tüm bu nimetlerin ardından sıra yine geleneksel bir tatlı olan güllaca gelir. Kimi İstanbullular oruçlarını Sultanahmet, Eyüp Sultan gibi manevi mekânların parklarında, çimenler üzerinde bir piknik havasında açarlar.
Aşırıya kaçan her şey zıddına rücu eder, dermiş eskiler. Güzellikler için bile olsa bu böyle. Bunun için İstanbul’da ramazanı konuşuyorsak, üzerinde durmadan geçilmeyecek bahislerden biri olur ‘israf’. Şatafatlı sofralarda debdebe içinde iftar yapmak İstanbul kültürüne aykırıdır. Ramazanın ruhaniyetine tecavüzdür. Orucun maneviyatını ihlâldir. Böyle öğrenmiştik. Peki, şimdi alıp başını giden bu ‘dindarca’ şatafat ve debdebenin sebebi ne? Popüler izahımız şu: “Birileri yılbaşı’larıyla övünüyorsa, biz de ramazan’ımızla övünürüz.” Lakin hatırda tutulması gereken o ki, mübarek üç ayların gözbebeği ramazan, sükûn, nezaket ve edep ayıdır. İmajların, sözün değerini düşürdüğü bir dünyada, ibadetlerin ruhunu korumak ibadeti yerine getirmekten daha zor ne yazık ki.
Oruç ilahî bir ikna programıdır…
Mütevazı bir iftarla, acziyetinin ve kulluğunun ve dahi Rabbinin kudret ve heybetinin şuuruna varılarak açılacak oruç kadar kıymetli hazine yok. Orucun derdi, tok açın hâlinden anlasın diye değil. Öyle olsa açların bu ibadetten muaf olması gerekirdi. Amaç, hiçbir yolla dizginlenemeyen o asi nefsin terbiyesi; arzu gücünün, öfke gücünün frenlenmesi. Öyleyse İstanbul’un cazibesine ve iftarlarının şaşaasına sabretmek de orucun rüknü olmakta günümüzde. Oruç, ilahî bir ikna programıdır. İlahî telkinin en keskin usullerinden biridir. Buna rağmen ramazan ayı, en çok yediğimiz, içtiğimiz ve fakat en az düşündüğümüz bir ay hâline gelmişse, bunun üzerinde ince ince kafa yorulması gerekmektedir.
Bütün farzlar gibi oruç da bize bilmediğimiz bir şeyleri öğretmek için emredilmiştir. Sırları Peygamberimizden bile gizli tutulmuş Kadir Gecesi, bilmediğimizi öğrenmeye talip olduğumuz gecedir. Her geceyi mübarek bir gece, her sabahı Kadir Gecesi’nin sabahı yapmak için bulunmaz bir fırsattır şehr-i ramazan. Nefsine haddini bildirip aklına ve gönlüne hakkını vermek isteyenler için, orucun ne kadar ve nasıl tutulduğundan çok, nasıl açıldığının muhasebesi önemli.
Ramazan, insanın kendisine, gönlüne davet edildiği ay; maddeye, tüketmeye, açgözlülüğe çağrıldığı bir tatil etkinliği değil! Kanallardaki iftar ve sahur programları da kendilerine pay çıkarmalı bu önü alınmaz tüketim iştihası karşısında. Mütevazılık; iftarlarımıza, düğünlerimize, hâllerimize, hayallerimize girmeli yeniden.
Yine de ümitsiz değiliz. Orucu azalarımıza yedirebilme ve onları haddini bilir hâle getirebilme duası ve umuduyla cümle saim ve kaimlere mütevazı ramazanlar diliyoruz.
Eminiz; edebine riayet edilen bir şehr-i ramazanda İstanbul, bu sene de bir başka güzel olacak!