Makale

Çocuklar Sokakta...

Doç. Dr. Kültegin Ögel
Çocuklar
Sokakta

Çocuklar sokakta. Sadece sokakta yaşayan, mekânı sokak olan çocukları kast etmiyoruz. Kentlerde çocukların önemli zamanlarını sokakta geçirdiklerini görüyoruz. Özellikle göçün yaşandığı, kentleşmenin henüz emekleme aşamasında olan ama gecekondunun bir adım ötesindeki kentsel alanlarda çocukların sokağı ele geçirdiklerine şahit oluyoruz. Bir anlamda sokağın çocukları ele geçirdiğini söylemek de tabiî ki mümkün!
Diyarbakır gibi kentlerin arka sokaklarında yürümeye başlamış ama henüz konuşmayı öğrenmemiş çocukların kent sokaklarında çamurun, çöplerin, büyüklerin, esnafın arasında oynadığını, buraları gezen herkesin görebileceğini söylemek isteriz. Bu durumdan anne ve babaları sorumlu tutmak pek mümkün değil. Köyden o veya bu nedenle ama tamamen çok istekli olmayan bir kararla kente göç eden insanların, köy alışkanlıklarını bir anda değiştirmelerini beklemek imkânsız. Köyde çocukları köy meydanında veya kırlarda görmeyi ne kadar doğal karşılıyorsak, köyden kente yeni göçen insanların çocuklarını da evin dışında görmek o kadar doğal olmalı. Anne ve baba, anne ve babalarından gördüklerini, kendi yaşamlarını uyguluyorlar.
Ama burası kent! Kent sokağı köye benzemiyor. Köyün görünmez koruyucu kolları kentlerde yok. Gecekondunun feodal yapısı da koruyucuydu. Ama kent sokakları çocuklar için tehlike. Çeteler, uyuşturucu ve uyarıcı madde satıcıları, fuhuş pazarlayıcıları hep sokakta.
İstanbul’un yarı kentsel veya varoş adını verebileceğimiz semtlerinde de durum farklı değil. Belki burada sokaktaki çocuğun yaşı köye göre biraz daha büyük. Ama sonuçta kanunen çocuk denecek yaşta olan insanlar zamanlarının önemli bir bölümünü sokakta geçiriyorlar. Büyük kentin trafiği küçük çocukların sokağa çıkmasını engelliyor, ancak büyükler için teşvik edici oluyor.
Çocuğun sokakta olması, ailenin çocukları üstündeki kontrolünü de azaltıyor. Daha önceleri köyde veya gecekonduda aile çocuğun kontrolünü kolaylıkla yaparken, şimdi yapamaz hale geliyor. Komşular, akrabalar, tanıdıklar yan sokaktaki çocuk yanlış veya tehlikeli bir davranışta bulunursa ailenin hemen ve kolaylıkla haberi olurken, yarı kentsel alanlarda çocuklar bu gözetimden yoksun kalmaktadır. Aslında bu durum kentte yabancılaşmanın getirdiği bir sorundur.
Çocuklar sokakta olunca kurdukları arkadaşlıklar da sokak kültürüne uygun arkadaşlıklar olmaktadır. Sokakta hayatta kalmak veya dik durabilmek için sokağın kurallarını iyi bilmek gerekir. Kimi zaman bu kurallar sizi de içine çekebilecek türdendir. Bu noktada çocukların yapacakları, sokak yaşamına ayak uydurmaktır.
Yalan söylemek gerekiyorsa yalan söylenecek, uyuşturucu kullanılması gerekiyorsa, uyuşturucu kullanılacaktır. Okumak "adam" gibi değerler sokakta hayatta kalmak için zorunlu değil hatta kimi zaman gereksizdir.
Böyle bir süreç başlarken aslında evin çok cazibeli olmaması da önemli bir nedendir. Evde sürekli azar işiten veya dayak yiyen bir çocuk için sokak çekicidir. Sokak aslında çocuk için özgürlük alanıdır. Anne ve babanın disiplininden uzak, istediğini yapabileceği bir alandır. Her çocuk anne ve babanın disiplininden kaçmak ve bireyliğini ilan etmek ister. Ama tüm bu doğal gelişim süreci yanında evde itici bir görev görüyorsa, işte o zaman tek seçenek olarak kalır. Bu çocuklara "eve git" demek, "git acı çek" demekten başka bir şey değildir.
Çocukların bir kısmı tamamen sokak yaşamını tercih ederken, bir diğer kısmı ise yaşamlarını "part-time" evde geçirmeyi kabullenirler. Aslında ev birer yatakhane veya oteldir artık onlar için. Ev öğrenme ve gelişme yeri değildir. Bu görevleri sokak üstlenmiştir. Sokağın çocuğa öğretebileceği ise hırsızlıktır, gasptır, kapkaçtır, uyuşturucudur.
Bu noktadan baktığımızda anne ve babanın sorumlulukları çok önemlidir. Ancak çocuğuyla veya çevreyle başa çıkamayan anne ve babanın görevlerini üstlenmek sosyal kurumlara düşmektedir. Bir anlamda devlet çocuğa anne ve babalık yapmak zorundadır. Eğer bunu yapmazsa bu sorun devlete daha ağır bir yük olarak geri dönecektir. Bu nedenle devlet her şeyi anne ve babadan beklememelidir! Bugüne kadar "her şeyi devletten beklemek gerek" düşüncenin karşısında yer alan bu yeni kavram aslında sosyal devletin gereğidir.
Sivil toplum kuruluşları veya yerel yönetimler de bu sorunun çözümünde yer alabilir. Etüd merkezleri, uğraş merkezleri, özel eğitim merkezleri bu çocukları sokaktan uzak tutacak etkinlikler olabilir. Kimi zaman bu etkinlikleri düzenlemek için sivil toplum kuruluşlarını devlet destekleyebilir. Bir başka deyişle sivil toplum kuruluşları bu alanda devlete yardımcı olmaktan ziyade, devlet bu kuruluşlara destek olmalıdır. Böylece daha etkili girişimler yapmak mümkün olabilecektir.
Son yıllarda çocuk ve gençler arasında madde kullanımının arttığını görüyoruz. Herkes bu sorunun yaygınlaşmasını önlemek niyetini ve isteğini taşıyor. Özellikle sentetik uyuşturucuların yaygınlaştığını görüyoruz. Giderek sosyoekonomik düzeyi düşük kent kesimlerine bu sorunun yayıldığını saptıyoruz. Ülkemizde madde bağımlılığı sorununun diğer ülkelere göre daha düşük oranda olduğunu, ama hızlı bir artış gösterdiğini söylemek mümkün. Bu nedenle önlemenin de tam zamanı.
Uyuşturucuyu önlemek, çocuklara birer saat uyuşturucunun zararlarını anlatmakla olmaz. Uyuşturucuyu önlemek, sosyal sistemin aksadığı noktalarda devreye girerek olur. Kentleşmek modernleşmenin bir gereğidir. Ama kentleşmek yeni hastalıkları da beraberinde getirir. Bu tür hastalıkları tamamen önlemek mümkün olmamakla beraber, hastalıkların şiddetini azaltmak elimizdedir. Yoksa hayatta kalamayız!