Makale

Örnek Alma, Örnek Olma

Örnek Alma, Örnek Olma
Dr. Ahmet Çekin
irşat Hizmetleri Şubesi Müdürü
Hepimiz belirli bir sosyal çevrede dünyaya geliriz. içinde büyüdüğümüz aile, anne-baba, ailenin diğer üyeleri, komşularımız, mahallemiz, köyümüz, şehrimiz, ülkemiz ve nihayet bütün dünya, hayat alanımızı oluşturur. insanlar imkânları, çabaları, ilgileri, çalışmaları sonucu bu hayat içinde değişik alanlarla temas halinde yaşarlar. Kimisi sadece mahallesiyle ve orada yaşayanlarla temas halindedir, kimisi bütün dünya ile. insan bir süreç sonunda sosyalizasyonunu tamamlar ve toplumun bir parçası haline gelir.
insanların sosyalizasyon süreçlerine, yani toplumun nasıl parçası olduklarına, kişiliklerini nasıl oluşturduklarına ilişkin birçok yaklaşım, birçok teori vardır. Bu teorilerin her biri sosyalizasyon meselesinin bir cephesine ışık tutmaktadır. Mesela bunlardan George Herbert Mead’in yaklaşımına göre kişilik, insanın düşünebilmesi, başkalarının rolünü alabilme yeteneğidir. Bu “başkaları” çocuk doğduktan sonra içine düştüğü toplumun bireyleridir. O bireyler, o toplum içinde, zaten birtakım normlar ve değerler etrafında şekillenmişlerdir. Çocuğun büyüdükçe değişimine katkıda bulunacağı toplum eğer dinî değerler etrafında şekillendiyse, ilk öğreneceği değerler de –bu bireyler aracılıyla- dinî değerler olacaktır. Çocuk eğer köyde doğduysa, köyde hâkim olan değerlerle; kentte doğduysa, kentte hâkim olan değerlerle içli dışlı olacaktır.
içinde bulunduğumuz durumda ülke insanımızın önemli bir bölümü köy çevresinin gelenek ve değerlerinden, ait oldukları kültürlerinden uzaklaştılar. içine daldıkları modern toplumda, anne şefkatine, kültürel şefkate olan ihtiyacın yerine “iş”, “başarı”, “birey olmak” gibi hedeflerle karşı karşıya kaldılar. Modern toplum geleneksellikten kopardığı bireyi kendisine adapte etmek üzere, özellikle okul, eğitim gibi kurumlarla belirli bir kalıba sokarak sosyalleşmelerini sağlamaya çalışmakta.
Bu süreçte insanlarımızın yaşadığı psikolojik ve kültürel sıkıntılar hakkında fazla bilgimiz yok. Üstüne üstlük her geçen gün daha çok sayıda insanımız yerelliğin o güvenli atmosferinden evrenselliğin bilinmezliğine yelken açmak zorunda kalmaktadır. Bu durum neyi ifade etmektedir?
insanın yerellikten evrenselliğe doğru evrilmesi, günümüz şartlarında bilgi edinme, iletişimde bulunma, seyahat etme gibi şartların gelişmesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu durum yaşantımızın bütün alanlarını etkilemektedir. Konumuzla ilgili olarak örnek olma ve örnek alma konusunda insanımızı önemli bir problemle karşı karşıya bırakmaktadır. Yakın zamana kadar köy veya mahalle çevresinden kendisine örnek insanlar alan insanımız için bununla yetinme imkânı kalmamıştır. Diğer bir ifadeyle günümüz insanı için bir başkasının davranışı üzerinde önemli etkiye sahip olan ya da davranışının şekillenmesinde oluşturucu rol oynayan anlamlı ötekiler değişmiş ve çeşitlenmiştir. insanlar hergün çok çeşitli insan tipleri ile karşılaşmakta, toplumun bu insanlara atfettiği değer ve statüler değişmekte buna bağlı olarak insanlarımız her an yeni bir seçimle karşı karşıya kalmaktadırlar. Batılı araştırmacıların ısrarla üzerinde durdukları gibi, modern insan seçme özgürlüğü olan ve daima seçimle karşı karşıya olan insandır. Bu durumda köy hayatının verili düzeninde mevcut olan emniyet ortadan kalkmakta, birçok insan altından kalkamayacağı bir yükle karşı karşıya kalmaktadır.
Burada kısaca özgürlük meselesine de değinmekte yarar vardır. Özgürlük, moderniteyle ortaya çıkan otonom bireyin temel özelliğidir. Hegel’e ve onu izleyen Weber’e göre modernitenin en temel özelliği, seçme hürriyetidir. Modern otonom birey, birey olmanın sayısız imkânları arasından istediği tercihi yapabilir. Modern bilim ve teknoloji, bize bu imkânı sunar. Tercihlerin artması özgürlük alanının genişlemesi demektir. Özgürlük tabirine herkes birbirine yakın ancak birbirinin aynı anlamı vermediğine dikkat ederek Batı literatüründe bu tabire yüklenen anlamı hatırlatmakta yarar görüyoruz.
Batılı anlamda bireyin tercihi olarak özgürlük, neyi seçtiğimiz değil, bir şeyi seçiyor olduğumuz gerçeğidir. Özgürlük, seçme eyleminin ya da yeteneğinin kendisinden ibarettir. Seçimin ne yönde olduğu, nasıl bir muhtevaya sahip olduğu önemli değildir. Daha doğrusu bunun bir anlamı yoktur. Çünkü bir tercihi anlamlı kılan, onun bireyin dışında bir gerçekliğe dayanması değil, bireyin ortaya koyduğu iradedir.
Kısacası modern özgürlük anlayışı, muhteva ile ilgilenmez. Bu konuda ahlaki bir hüküm vermez. Hükmü bireyin tercihine bırakır. Örneğin bir hippi olmak, dindar bir hayat sürmek bireyin seçme hürriyetini ortaya koydukları için anlamlıdırlar. Bu tercihlerin muhtevasını oluşturan değerler ve yaşam biçimleri hakkında hüküm vermek modern ahlak anlayışının dışındadır.
Buna karşın gelenek özgürlüğe değil, anlama vurgu yapar. Bireyin özgür olmasından önce, anlamlı bir hayat yaşamasını öngörür. Hatta bireysel ve toplumsal yaşama anlam kazandırmak için özgürlüklerin kısıtlanmasını kabul eder. Yani özgürlükleri sadece negatif manada değil, aynı zamanda pozitif olarak tanımlar. Sadece tercih etme yetisinin değil, tercih edilen şeyin de özgürlük kavramının bir parçası olduğunu söyler. Modern olmak, anlam verme iddiasında bulunan geleneğin sınırlarından kurtulmak demektir.
Acaba bizler 21. yüzyılda yaşayan Türkiyeli Müslümanlar olarak modern olmak adına geleneğin anlam veren sınırlarından kurtulmalı mıyız? Bugün için cevabını vermemiz gereken soru budur.
Hayatımızda ortaya çıkan fonksiyonların önemli bir kısmını herhalde çok insan fark etmez bile. Mesela kimi ne için örnek aldığını, kime nasıl örnek olduğunu. Burada karşımıza insan olarak dünyaya gelen birisinin kimlerden etkilendiği ve kimleri etkilediği sorusu çıkmaktadır. insanın etkilediği ve etkilendiği insanlar yukarıda belirtildiği gibi çok dar bir alandan çok geniş bir alana kadar değişiklik gösterse de biz ortalama bir Türk vatandaşını esas alarak bazı tespitlerde bulunmak istiyoruz.
insan olmak, bizim kültürümüze ve inancımıza göre, sorumlu olmak, nefsi yenmek, inançlı bir insan olarak Allahın rızasını aramak demektir. Müslüman bir insanın hayatında, bir denge, istikrar, emniyet ve Allah’a güven vardır. Bunların sonucu olarak Müslümanlar hayatı anlarken, onu anlamlandırırken, daima makul olma, temel fonksiyonlarını yerine getirme durumundadırlar. Konumuzla ilgili kilit figürlerden birisi olan anne-baba rolünü üstlenmek durumunda kalırlarsa onu Allah’ın irade buyurduğu tarzda en iyi şekilde yerine getirme gayreti içinde olmalıdırlar. Bu anlamda insan (anne-baba) yaşam tarzı ve davranışları benimsenmesi gereken doğruluk, dürüstlük ve güzellik olan kişi, bir nevi prototip sürekli kendisinden güzel şeyler yapması beklenen şahıstır.
Ancak örnek olma özelliğine sahip olumlu örneklerin yerini bugün değişik figürler almaktadır.
Yapılan araştırmalara göre her ailede bulunan televizyonlarda yayınlanan dizi kahramanlarının çoğunluğunu, mafyavari tipler, mutsuz, nereden kazandığı belli olmayan ancak sınırsız harcama yapan zenginler, zengin fakir aşıklar vs. oluşturmaktadır. Dizi kahramanları yanında uluslar arası şöhrete sahip, sanatçı ve sporcuların hayatının abartılarak kitlelere sunulması da bu konudaki diğer problemli alanı oluşturmaktadır. Buradaki etkinin insanlarımızı nasıl bir problemle karşı karşıya bıraktığı henüz bilinmemektedir. Ancak, özellikle genç kuşakların örnek aldıkları bu insan tipinin kendileri için hayali bir noktada ve hiçbir zaman ulaşamayacakları bir konumda olmalar sürekli mutsuzluk kaynağını oluşturmaktadır. Genç kuşağı etkileyen bu dizilerin toplumsal geleceğimize etkisi kendisine benzemeye çalışan ancak medeniyete hiçbir faydası olmayan özentili insanlar yaratmasıdır.
Varlığını dünya ile sınırlı görmeyen bir Müslüman bu konuda her halde farklı düşünecektir. Çünkü kendi seçimi ile kendisine örnek aldığı kimseler onu ahiret hayatında da etkileyecek olan kimselerdir. Bunların yanlış kimseler olması ise telafi edemeyeceği bir feci sona kendisini götürecektir. Zira Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Kendilerine uyulanlar o gün azabı görünce, kendilerine uyanlardan uzaklaşacaklar, aralarındaki bütün bağlar kopacaktır. Uyanlar şöyle derler: “Keşke dünyaya bir dönüşümüz olsaydı da onların şimdi bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşsaydık.” Böylece Allah, onlara işledikleri fiilleri pişmanlık kaynağı olarak gösterir. Onlar ateşten çıkacak da değillerdir.” (Bakara, 166-167)