Makale

Edebiyatımızda Vasiyetnameler

Edebiyatımızda Vasiyetnameler


Mustafa Özçelik


Vasiyet denilince sanırım çoğumuzun aklına kelimenin “kişinin ölümünden sonra yerine getirilmesini sözlü yahut yazılı olarak istediği şeyler” şeklindeki sözlük manası gelecektir. Dahası bu şeyler bizde çoğu kez daha çok mal-mülk çağrışımı yapacaktır. Bu algı, şüphesiz ki yanlış değildir. Meseleye dar manada baktığımızda durum böyledir. Vasiyet, bu anlamıyla da önemlidir. En azından vasiyet yapan kişi, bir ölüm bilgisi ve bilincine sahiptir ki, henüz son nefesini vermeden geride kalanlarından ne istediğini yahut istemediğini söyleme gereği duymaktadır. Bu bakımdan ölüm fikrinin sürekli olarak zihnimizden, gündemimizden uzaklaştırılmaya çalışıldığı bir zamanda vasiyet kavramını önemli görmek gerekir.
Vasiyet kelimesine terim olarak baktığımızda ise bu kavramın aynı zamanda bir edebiyat türü olduğunu görürüz. Dinî-tasavvufi edebiyatımızda bugün adı dahi unutulan “faziletname, ibretname, vücutname, mansurname…” gibi türlerden biridir vasiyetnameler… Dahası bu türün ilk örneğini de Hz. Peygamber, Veda Hutbesi’yle vermiştir. işte bu ölümsüz metin, şair ve yazarlarımıza örneklik teşkil etmiş, ortaya edebi kıymeti de olan vasiyetname metinleri çıkmıştır. Dahası, bu tür metinler sadece şair ve yazarlara da özgü değildir. Devlet adamları, din büyükleri, bilgeler de vasiyetnameler yazmış, söylemişlerdir. Vasiyetnameye bu anlamda baktığımızda onu sözlük anlamından daha geniş bir muhtevada düşünmek ve ona “Devlet ve din büyüklerinin, yazar ve şairlerin geride kalanlara buyurdukları manzum ve mensur sözlerden oluşan” bir eser gözüyle bakmamız gerekecektir.
Bu sözlerin en temel niteliği bir kişiye söylenmiş bile olsalar, aslında muhataplarının bütün bir insanlık oluşudur. Bu yüzden Hz. Peygamber’in Veda Hutbesi’nde; “Ashabım, ey müminler” gibi ifadelerin yanı sıra “Ey insanlar!” ifadesi de kullanılmaktadır. Vasiyetnameler, bu yönleriyle algılandığı için de hemen herkes tarafından önemli görülmüş, okunup benimsenmiştir. Tabii, mesele bu ön kabullerle sınırlı değildir. Esas olan bunları sosyal bir yasa hükmünde görüp uygulamaya geçirebilmektir. Zira Konfiçyus’un da dediği gibi “Öğütler, kanun yerine geçerler. insanlar bunları çiğneyebilirler mi? Öğütler, değerli düzeltmelerdir. Bir kişi kendisine yapılan öğüde kulak asmayacak da ne yapacak? Bunlar değerli uygulamalardır. insan hoşlandığı sözleri gerçekte uygulayamazsa, öğüt dinleyip kendini iyileştiremezse, böyle niteliklere sahip bir insan için yapılabilecek bir şey yoktur.”
Konfiçyus’tan yaptığımız bu alıntı, bu tür eserlerin başka bir özelliğiyle karşılaştırıyoruz bizi. O da şudur. Büyük insanlar, öğreticiliklerini, önderliklerini, öğreticiliklerini öldükten sonra da sürdüren insanlardır. Hayatları boyunca daha iyi insan olmak, daha huzurlu bir toplum yapısına ulaşmak konusunda insanlığa rehberlik yaparken, geride bıraktıkları bu sözleriyle yani vasiyetleriyle bu tavırlarını sonsuza kadar sürdürmek istemişlerdir. Öyleyse böylesi bir kişinin bıraktığı vasiyetname, bizler için bir bilgelik metnidir, bir yol haritasıdır. Uyarıcıcıdır. Biz, o sözlerin aydınlık dünyasına girebildiğimizde bu bilgelikten istifade imkânını bulabileceğiz demektir. O haritaya bakarak doğru yol üzere yürüyebilmemiz mümkün olabilecektir. Uyarı, bizi gaflete karşı uyanık tutacak demektir.
Şimdi bu sözlerden bazılarını hatırlayalım. Mesela; Anadolu fütuhatının en önemli ismi, gaziler serdarı Battal Gazi’nin sözlerine bakalım. Battal Gazi, Battalname’lerde anlatıldığına göre, vefatından hemen sonra oğullarının rüyasına girer ve onlar şu nasihatleri yapar: “Ey canım oğullarım! Bundan sonra beni dünyada aramayın. Ben Hak Teala hazretlerine vasıl oldum. Ama benim kalbim sizinledir. Siz de din yolunda sıkı durun. Daima Allah rızası için gaza edin. Nefsinize aldanmayın. Yiğitliğinizle ve pehlivanlığınız-la mağrur olmayın. Dünyayı devlet edinmeyin. Hiçbir yaratılmışa hakaret nazarıyla bakmayın. Acizlere yardım edin. Danışmadan iş işlemeyin ki sonra pişman olmayasınız. Her işte Allah’tan yardım isteyin. Zalimlerle sohbet etmeyin. Onların sohbeti, gönülleri karartır. Daima hayır ve bağıştan uzak durmayın. Eğer bu vasiyetlerimi tutarsanız kıyamet gününde yüzünüz ak olsun…”
Buradan Osmanlı Devleti’nin büyük bilge anası Hayme Ana’nın söylediklerine geçelim: “Bu dünya bir oturma yeri değildir. Yapacağın iyi ve doğru işlerle insanların hizmetinde bulunursan; güzel övünçler senin olur. Yüreğinde inancı, ağzından duayı, davranışından erdemi hiç eksik etme. Bir de sabırlı ol oğul, ekşi koruk sabırla tatlı üzüm olur. Beylik dermekle, ağalık vermek iledir. Sofranı ve keseni yoksullara açık tut.”
Yine Osmanlı Devleti’nin manevi kurucusu olan Edebali’nin şu sözlerine bakalım: “Ananı, atanı say. Bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol. Her sözü üstüne alma. Gördün söyleme, bildin bilme… Sevildiğin yere sık sık gidip gelme, muhabbetin kalkar, itibarın olmaz. Üç kişiye acı: Cahiller arasındaki âlime, zenginken fakir düşene, hatırlı iken itibarını kaybedene. Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değillerdir. Haklı olduğun mücadeleden korkma. Bilesin ki; atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler.”
Bu söyleyişlerde dikkat çeken en temel özellik, geride kalanlara söylenen sözlerin hayata ilişkin olmalarıdır. Yani birer yaşama ilkesidir söylenenler. Hepsinde de temel kavram inançtır. inanış ilkelerine göre yaşama öğüdüdür. iyi ve doğru olanın belirtilmesidir. Kötü olandan kaçındırma arzusudur. Güzel ahlak telkinidir. Bireysel ve toplumsal yaşamanın hangi ilkelere göre düzenlenmesi gerektiğidir. Bu yüzden vasiyetnameler, aynı zamanda toplumsal ilkeler metnidir. Eğer biz bunlara bu gözle bakabilseydik hayatımız başka türlü olurdu.
Geçmişten günümüze ulaşan ve devlet-din adamlarına, büyük bilgelere ait vasiyetnameler ise hayatı, kendinden ibaret bir zaman olarak görmemeleri, hayatı ölümle ve ölüm sonrasıyla birlikte mütalaa etmeleridir. Bu durum, iki yol göstericilik arasında çok önemli bir farklılığı ortaya koyar. Çünkü en büyük ders, ölümün dersidir. En büyük uyarıcı odur. Ölümün farkında olmayana hiçbir felsefi öğüt, tavsiye işe yaramaz. Dahası, bir öğütler, hep dünyevi olan şeylerle ilgili olacaklarından kişinin sorunu da aslında tam olarak çözümlenmez. Hayat, dengeli yaşandığında anlamlı olur. Bu dengeyi sağlayan ise ölümün hayat fikriyle birlikte idrakidir.
Şimdi, söylediklerimizi somutlaştırmak adına geriye dönelim ve Veda Hutbesi’ne bakalım: Kutlu Elçi, bu son hitabında önce Müslümanlara, sonra onların şahsında bütün insanlığa son tebliğini yaparken kadınlara ilişkin söylediği şu sözler, insanlığın önünde hep ışık olabilseydi, daha doğrusu insanlık bu ışığı görebilseydi nasıl bir toplumsal hayat yaşardık varın siz düşünün:
“Ey insanlar!... Kadınların haklarına riayet ediniz. Bu hususta Allah’tan korkunuz. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onları Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde haklarınız olduğu gibi, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; onların aile şerefini, sizin hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları uyarıp, sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru bir şekilde her türlü yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarını sağlamanızdır. Onlar sizin haklarınıza riayet etsinler... Siz de onlara nezaketle muamele edin.”
Buradan büyük islam sufisi Muhyiddin Arabi’ye geçelim. O da vasiyetnamesinde şöyle der: “Vaktini boş yere veya saçma şeylerle geçirme. Yani içinde bulunduğun her anı iyi değerlendir. O vakitte ne yapman gerekiyorsa onu yap. Nefsine şüphe ve tereddüt veren şeylerden uzak dur. Yüreğini burkup ürküten şeyi terk et. Allah’ı görürcesine ibadet et. Sen onu görmesen de o seni görmektedir. Hep sevgi üzerinde ol. Birbirinizi sevin. Bu, Hz. Peygamber’in yoludur. Malından yoksulu faydalandır. Fakirliğe düşerim diye korkma. O malı sana veren Cenab-ı Allah değil mi?”
Buraya kadar verdiklerimiz sadece kısa birkaç örnektir. Vasiyetname metinleri için daha pek çok örnek vardır. Lokman Hekim’in, imam-Azam’ın, Hacı Bektaş’ın, imam-ı Gazali’nin, Osman Gazi’nin, Yusuf Has Hacib’in, Erzurumlu ibrahim Hakkı’nın… vasiyetnameleri okunmak ve ibret alınmak ve gereği yapılmak için okurlarını beklemektedir. Sözü Lokman Hekim’in şu vasiyetiyle bitirelim: “Ey oğul! Küçük şeylere küçük nazarıyla bakma, ilerde büyük olur.” Biz de diyoruz ki vasiyetnamelere küçük bir yazı türü gözüyle bakmayalım. Onlarda bize yol gösterecek nice manalı, ibretli ve hikmetli sözler vardır. Bunları bilmek, öğrenmek ve uygulamak bu çağda da bize de bilgeliğin, doğru ve mutlu yaşamanın imkânlarını sunacaktır.