Makale

Hırsızlığın En Kötüsü: Namazdan Çalma

Hırsızlığın En Kötüsü:
Namazdan Çalma

Elif ERDEM
Diyanet İşleri Uzmanı

Ebu Said el-Hudri’den rivayet edildiğine göre Rasulüllah (s.a.s.) şöyle demiştir:
“Hırsızların en kötüsü namazından çalandır.”
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, III/56.)

Allah Rasulü’nün yaşamında namazın bambaşka bir yeri vardı. Namaz onun için yalnızca bir yükümlülük değil, her halini Rabbine arz etmenin en güzel yoluydu. O’na duyduğu derin saygıyı ve muhabbeti, varlığını kuşatan şükran duygusunu namazla gösterir; korkusunu, telaşını, ihtiyacını namazla dile getirirdi. Hz. Bilal’e, “Kalk namaza (çağır da) bizi namazla rahatlat!” (Ebu Davud, Edeb, 78.) diye boşuna seslenmiyordu Hz. Peygamber. Namaz sıkıntılarını giderip onu huzura kavuşturan, manevi iklimde Rabbiyle buluşturan çok özel bir ibadetti. Bu yüzden namazdaki her bir hareketi özenle yapar, huzur-ı ilahîde huşuyu bozacak hiçbir düşünce ve fiile yer vermemeye dikkat ederdi. Kıyamda dimdik durur (İbn Mace, İkâmetü’s-Salavat, 15.), uzun uzun ve tane tane Kur’an okurdu. (Müslim, Müsafirin, 118.) Rükûda sırtı dümdüz, başı ne aşağıda ne yukarıda ortada olurdu. (İbn Mace, İkâmetü’s-Salavat, 16.) Rükûdan iyice doğrulmadan secdeye gitmez, secdeden iyice doğrulup oturuncaya kadar da ikinci secdeyi yapmazdı. (Müslim, Salat, 240.) Bunların arasında bir müddet sükûnetle beklerdi. Öyle ki görenler rükûdan kalktığında secdeyi, secdeden doğrulduğunda ise ikinci defa secde etmeyi unuttuğunu zannedebilirlerdi. (Müslim, Salat, 195.) Onun gece namazını anlatırken “Kıldığı namazların güzelliğini ve uzunluğunu sorma!” diyen (Buhari, Menakıb, 24.) Hz. Âişe gibi kendisini görenler namazdaki hâline hayran kalırlardı. Allah Rasulü ashabından da kendisini dikkatle izleyerek onun kıldığı gibi namaz kılmalarını ister ve her bir rüknü güzelce yerine getirmeleri gerektiğinin altını çizerdi. Bu konuda onları sık sık uyaran Hz. Peygamber bir defasında şöyle demişti: “Hırsızların en kötüsü namazından çalandır.” Bu ifade karşısında hayrete düşen sahabiler “Ey Allah’ın Rasulü, kişi namazından nasıl çalar?” diye sorduklarında Rasulüllah (s.a.s.) bunu şöyle açıkladı: “Namazın rükûunu ve secdesini tam yapmaz (ise namazından çalmış olur).” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III/56.)
Namaz, ayetlerde ve hadislerde önemine ısrarla vurgu yapılan ve “dinin direği” kabul edilen eşsiz bir ibadettir. Namazda sergilenen her bir davranış kulluğun farklı yansımalarını oluşturur. Tekbir getirerek ellerini kaldıran kişi, dünyalık meşgaleleri terk edip bütün varlığıyla Rabbine yöneldiğini gösterir. Kıyamda O’nun huzurunda saygıyla durur, rükûda yalnız O’nun önünde eğildiğini gösterir ve O’nun yüceliği karşısında secde ederek Rabbiyle en yakın olma halini yaşar. Namaz içerisindeki tespih, tekbir, zikir ve dualarla da Rabbinin yüceliğini itiraf eder, O’na sığınır, O’ndan yardım diler. Dolayısıyla namaz, baştanbaşa Yüce Allah’a kulluğun nişanesi, O’nunla yakınlık kurmanın en iyi yoludur. Bu nedenle her bir rüknü oldukça önemlidir. Bunlardan herhangi birinin yapılmaması durumunda namaz olmayacağı gibi, eksik yapılması da namazda eksikliğe neden olur ki Hz. Peygamber bunu “namazdan çalmak” olarak nitelendirmiştir. Hadiste “rükû ve secdeler”e vurgu yapılması, bu iki rüknün Rabbe kulluğun en güzel sembolleri olması, aynı zamanda en aceleci davranılan rükünler olmasından kaynaklanmaktadır. Günlük hayatın telaşesi içerisinde daha kıraati bitirmeden rükûa gitmek, rükûa tam eğilmeden doğrulmak, tam olarak ayakta durmadan secdeye varmak, secde için başımızı yere koyar koymaz kaldırmak -ki rivayetlerde bu davranış karga gagalamasına benzetilmiştir. (Ebu Davud, Salat, 143, 144.)- gibi sergilediğimiz pek çok aceleci tutum “namazdan çalma”nın kapsamına girer. Oysaki ciddiyetten uzak bu tür davranışlar, namazın huşû içerisinde eda edilmesini engelleyerek onun boş bir amele dönüşmesine sebebiyet verir. Allah Rasulü, müminleri bu tehlikeden uzak tutmak için namazın rükünlerini dosdoğru ve kıvamında yerine getirmek, yani tadil-i erkâna riayet konusunda pek çok uyarıda bulunmuştur. Yanı başında tadil-i erkâna riayet etmeden namaz kılan bir şahsa “Dön ve yeniden namaz kıl; çünkü sen namaz kılmış olmadın!” dedikten sonra namazın nasıl kılınacağını şöyle tarif etmiştir: “Namaz kılacağın zaman (önce) tekbir getir. Sonra Kur’an’dan kolayına gelen yerlerden oku. Ardından rükûa git ve yeterli olduğuna kanaat getirinceye kadar (mutmain oluncaya kadar) bekle. Sonra tam olarak ayağa kalk. Peşinden secdeye git ve yeterli olduğuna kanaat getirinceye kadar bekle. (Secdeden) kalktığında (belini) iyice doğrult ve yeterli olduğuna kanaat getirinceye kadar bekle. Sonra (tekrar) secdeye var ve yeterli olduğuna kanaat getirinceye kadar bekle. Sonra namazın bütününü bu şekilde kıl.” (Buhari, Ezan, 122.)
Rasulüllah’ın (s.a.s.) kendi kıldığı namazda olduğu gibi bu tarifinde de görüldüğü üzere namaz kılarken her bir rükünde bu rüknü hakkıyla yerine getirdiğine kani olacak kadar kalmak oldukça önemlidir. Böyle yapılmadığı takdirde namazın vaciplerinden biri kabul edilen tadil-i erkân yerine getirilmemiş olduğundan namaz dosdoğru kılınmış olmaz, eksik kalır. Hâlbuki Yüce Allah, birçok ayette namazın “dosdoğru” kılınmasını istemiş (Nisa, 4/103 vd.) ve müminlerin sıfatlarını sayarken onların “namazlarını dosdoğru kılan kimseler” olduklarını beyan etmiştir. (Neml, 27/3 vd.). “Kişi vardır, namazını kılar bitirir de kendisine namaz sevabının ancak onda biri yazılır. Kişi vardır; namaz sevabının ancak dokuzda birini, sekizde birini, yedide birini, altıda birini, beşte birini, dörtte birini, üçte birini yahut yarısını alır.” (Ebu Davud, Salat 122, 123.) diyen Hz. Peygamber, herkesin kıldığı namazın tamlığına göre sevap kazanacağını bildirmiş ve namazı eksik kılanların ahiretteki durumunu şöyle açıklamıştır: “Kıyamet gününde insanların ilk sorguya çekilecekleri amel namazdır. Allah (c.c.) kulun namazlarını tam mı yoksa noksan mı kıldığına bakılmasını emreder. Eğer namazları tamsa sevabı tam olarak yazılır. Eğer (farz) namazlarında eksiklik varsa nafile olarak kıldığı namazlarına bakılmasını emreder. Şayet nafile namazları varsa, bunlarla farz namazların tamamlanmasını emreder. Sonra kul diğer amellerinden hesaba çekilir.” (Tirmizi, Salat 306.)
Rabbimizin “hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar.” (Ankebut, 29/45.) diyerek ısrarla kılmamızı istediği namaz, ancak tadil-i erkân gözetilerek ve huşû ile kılındığında amacına ulaşır, kişiyi arındırıp günahlarına kefaret teşkil eder. Rabbin rızasına uygun olarak ihlasla kılınan bu namazlar, dünyada müminin miracı ahirette cennetin anahtarı olur.