Makale

ÖMER NASUHİ BİLMEN’İN HADİS KÜLTÜRÜNDEKİ YERİ

ÖMER NASUHİ BİLMEN’İN HADİS KÜLTÜRÜNDEKİ YERİ
POSİTİON OF OMAR NASUHİ BİLMEN İN THE CULTURE OF HADİTH

HÜSEYİN AKYÜZ
YRD. DOÇ.DR.
ABANT İZZET BAYSAL Ü. İLAHİYAT. FAK.


ÖZ

Ömer Nasuhi Bilmen, gelenekçi bir Osmanlı âlimidir. Eserleriyle ilmî dünyamıza zengin katkılarda bulunmuştur. Klasik yönü ağır basan Bilmen, kitaplarında birçok hadis nakletmiştir. Ancak bu hadislerin bazen metniyle ve mealini birlikte, bazen sadece metnini bazen de sadece mealini vermekle yetinmiştir.
Şüphesiz ki Bilmen’in düşünce yapısını oluşturan unsurlardan birisi de hadislerdir. Ona göre, Hz. Peygamber’in hadisleri esasen Kur’an’ı Kerim’e dayanmaktadır. Bilmen, eserlerinde naklettiği hadislerin sıhhat derecelerine ise pek değinmez. Ancak zayıf hadisin terğîb, terhîb ve faziletle ilgili konularda delil alınabileceği görüşüne sahiptir. Bundan dolayı eserlerinde zayıf hatta uydurma birçok rivayet vardır. Bilmen, gerek Hz. Peygamber’e ve gerekse ashabına karşı büyük bir hürmet göstermektedir.

Anahtar Kelimeler: Hadis, Sünnet, Bilmen, Hz. Peygamber, Sahâbe, İsnâd.

ABSTRACT
Omar Nasuhi Bilmen was a traditionalist Ottoman scholar. He contributed to our world with his works. Because of his predominantly classical tendency, he narrated several hadith in his books. But he used these hadith sometimes just with their text or with their meanings or both with their texts and meanings.
Definitely one of the elements which formed Bilmen’s frame of mind was hadith. For him, hadith of the Prophet Muhammad based on Koran in fact. In his works, Bilmen rarely spoke about the strongness of hadith. But he thought that weak hadith could be evident in issues related the invitation and intimidation. So there are many weak, even fabricated narratings in his works. Bilmen had a great respect to the Prophet Muhammad and his companions.

Keywords: Hadith, Sunna, Bilmen, The Prophet, the Companions, İsnad (Attribution).

Giriş
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in hadisleri, hem Kur’an’ın anlaşılmasında hem de onun örnekliğinin sonraki nesillere aktarılmasında büyük bir öneme sahiptir. Bundan dolayı onun (s.a.s.) söz ve eylemleri, Müslüman âlimler tarafından yazılan birçok esere kaynaklık etmiştir. Bu âlimlerden birisi de Osmanlıların son zamanları ile önemli tarihsel ve toplumsal kırılmaların yaşandığı Cumhuriyet döneminin yaklaşık ilk elli yılını görmüş, devrinin en seçkin din bilginlerinden olan Ömer Nasuhi Bilmen (1883–1971)’dir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin beşinci Diyanet İşleri başkanı olan Ömer Nasuhi Bilmen, hayatının büyük bir bölümünü telif faaliyetleriyle geçirmiş velûd bir yazardır. Kaleme aldığı telifleri ise tefsir, hadis, kelam, fıkıh, ahlâk ve edebiyat alanlarındadır. Araştırmacılar onun gelenekçi bir anlayışa sahip nakilci bir yazar olduğunu belirtmişlerdir. Nitekim devrinin zihnî bulanıklığını bertaraf edebilme uğruna kaleme aldığı eserlerinde, hadisleri -her Müslüman âlim gibi- nakletmekten müstağni kal(a)mamıştır. Ömer Nasuhi, yaşadığı dönemin ilmî tartışmalarına Kur’an ve hadis eksenli bir bakış açısıyla katılmıştır. Bu bağlamda o günkü şartlarda tefsir ve fıkıh âlimi olarak Bilmen’in hadis/sünnete nasıl bir değer atfettiği meselesi incelemeye değer bir konudur.

I. Ömer Nasuhi Bilmen’in Hadis/Sünnet Kültürü

Bilmen, Hz. Peygamber’in hadislerini Kur’an’dan sonra dinin önemli bir kaynağı olarak kabul etmiş, Müslüman âlimlerin onların hükümlerini açıklamak ve izah etmekle görevli olduklarını beyan etmiştir. Kendisi ele aldığı konuları işlerken istidlal, açıklama ve izah kabilinden “Meşhur hadisler ile sabittir.” , “Nitekim bir hadis-i şerifte de şöyle buyrulmuştur.” veya “Hz. Peygamber’in bir hadisinde beyan olunduğu üzere” gibi ifadelerle sık sık hadislere atıfta bulunmuştur. Buna mukabil kimi yerlerde ise herhangi bir hadis nakletmeksizin sadece “Buna dair birçok hadis-i şerif de vardır.” demekle yetinmiştir.
Eserleri incelendiğinde; hadis usulüyle ilgili pek çok ıstılah üzerinde durduğu ve râvîde aranan şartlar, cerh ve tâdil edilen bazı râvîler, muhaddislerin faziletleri ve hadislerin kitabeti hakkında bilgiler görülecektir. Yine hadis usulü konuları arasında yer alan mütevâtir, meşhur, ahâd, sahih, kudsî hadis ve bunlardan bazılarının kısımları hakkında bilgi vermiştir. Sünnetin mahiyeti ve önemi, kısımları, haberlerin mahiyeti ve çeşitleri, zayıf hadis ve onun ile amel, zayıf hadis çeşitleri ve uydurma hadis, mürsel hadisler ve hükümleri gibi hadis ilminin önemli addedilen meseleleri üzerinde de bilgiler sunmaktadır.
Bilmen, sık sık Hz. Peygamber’e ve onun sünnetine önem verilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu açıdan onun hadis/sünnet anlayışını anlayabilmek için öncelikle peygamber anlayışına kısaca bakmak gerekir.

1. Ömer Nasuhi Bilmen’in Hz. Peygamber ile İlgili Düşünceleri

Ömer Nasuhi Bilmen, Hz. Peygamber’i bütün kâinat için bir hakikat güneşi, rahmet ve lütuf kaynağı, karanlık geceleri aydınlatan parlak bir kandil ve kutsal bir meşale olarak vasıflandırmıştır. Bilmen’e göre o (s.a.s.), hak ile batılın, helal ile haramın ve güzel huylar ile çirkin huyların arasını ayırt etmiş bir peygamberdir. O (s.a.s.), hiç kimsenin sözünü kesmemiş, kalbini kırmamış ve herkesi memnun olacağı adıyla çağırmıştır. Yine O (s.a.s.), son derece affedici, güler yüzlü, geniş yürekli, sabırlı ve insanlarla ilişkilerinde onların en kerimiydi. Boş sözlerden hoşlanmaz ve insanların ayıbını araştırmaz ve teşhir etmezdi.
Bilmen, özellikle “Büyük İslâm İlmihali” adlı eserinin son bölümünde, Hz. Peygamber’in ahlâkî güzellikleriyle birlikte bilhassa onun (s.a.s.) sünnetine bağlılık üzerinde önemli vurgular yapmaktadır. Ona göre, beyanı veciz olan Hz. Peygamber, yaratılıştan pek fasihti. Yani yüksek maksatlarını açık açık, parlak bir şekilde ifade ederdi. Onun (s.a.s.) mübarek sözleri arasında birçok manaları toplayan emsalsiz edebî ve hikmet dolu cümleler vardır. Hz. Peygamber’in sözleri asla şiir sayılamaz. Onun (s.a.s.) “Ben Peygamberim, bunda yalan yoktur. Ben Abdulmuttalib’in oğluyum.” gibi bazı sözleri manzum olarak görülebilir. Her ne kadar onun (s.a.s.) bunlar gibi kısa hadisleri, manzum olarak görülse de bunlar şiir kastıyla söylenmiş ifadeler değillerdir. Bununla beraber Hz. Peygamberin pek nadir olan bu tür beyanatları, ani bir doğuşla ifade edilmiş sözlerdir.
Bilmen’e göre, Hz. Peygamber’in sözlerinin kaynağı Kur’ân’dır. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), Kur’an ayetlerinden ilham alır; sözlerini, işlerini bütünüyle Kur’an’ın beyanatına uygun yapardı. Bilmen’e göre bir hadisin gerek ayetlerle ve gerekse diğer hadislerle arasında hakiki bir ihtilaf olamaz. Çünkü Hz. Peygamber, “O, kendiliğinden konuşmamaktadır. Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahiy iledir.” ayeti gereğince, Yüce Allah’ın vahyine mazhar olduğundan kendisinden birbirine zıt sözler sâdır olamaz. Bu bağlamda Kur’ânî hakikatlerin güzelce anlaşılması için hadislere vâkıf olunması gerekir.
Bilmen, Hz. Peygamber’in söz, fiil ve takrirlerini hadis olarak tarif etmiştir. Ancak başka bir eserinde sadece kavlî sünnetleri hadis olarak nitelendirmiştir. Bu ifadeden Bilmen’in sünnet ve hadis arasında bir ayırım yaptığı anlaşılsa da aslında sünnet ile ilgili tanımlamalarını da dikkate aldığımızda, Onun sünnet ve hadisi eş değer kavramlar olarak algıladığını söyleyebiliriz. Bunlara ilaveten o, vahyin ikinci türünün yani vahy-i gayrı metlüv’ün kudsî hadisler olduğunu belirtmiştir. Ona göre, bunlar da Hz. Peygamber’in kalbine vasıtasız olarak Yüce Allah tarafından ilham olunmuştur. Ancak Bilmen, bir diğer eserinde vahy-i gayrı metlüv kavramının alanını biraz daha genişletip şöyle demiştir:
Hz. Peygamber’in söz ve fiilleri ümmet için uyulması gereken en güzel örneklerdir. Hz. Peygamber’in dinî hükümlere ait olan bütün sözleri, ilâhî vahyin ürünüdür. Çünkü bir ayette “O, kendiliğinden konuşmamaktadır. Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahiy iledir.” buyurulmuştur. Bundan dolayı hadisler, Hz. Peygamber’in kalbine parlayan birer vahy-i ilâhî veya ilham-ı Rabbânî’nin eseridirler. Onun içindir ki, hadislere de “vahy-i gayrı metlüv” adı verilir, bunlar da vahyin “zahir” kısmından sayılır. Hz. Peygamber’in, bizzat içtihat ve teemmül neticesi olarak beyan buyurduğu herhangi bir hüküm de “vahy-i gayrı metlûv”un “bâtın” kısmını teşkil eder.
Bilmen, Hz. Peygamber’in sünnetlerinin çok önemli ve dinî esasların pek mukaddesi ve onlara ittiba etmenin ümmete vacip olduğunu ama aynı zamanda ona (s.a.s.) isnat ve izafe edilen her sünnetin, hakikaten bir nebevî sünnet olup olmadığının da tetkik edilmesi gerektiğini dile getirmiştir.
Bilmen, hadisleri dinin dayanakları arasında saymıştır. Nitekim hadisler, karşılaşılan müşkil meselelerde Müslümanların başvuracakları temel kaynaklardan birisidir. Bundan dolayı Müslüman âlimlerin bir görevi de bu hadislerin hükümlerini ümmeti merhumeye tebliğ etmek, şerh ve izahta bulunmaktır.
Bilmen, hadislerin umumiyet ifade eden ayetleri takyid ve nesh edeceği görüşüne sahiptir. Örneğin, “Zina eden kadın ile zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun.” âyetinde bahsedilen zina cezasıyla ilgili olarak şu açıklamalarda bulunur: “Bu ayeti kerime, bu suredeki birinci hükmü hâvidir. Mamafih bu hüküm muhsan ve muhsana olmayan yani evvelce evlenmiş bulunmayan erkekler ve kadınlar hakkındadır. Evlenmiş bulunanlar hakkında ise usulen recm cezası tatbik edilir. Bu âyet-i kerîmedeki umumiyet, hadis-i şerîf ile takyid ve nesh edilmiştir”.
Şüphesiz müşkil meselelerde hadisleri ilk defa bir çözüm kaynağı olarak kullanan onun (s.a.s.) en yakın arkadaşlarıdır. Bu anlamda Hz. Peygamber’in ilk muhatabı olan sahâbe hakkında Bilmen’in ne düşündüğü önem arz etmektedir.



2. Ömer Nasuhi Bilmen’in Sahabe Tasavvuru

Bilmen, sahâbî kavramını, “bir kere bile olsa Hz. Peygamber’i Müslüman olduğu halde görme şerefine nail olan ve Müslüman olarak ölen her kişi” diye tarif eder. Ona göre, bir an bile olsa Hz. Peygamber ile sohbet etmek, önemli bir meziyet ve ayrıcalıktır.
O, sahâbeyi doğru sözlü, seciyeli, hakkı söylemekten çekinmeyen, batıla boyun eğmeyen, mücahededen yılmayan, Hz. Peygamber’in emirlerine itaatten ayrılmayan, kimseye iftira etmeyen ve yalan söylemeyen zâtlar olarak tanıtır ve onlar hakkında hürmet ve muhabbette bulunmanın gerekliliğine vurgu yapar. Zira onlar, birbirlerinin kıymetini takdir etmişler ve birbirlerine karşılıklı saygı ve sevgi göstermişlerdir.
Bilmen’e göre, Hz. Peygamber’i görüp ona iman eden zâtların hepsi de mübarektir, mukaddestir ve her yönüyle hürmete lâyıktır. Onların kıymet ve şerefleri ümmetin diğer bütün fertlerinden pek yüksektir. Bu da onunla (s.a.v.) görüşme şerefine nail olmalarının ve İslâm dinine ilk evvel hizmet etmiş bulunmalarının bir meyvesidir. Bundan dolayı o yüksek zâtların hepsine de istisnasız hürmet ve muhabbet edilmelidir. Bilmen’e göre sahâbenin tamamı udûldür. Onlardan bahsederken hürmetkâr ifadeler kullanılmalıdır. Sahâbe hakkında olumsuz anlamda sözler söylemek, Hz. Peygamber’in sünnetiyle çelişik ve onun rızasına aykırı bir davranıştır.
Bilmen’in hadis/sünnet kültürü konusunda önemli olan bir diğer konu da onun kullandığı hadislere kaynaklık eden müellefat hakkındaki bilgisidir. Bu bağlamda onun bir kaynak bilincine sahip olup olmadığı, referans probleminin bulunup bulunmadığını araştırmak gerekir.

3. Atıfta Bulunduğu Hadis Kitaplarının Kaynak Değeri

Ömer Nasuhi Bilmen’in eserlerine baktığımızda, bazen rivayet ettiği hadislere kaynaklık eden kitapları zikrettiğini bazen de zikretmediğini görürüz. Kaynak gösterdiği yerlerde ise “Buharî’de şöyle geçiyor, Müslim’de şöyle geçiyor.” veyahut “Ebû Dâvûd ve Nesaî’nin rivayetlerine göre” gibi ifadelerle sadece kaynağın adını zikretmiş, ancak kitap ve bab adlarını vermemiştir. Ayrıca Kur’ân-ı Kerim’in Meâl-i Âlîsi ve Tefsiri adlı eserinin ön sözünde, tefsirini oluştururken faydalandığı eserlerin yalnızca tefsirle ilgili olanlarını zikretmiş, ancak hangi hadis kitaplarından yararlandığına dair herhangi bir bilgiye yer vermemiştir. Buna mukabil o, bazı eserlerinde delil aldığı hadislerin kaynaklarını liste hâlinde vermiştir. Bu liste incelendiğinde onun zengin bir hadis edebiyatından faydalandığı söylenebilir.
Bilmen, zikrettiği müellif ve eserlerden Buhârî ve Müslim’e oldukça itimat etmiş ve onları muhaddislerin en büyükleri olarak nitelendirmiştir. Nitekim ona göre, Kur’an’dan sonra en sahih hadis kitapları; “Kütüb-i Sitte” diye anılan eserlerdir. Öte yandan Bilmen’in atıfta bulunduğu bu eserler içerisinde, hadis ilmiyle ilgili olanların yanı sıra bu ilim dalıyla alakası olmayanlar da vardır. O, eski veya muasır; hadis, tefsir veya diğer ilimlere dair birçok kitaba müracaat etmiştir. Bilmen’in kaynak olarak kullandığı bu eserlerin arasında, sahih hadislerin yanında zayıf ve mevzû’ (uydurma) rivayetleri içerenler de bulunmaktadır. Aslında Bilmen de her kitapta nakledilen hadislerin sahih olamayacağı kanaatindedir. Ona göre, müellifler, böylesi rivayetleri tenkide tabi tutmak, sahih olanla olmayanı ayırt etmek, kuvvetli olanla, zayıf olanları belirlemek için nakletmişlerdir.
Bu durumda kaynak olarak kullandığı müdevvenatı dikkate aldığımızda, Bilmen’in hadisler konusunda eser seçimi yaparken mütesahil (gevşek) davrandığını söyleyebiliriz. Bunun en önemli kanıtı; onun tefsir, fıkıh ve tasavvuf gibi ilim dallarına ait eserlerde nakledilegelen rivayetleri iktibas etmesidir. Bilindiği üzere bu eserlerin müellifleri arasında rivayet ettikleri hadislerin sıhhat durumunu bir kritiğe tabi’ tutma hassasiyeti pek yaygın değildir. Nitekim sûfîlerin zühd ve rekâik hususunda zayıf hadis rivayet etmedeki tesâhülleri meşhurdur. Hatta birçok tefsir kitabı bile sahih olmayan hadisler ve İsrâîliyyattan hâlî değildir. Ancak Bilmen’den önce yaşamış pek çok müellif de kendi eserlerine alacakları hadisleri asıl kaynaklardan değil de daha çok tâlî derecedeki eserlerden naklettiği de tarihi bir gerçektir. Şunu da belirtelim ki, söz konusu kaynakların güvenilirlik açısından tenkit edilmesi, bu müellefatta zikredilen bütün rivayetlerin problemli, hatalı ve uydurma rivayetler olduğu anlamına da gelmemektedir. Bu bağlamda Bilmen’in hadisleri seçerken nelere dikkat ettiğinin incelenmesi gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle uydurma ve zayıf hadisleri kullanmış mıdır? Sıhhat yönüyle hadisler arasında herhangi bir ayrım yapmış mıdır?

4. Delil Aldığı Hadislerin Sıhhat Durumu

Bilmen, eserlerinde yer verdiği hadislerin bir kısmının sadece orijinal Arapça metnini nakletmiş, bir kısmının orijinalini verip Türkçesini veyahut Türkçesini zikredip orijinalini dipnotta vermiş, bazen de hem Türkçe hem de orijinal metnine beraber yer vermiştir. O, hadis metinlerini naklederken sıhhat durumları konusunda nadiren görüşler belirtmiştir. Örneğin; Yâsîn sûresinin sonunda, söz konusu sûrenin faziletine ilişkin üç hadis zikretmiş ve sıhhatleri hakkında şöyle görüş belirtmiştir: “Kim Allah (c.c.)’ın rızasını umarak Yâsîn’i okursa geçmiş günahları bağışlanır. Ölülerinize onu (Yâsîn sûresini) okuyun.” Bu bir hadis-i sahihtir. Fakat şu mealde iki hadis daha rivayet olunuyor: “Her şeyin bir kalbi vardır. Kur’ân’ın kalbi de Yâsîn’dir. Kim Yâsîn’i okursa Allah Teâlâ, onun bu Yâsin okumasına karşılık, Kur’ân’ı on kere okumuş gibi sevap yazar.” ve “Kim Yâsîn’i bir defa okursa Kur’ân-ı sanki iki defa okumuş olur.” . Bu iki hadisin rivayeti ise zayıftır. Bunlar sahîh rivayetler kabilinden değildir.
Ancak bu rivayetlerin ilki Suyûtî (ö. 911)’ye göre zayıf; diğer ikisi ise el-Elbânî (ö. 1420/1999)’ye göre uydurmadır. Bilmen, Hz. Ali’nin “Hz. Peygamber, nâkisûn (biatten dönenler), kâsitûn (adaletten sapanlar) ve mârikûn (okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkanlar) ile savaşmam konusunda bana yetki verdi.” hadisi hakkında da: “Zayıftır veya zayıf hükmündedir, sıhhati takdirinde de müevveldir. Bu sahih olsa da kimlerin haklarında vârid olduğu seraheten malûm değildir” demiştir.
Yine O, “Muaviye’yi minberim üzerinde gördüğünüz zaman öldürün” rivayetini uydurma kabul etmiştir. Böyle bir sözün Hz. Peygamber’in dilinden sadır olamayacağı görüşündedir. Bu bağlamda Bilmen, Kur’an’ın tefsirinde zayıf ve uydurma rivayetlerden kaçınılması gerektiğini söylemiştir. Nitekim Tabakâtü’l-Müfessirîn adlı eserinde, müfessirlerin zayıf ve uydurma hadislerden uzak durmaları gerektiğine vurgu yapmıştır.
Bilmen’in bazı ifadelerinden anlaşıldığına göre, o, hadislerin senetleriyle de ilgilenmiştir. Mesela senedin önemine dair şu cümleleri kanaatimizi destekler mahiyettedir: “Senedi âlinin ricali, sikattan olunca kıymeti büyük ve müreccah olur. Çünkü râvîlerin sayısı azalınca sehiv ve nisyan ihtimali de azalır, hadisin kuvveti artar. Bu cihetle muhaddisler âli senetleri araştırmış, buna pek büyük ehemmiyet vermişlerdir. İmam Mâlik ve Buhârî gibi tâbiîn devrinde yaşamış zâtların rivayet ettikleri hadislerin senetleri, onlardan sonraki muhaddislerin rivayet ettikleri hadislerin senetlerinden daha âli olduğundan kıymetleri de o nispette büyük bulunmuştur”.
Buna rağmen Bilmen, teoride verdiği bu bilgileri hadisleri naklederken dikkate almamıştır. Dolayısıyla hadisleri rivayet ederken isnaddan ziyade anlamı merkeze almıştır. Nitekim eserlerinde delil aldığı nice hadislerin muhaddisler tarafından zayıf olarak nitelendirildiği görülmektedir. Bununla ilgili birkaç misal verelim:
a. Bilmen, “Benim hayatım sizler için hayırlıdır. Öldüğüm zaman ölümüm de sizler için yine hayırlıdır.” anlamındaki hadisi delil alarak, Hz. Peygamber’in emir ve tavsiyelerini yerine getiren insanlar için onun ahiret hayatının bir rahmet olduğunu belirtir. Bu rivayet, hadis kaynaklarında farklı metin ve senetlerle rivayet edilmiştir. Bunlardan bazıları için “senedi sahih” denilse de çoğunluğu Zeynüddîn el-Irâkî (öl. 806/1404) ve el-Münâvî (öl. 1031/1622) gibi hadis âlimleri tarafından “zayıf” kabul edilmiştir. el-Elbâni ise bu hadisin tüm varyantlarının “zayıf”, hatta bazılarının uydurma olduğunu söylemiştir.
b. Bilmen, Hz. Peygamber’in Ehl-i Beyt’ine karşı hürmet ve muhabbet etme konusunda ifrat ve tefritten uzaklaşıp orta bir yolun tercih edilmesi gerektiğini söylemiştir. Bu konuda görüşüne delil olarak “işlerin en hayırlısı orta olanıdır.” hadisini delil getirmiştir. Hadis hakkında el-Aclûnî (öl. 1162/1749)’nin naklettiğine göre, İbnu’l-Ğars (öl. 599/1202), “zayıf” hükmünü vermiştir. Zeynüddîn el-Irâkî (öl. 806/1404), es-Sehâvî (öl.902/1496) ve el- Elbâni de bu hadisi zayıf olarak nitelemişlerdir. Bununla birlikte söz konusu rivayeti, İbn Abdilberr (öl. 463/1071), filozofların sözü olarak nakletmiştir.
c. Bilmen, sahabeye hürmet edilmesi ve muhabbet gösterilmesi konusunda da zayıf rivayetleri delil almıştır. Bunlardan bazıları şunlardır: “Ashabıma sövene Allah lanet etsin”; “Şüphe yok ki, Yüce Allah beni seçti, benim için Ashabımı seçti. Onlardan benim için hısımlar ve yardımcılar seçti. Kim onlar hakkında benim hakkımı muhafaza ederse, Allah Teâlâ da onu muhafaza eder, kim de onlarla ilgili beni üzerse Allah Teâlâ da onu üzer” ve “Ashabımı bana bırakınız. Nefsim yedi kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, eğer siz Uhud dağı kadar altın infak edecek olursanız onlardan birisinin bir günlük amellerine erişemezsiniz.”
Bilmen, yaklaşık 169 (yüz altmış dokuz) hadise atıfta bulunduğu Büyük İslâm İlmihali adlı eserinde de birçok zayıf hadise yer vermiştir: “İktisada riayet eden fakir olmaz”; “Ev almadan evvel komşu, yola çıkmadan evvel arkadaş araştırınız”; “Sizi ziyarete gelenlere ikram ediniz.” ve “Şüphe yok ki Yüce Allah, mülayim huylu, açık yüzlü kimseyi sever.” gibi rivayetler bunlardan bazılarıdır. Dolayısıyla onun bu tür hadisleri eleştirmeksizin delil almasının bir sebebi olmalıdır. Bilmen’in eserlerine bakıldığında, onun zayıf hadislerle -ancak onların sübûtuna kesinlikle inanılmamalı- amel edilebileceği kanaatine sahip olduğu görülecektir. O, zayıf hadislerin bütünüyle reddedilmesini ise asla kabul etmez. Ona göre, zayıf olan bir hadis, rivayet edilirken “Hz. Peygamber böyle buyurmuştur.” denmemelidir. Bunun yerine “Hz. Peygamber’den şöyle rivayet olunmuştur.” gibi kesinlik ifade etmeyen tabirler kullanılmalıdır.
Bilmen, eserlerinde muhaddisler tarafından uydurma kabul edilen hadisleri de delil almıştır: “Halife benden sonra Ebû Bekir, sonra da Ömer’dir, daha sonra ihtilaf vaki olur” ; “Kadınlara ancak kerim olanlar ikram, kötü olanlar da ihanet eder.” ve “İnsanın dayanacağı şey aklıdır, aklı olmayanın dini de yoktur.” gibi hadisler bu konuda verebileceğimiz örneklerdendir.
Oysa Ömer Nasuhi Bilmen, mevzû’ (uydurma) hadisleri, gecenin karanlığı gibi bir zulmet işareti gösterdiğini ve selim kalplerin onlardan nefret duyacağını belirtmiştir. O, bir yerde uydurma hadisi, “Hz. Peygamber’e hilâf-ı hakikat olarak isnat edilen hadis” şeklinde tanımlamış, başka bir yerde, “Bazı kimseler kendi iddialarına ispat veya maksatlarını temin için hakikat hilâfına olarak Resulî Ekrem Efendimize bazı hâdiseler isnat etmişlerdir. Bunlara (mevzû’ hadisler) denir. Böyle bir cüret büyük bir günahtır.” olarak tarif etmiştir. Bilmen’e göre mevzû’ hadis, bir yalandır. Bunu bile bile hadis olarak rivayet etmek, haramdır. Ancak her mevzû’ denilen hâdisin bizzat uydurma olduğu da söylenemez. Ona göre bu hususta titiz ve dikkatli incelemeler yapılarak hüküm verilmelidir.
Tespit edebildiğimiz kadarıyla Bilmen, bir hadisin uydurma olduğuna şu iki yolla karar verir:
a. Ona göre, bir rivayetin sahih ve hasen derecesindeki hadislere anlam bakımından muhalefeti o rivayetin uydurma olduğunun bir göstergesidir. Örneğin, “Muaviye, cehennemde kilitli bir tabut içindedir.” hadisi hakkında şöyle demiştir: “Bu hadis, tamamen uydurmadır. Bu rivayetin beyan tarzı bile uydurma olduğunu ispata kâfidir. Bir kere düşünmeli, Hz. Peygamber, cehennem ehlinden olacak bir kişi hakkında; “Allah’ım onu hidayet eden, hidayete ermiş ve devamlı hidayette olanlardan eyle” diye dua eder mi? Hâlbuki bu hadis, hasendir. Artık Hz. Peygamber’in böyle dua ettiği bir zât, hiç cehennemde bir tabut içinde kalır mı?”.
b. Bir hadisin uydurma olduğuna karar vermek için muhakkak muhaddislerin eserlerine ve görüşlerine müracaat edilmelidir. Nitekim ona göre, kazaya kalan birden fazla, mesela altmış, yetmiş senelik namazların muayyen bir günde, mesela Ramazanın son cumasında kılınacak bir günlük namaz ile kaza edilmiş, affedilmiş olacağı hakkındaki rivayetlerin hiçbir dinî kıymeti yoktur. Bu hususta nakledilen hadis, muhaddislerin beyanlarına göre uydurmadır. Ayrıca hadisi nakledenler, muhaddislerden olmadığı gibi, bu rivayet hadis kaynaklarında da yoktur.
Bilmen’in müellefatında, elimizdeki mevcut kaynak eserlerde bulunamayan hadislere de rastlanmaktadır. Bu konuda örnek olarak; “Sanat, fakirlikten emandır/güvencedir.” ; “Dilenme, kulun en son kazancıdır.” ; “Nefsin, senin bineğindir, artık ona yumuşak davran.” ;“Kanaat eden aziz, açgözlü olan da zelil olur.” ve “Cezası en çabuk olan şey, zulümdür.” gibi rivayetleri zikredebiliriz.
Bilmen’in bir taraftan “Bir kere bu hadis de sıhhat bakımından tetkike muhtaçtır” ve Konu, “metruk hadislere istinat edilemez” diyerek hadislerin tetkik edilmesini isterken, öte taraftan zayıf, uydurma ve hatta kaynağı belli olmayan rivayetlere eserlerinde yer vermesi bir çelişki değil midir? Ayrıca kitaplarında delil olarak kullandığı hadisler hakkında gerekli metin ve senet incelemelerini yapmamış mıdır? İşte bu ve benzer sorular insanın aklına gelebilmektedir. Öncelikle belirtelim ki, Bilmen, bir hadis hakkında sahih, hasen veya zayıf denilebilmesini, râvîlerinin sika kişilerden olup olmadıklarına yani senedine bakılarak verilen bir kararla olması gerektiğini belirtmiştir. Ona göre, bu konuda ihmal edilmemesi gereken husus, sahih denilen bir hadis zayıf, bilakis zayıf sanılan bir hadis de sahih olabilir. Çünkü sikâttan olan bir râvînin hata etmesi muhtemeldir. Zayıf görülen bir râvî de hakka tercüman olabilir. Ancak işin aslını bilmek mümkün olamayacağından dolayı bir hadisin tashihini, ancak senetlerindeki râvîlerin evsaf ve ahvâline bakarak tespit etmek gerekir. Oysa görebildiğimiz kadarıyla o, hadislerin senetlerini pek gündeme getirmemiştir. Çoğunlukla hadislerin metinlerini dikkate almıştır. Bu konuda Bilmen’in kendisiyle çeliştiğini söylemek mümkündür. Nitekim Bilmen, “Şefaatim, ümmetimden Ehl-i Beytimi sevenler içindir.” hadisinin rivayet itibarıyla tetkike tabi tutulması gerektiğini söyler. Ancak hadisin isnat tenkidini yapmaksızın, sadece manasının doğru olduğu hususunda izahatlar yapar. Bu konuda Ehl-i Beyt’e muhabbet etmeyen, ümmeti Muhammed’den sayılamayacağını ve dolayısıyla şefaate nail olamayacağını belirtir. Ona göre, Ehl-i Beyt’e muhabbet, bir diyanet nişanesidir, bir hidayet semeresidir, Peygamberin şefaatine nail olmak için bir vesiledir. Ancak bu rivayetin râvîlerinden el-Kasım b. Cafer (ö. ?), babasından münker rivayetlerde bulunmakla itham edilmiştir. Bu durumu dikkate alan el-Elbânî de hadisi taz’if etmiştir.
Öyle anlaşılıyor ki Bilmen’in zayıf hadisleri delil almasının nedeni, bu rivayetleri terğîb, terhîb ve fezâil bahsinde değerlendirmesinden ötürüdür. Muhaddislerin çoğunluğu da terğîb ve terhîb ile amellerin faziletleri, kıssalar, zühd ve ahlâkla ilgili zayıf hadisleri rivayet etmekte sakınca görmemişlerdir. Za’fı şiddetli olmayan zayıf hadislere karşı hoşgörülü davranmışlar ve icaplarınca amel etmişlerdir. Dolayısıyla Bilmen, zayıf hadisleri nakletme konusundaki bu ruhsat ve cevaza binaen mütesahil davranmış olabilir. Öte yandan hadis sahasındaki bu ruhsatı kullanmakla daha önceki ulema gibi hareket ettiği de söylenebilir. Ayrıca onun sahih hadis bulamadığı konularda zayıf da olsa bir rivayete ulaşmış olmaya önem verdiğini de söyleyebiliriz. Muhtemelen konularını işlerken temel düşüncesi, öncelikli olarak Kur’an ve sünnet ile ihticac etmekti. Ancak delil alacağı hadisleri iktibas ederken o, ister hadis ilmiyle alakalı olsun isterse olmasın İslâmî literatüre itimat etmekle yetinmiştir. Bu güvenden dolayı da hadisleri herhangi bir kritiğe tabi’ tutmadan aynen nakletmiştir.
Bunlara ilaveten Bilmen, muhaddisler tarafından uydurma kabul edilen hadislerin de –kendi içtihadıyla- sıhhatine karar vermiş olabilir. O, bunları bir hüsnü zanna binaen iktibas etmiş olabilir. Hatta kaynağına ulaşamadığımız hadisleri de nakletmesinin sebebi, kanaatimizce bu hadislerin manalarını Kur’an ve sahih hadislere mutabık görmesidir. Nitekim böylesi bir anlayışı Bilmen, Gazzâlî (öl. 505/1111)’nin kitaplarında pek çok uydurma ve kaynağı belli olmayan hadis olduğu iddialarına karşı verdiği şu cevapta da dile getirmiştir: “Gerçek şudur ki İhyâ’da ve benzeri kitaplarda böyle bir kısım hadisler vardır. Doğrusu bunların hadis olarak zikredilmemesidir. Ancak bunlar ahkâma değil, yalnız faziletler, terğîb ve terhîbe müteallik sözler olduğundan bunların hadis adıyla zikredilmesinde öteden beri müsamaha gösterilmiştir… Kitaplarındaki hadisleri kendisinden evvelki âlimlerin, sofilerin kitaplarından alarak nakletmiştir. İhtimâl ki bunların sıhhatine kail olmuş, bunları bir hüsnü zanna binaen iktibas etmiştir. Yoksa kitaplarını uydurma hadisler ile doldurmak istememiştir… Bununla beraber bu isnatsız kalan hadislerin birçoğu da sahih hadislere mealen mutabıktır”.
Bilmen, eserlerinde zayıf ve uydurma hadislerin yanı sıra sahih ve hasen hadisleri de nakletmiştir. Nadiren de olsa böylesi rivayetlerin tashihi konusunda açıklamalar yapmıştır. Örneğin, Hz. Muaviye’nin faziletiyle ilgili olarak “Hadis kitaplarımızda bu konuyla alakalı bir kısım hadisler vardır. Bunlar isnad bakımından sahih ve hasen derecesindedir.” diyerek hadislerin tashihine işaret etmiştir. Buna ilaveten O, eserlerinde birçok sahih ve hasen hadisi delil almıştır: “Müslüman, Müslümanların elinden ve dilinden güvende olduğu kimsedir.”; “Hayâ, imandan bir bölümdür.” ve “Ahdin güzelliği, yani ahde lâyıkıyla riayet edilmesi imandandır.” gibi hadisler bunlardan bir kaçıdır. Ona göre sahih ve hasen hadislerle hem helal ve haram hem de muamelât hususunda ihticac edilmelidir.
Bilmen, sahih hadisleri, senedi adil râvilerden oluşan, duyduklarını güzelce ezberleyen ve yazabilen zâtlar vasıtasıyla Hz. Peygamber’e veya sahâbeye veyahut tâbiîne muttasıl bir şekilde dayandırılan ve kendisinde gizli bir illetin bulunmadığı hadisler olarak tanımlamıştır. Hasen hadisleri ise râvîleri bulundukları beldelerde hadis rivayetiyle ma’ruf ve meşhur zevattan ibaret olan hadisler diye tarif etmiştir. Görüldüğü gibi hasen hadisle ilgili bu tanımlamanın klasik hadis usulünde yapılan tariflerle farklılık arz ettiği aşikârdır. Bilmen, mütevâtir ve meşhur hadislere oldukça önem vermiştir. Ona göre, şer’î bir hükmün mensuh olduğu ancak ayet, mütevâtir hadis veya meşhur hadis ile bilinebilir. Mütevâtir bir sünnet veya nebevî hadis, hüküm itibarıyla kesinlik ifade eder ve itikat, ibadet, muamelât konularında da hüccettirler. Ayrıca mütevâtir hadisler, bir rivayetin uydurma olduğunu belirlemede ölçüdürler. Diğer bir ifadeyle, Hz. Peygamber’e isnat edilen bir rivayet, mütevâtir hadislere aykırı olamaz. Bilmen, zaman zaman “Bu bir meşhur hadisle sabittir.” diyerek önemine işaret ettiği meşhur hadisi inkâr edenin bid’at ve dalâlet ehlinden olduğu kanaatindedir. Bir diğer eserinde ise böylesi bir kimseyi fasık/sapık olarak nitelendirmiştir.
Bilmen, ahâd hadisleri ise şöyle tanımlamıştır: “Bir zâtın veya iki üç gibi mahdut zâtların yine bir zâttan veya iki üç gibi mahdut zâtlardan naklettiği haberdir. Böyle ahâd tarik ile Resûlü Ekrem’den rivayet edilen bir habere de ahâd hadis denir. Tevatür şartlarını cami olmayan bir habere de “haber-i ahâd” denilmiştir. Bu itibarla haber-i meşhur da esasen haber-i ahâd kabilindendir”.
Ona göre, haber-i vâhidle zannı galip üzere amel edilir. Ancak Âhâd haberler, akaidde değil fıkhî ve ahlâkî konularda delil kabul edilir. Böyle bir haberi inkâr eden, tekfir edilmez, ancak bid’at ehlinden sayılır. Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâl-i Âlîsi ve Tefsiri adlı eserinde ise ahâd haberi inkâr edenin hata yaptığını söylemiştir.
Bunlara ilaveten Bilmen zaman zaman kullandığı hadislerin kaynakları açısından çeşitlerine de işaret etmiştir. Örneğin, tefsirinde toplam olarak üç yerde delil aldığı hadislerin kudsî olduğunu belirtmiştir. Ancak bunların da sıhhati konusunda hiçbir değerlendirmede bulunmamıştır.

II. Ömer Nasuhi Bilmen’in Hadisleri Kullanım Gayesi ve Hadisleri Yorumlaması

Ömer Nasuhi Bilmen’in eserleri incelendiğinde, Hz. Peygamber’in hadislerinden birçok nakilde bulunduğu görülmektedir. O, görüşlerini ve düşüncelerini temellendirmek için hadislerden yararlanmaktadır. Nitekim O, sadece Büyük İslâm İlmihali adlı eserinde yaklaşık 169 (yüz altmış dokuz) hadise atıfta bulunmuştur. Bu hadislerin büyük bir çoğunluğu -85 (seksen beş) tanesi- ahlâkla ilgilidir.

1. Hadisle İstidlali

Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihalinde konuları açıklarken, istinbat ettiği veya naklettiği hükümleri teyit için, herhangi bir yorum yapmaksızın hadisleri delil olarak zikretmiştir. Çünkü bu tür eserlerinde o, genellikle verdiği bilgileri analiz ve sentez yapmaktan ziyade çok genel bilgiler vermeye çalışmıştır. Eserinin ibadet bölümünde naklettiği hadisler, kitabında geçen toplam rivayetlerin sadece %18’sini; itikat bölümündekiler %1’ini; kerahiyet ve istihsan bölümündekiler %18’sini, siyer-i enbiya bölümündekiler %13’ünü ve ahlâk bölümündekiler %50’sini teşkil etmektedir.
Bilmen, genel manada akaid ile alakalı olmayan mevzularda izah etmeye çalıştığı konuya uygun hadisleri naklederken sadece hadislerin muhtevasını dikkate aldığı görülmektedir. Örneğin; temizliğin ibadetler için öneminden bahsederken, “Temizlik imandandır.” ve “Namazın anahtarı temizliktir.” hadislerini nakleder. İdrardan son derece sakınılması gerektiğini izah ederken, “İdrardan çok korununuz. Çünkü kabrin bütün azabı ondandır.” hadisini rivayet eder. Bir kimsenin devamlı kıldığı bir teheccüt namazını özürsüz yere terk etmemesi gerektiğini ifade ederken “Amellerin Yüce Allah’a en sevimlisi, az da olsa en devamlısıdır.” hadisini zikreder. Müslüman olarak ölenleri hayır ile anmak ve onların güzel taraflarını söylemenin Müslümanlar için bir vazife olduğunu “Ölülerinizin güzel hâllerini anınız, anlatınız, kötülüklerini söylemekten çekininiz.” hadiseyle temellendirmeye çalışır.
Bilmen’in konuyu zenginleştirme ve temellendirme babından naklettiği bu hadislere bir diğer örnek de Hz. Peygamber’in kabrinin ziyaret edilmesi meselesidir. Bilmen, bu konuda “Beni ahirete irtihalimden sonra ziyaret eden, beni hayatımda ziyaret etmiş gibi olur” ve “Kabrimi ziyaret edene şefaatim vaciptir” hadislerini nakleder. Bu hadislerin akabinde; “Her Müslüman ve bilhassa hacca giden her iman ehli, büyük bir engel karşısında kalmadıkça, mutlaka gidip Fahr-i Âlem Efendimiz (s.a.s.)’i ziyaret etmelidir” der.
Bilmen, bu rivayetlerle yetinmeyip “Özellikle bir hadis-i şerifte buyurulmuştur.” diyerek meseleyi teyit ve takviye edici mahiyette bir hadis daha zikreder: “Beytullah’ı ziyaret edip de beni ziyaret etmeyen bana cefada bulunmuş olur.”
Bilmen bazen hadisleri zikretmeksizin sadece hadisin muhtevasına atıfla yetinir. Örneğin; günah işlemiş bir kişinin derhal tövbe etmesi gerektiğini açıklarken; “Böyle günah işleyip de sonra kalbinde pişmanlık duyguları beliren, bu günahı bir daha işlememeye azmedip Yüce Allah’tan bağışlanmasını dileyen bir müminin mağfirete nail olacağı bir hadis-i şerifte beyan buyrulmuştur” der.
Bilmen, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâl-i Âlîsi ve Tefsiri adlı eserinde de birçok hadis kullanmaktadır. Bu hadisler, sadece Hz. Peygamber’in ayetlerle ilgili yaptığı tefsirler değil, aynı zamanda ayetlerle anlam bakımından örtüşen rivayetlerdir. Bu bağlamda Bilmen’in tefsirinde kullandığı hadisleri, hangi maksatlara binaen eserine aldığı sorusu önem arz etmektedir. Bu hususta tespit edebildiğimiz kadarıyla onun dört gayesi vardır.
Bunlardan birincisi; Bilmen, hadisleri ayetlerin manalarını teyit ve takviye etmek için rivayet etmiştir. Diğer bir ifadeyle, O, tefsirinde kullandığı hadislerin çoğunu, bir ayetin yorumunda, o ayetin manasını takviye etmek için kullanmıştır. Örneğin; Âl-i İmrân sûresinin 187 ve 188. ayetlerini şöyle tefsir etmiştir: “Bu mübarek ayetler gösteriyor ki bir insan, samimi bir Müslüman olmalıdır. Uhdesine düşen vazife-i diniyyeyi layıkıyla ifaya çalışmalıdır. Riyadan, nifaktan tamamen âri bulunmalıdır. Muktedir oldukça dinî hakikatleri, fıkhî ve ahlâkî meseleleri sual edenlere olduğu gibi bildirmelidir. Yanlış bir düşünceye düşerek gerçekleri değiştirmeye cüret etmemelidir. Nitekim bir hadisi şerifte “Bir kimse, kendisine bir ilmî mesele sorulur da onu gizler, söylemezse ağzına kıyamet gününde ateşten bir gem vurulur.” buyrulmuştur.
İkincisi; hadisleri, ayette geçen bir kelimenin manasını açıklamak için nakletmiştir. Örneğin; Bilmen, “Namazlara ve orta namaza devam ediniz.” ayetinde zikredilen orta namazın ne olduğunu “Orta namaz, ikindi namazıdır.” hadisini delil alarak izah etmiştir. Yine Bakara sûresinin 201. âyetinde geçen “hasene” kavramından kastedilenin “Dünyada salih kadın, ahirette ise cennet” olduğuna dair, “Dünya bir meta’dan ibarettir. Onun en hayırlı meta’ı ise sâliha kadındır.” hadisini delil getirmiştir.
Üçüncüsü; sûrelerin faziletlerini delillendirmek için hadisler aktarmıştır. Örneğin, Bakara sûresinin son iki ayeti hakkında şöyle demiştir: “Bu sûrenin ve bilhassa son iki ayetinin fazileti hakkında çeşitli hadisler vardır. Kütüb-i Sitte’de İbn Mes’ud’dan şu hadis rivayet edilmiştir: “Bakara sûresinin sonundaki iki ayeti her kim geceleyin okursa ona yeter. Yani onu zararlı hayvanlardan, şeytandan korur veya o geceyi ibadetle geçirmiş gibi olur.”
Dördüncüsü ise âyetlerin müphem bıraktığı hususları izah eden hadislere atıfta bulunmuştur. Örneğin; Nisa sûresi 164. ayette Yüce Allah, kıssalarını bildirdiği ve bildirmediği peygamberlerden bahsetmiştir. Ayette insanlara ne kadar peygamber gönderildiği ise belirtilmemiştir. Bu durumun kapalılığını izah kabilinden Bilmen, şu açıklamalarda bulunur: “Peygamberlerin sayısını Yüce Allah bilir. Bir hadis-i şerife nazaran nebilerin adedi yüz yirmi dört bindir. Bunların üç yüz otuzu resullüğü de haizdir. Diğer bir rivayete göre de Nebilerin adedi iki yüz yirmi dört bindir”.
Ancak Bilmen başka bir eserinde peygamberlerin sayısının tahdit edilmesini doğru bulmaz. Çünkü bir sayının tespit edilmesi ve isimlerin belirlenmesi hâlinde, peygamber olanla olmayanların karışması muhtemeldir. Ona göre, bu konuda rivayet edilen hadisler, ahâd yolla rivayet edildiği için hüccet olamazlar.

2. Hadisleri Yorumlaması

Bilmen, hem delil olarak zikrettiği hadisleri hem de ele aldığı konuyu takviye edici ya da açıklayıcı mahiyette naklettiği rivayetlerin çoğunu, Hikmet Gonceleri adlı eserinde derlemiştir. Bu kitabında yorumladığı 500 (beş yüz) hadisin büyük çoğunluğunun diğer eserlerinde zikrettiği rivayetler olduğunu görüyoruz. Bu hadislerden bazılarını teberrüken zikredelim: “Misvak ağzı temizleyici ve Rabbin rızasını kazandırıcıdır.”; “Yerde olanlara merhamet ediniz ki, size de gökte olanlar merhamet etsinler.” ve “Müjdeleyiniz, nefret vermeyiniz. Kolaylık gösteriniz, güçleştirmeyiniz.”
Bilmen’in derlediği hadislere ve bunlara getirdiği yorumlara baktığımızda, hadislerin sıhhatlerinden ziyade içerdikleri mesajları göz önünde bulundurduğunu söyleyebiliriz. Nitekim söz konusu eserdeki bazı rivayetlerin sıhhat açısından zayıf olması bu tespitimizi doğrulamaktadır.
Ayrıca Bilmen, eserine sadece beş yüz tane hadisi toplamakla kalmamış, onları ihtiyaca göre zaman zaman kısa olarak, zaman zaman da uzun uzadıya şerh etmiştir. O, açıklamalarında tamamen kendi dönemindeki insanlara hitap etmiş, yaşadığı asırdaki halkın anlayacağı bir dil kullanmıştır. Bunlara ilaveten Bilmen, bazı hadislerin yorumlarında güncel yaklaşımlar sergilemiştir. Zaman zaman yorumlarında sosyal ve iktisadî problemlerle ilgili ilkeleri ön plana çıkarmıştır. Hatta bu konularda Müslümanları uyarmaya gayret de göstermiştir. Nitekim bazı eserlerindeki pasajlardan da anlaşılacağı üzere, Bilmen, Müslümanların da başka milletler gibi daima çalışması ve gayret etmesini istemiştir. Diğer milletlerin maddi ilerlemeleri için çalıştıklarını, yeni keşifler yaptıklarını ancak Müslümanların ne maneviyat ne de maddiyat için çalıştıklarını, asırlarca evvel yaşanmış olayları tartışarak birbirleriyle kavga ettiklerini iğneleyici bir üslupla dile getirmiştir.
Bilmen, eserlerinde hadis lafızlarındaki genel veya özel anlamların bilinmesinin hadislerin anlaşılmasında büyük rolü olduğunu ifade etmiştir. Mesela, Hz. Peygamber’in “İlk önce benim dinimi değiştirecek olan Ümeyye oğullarından bir adamdır.” hadisi hakkında, lafızlarının umûmilik ifade ettiğini söylemiştir. Zira hadiste geçen Ümeyye oğullarından bir adam tabirinden herhangi bir kişi kastedilmiş olabilir. Dolaysıyla bu lafızları, Hz. Muaviye’ye hamletmek caiz değildir. Yine Bilmen’e göre, “İleride muhakkak birtakım hadiseler zuhur edecektir. Bu ümmet ictimaî bir vahdet hâlinde iken bunun bu varlığını her kim dağıtmak, perişan etmek kastinde bulunursa onu kılıçlarınızla vurup yola getiriniz.” hadisinin lafızları da genel anlamdadır. Bu hadisin lafızlarının Hz. Talha, Hz. Zübeyir ve Hz. Muaviye’ye atfedilmesi doğru bir yaklaşım değildir. Bilmen, “Ashâbıma sövmeyiniz. Her kim onlara söverse üzerine Allah (c.c.)’ın, bütün meleklerin ve insanların laneti olsun.” hadisinde geçen “ashâb” kavramının da genel anlam ifade ettiğini söylemiş ve bu bağlamda hiçbir sahâbeye lanet edilemeyeceğini belirtmiştir.
Bilmen’e göre, sahâbenin tutum, davranış ve uygulamalarının hadisin anlaşılmasında önemli bir rolü vardır. Nitekim bu ilkeden hareketle O, “Muaviye’yi minberim üzerinde gördüğünüz zaman öldürün” rivayetini uydurma kabul etmiştir. Zira Hz. Peygamber’in dilinden böylesi bir sözün sadır olamayacağı aşikârdır. Muhaddislerin bu rivayeti uydurma olarak nitelendirmeleri bir yana öldürülmesi emredilen bir şahsın Hz. Ömer ve Hz. Osman tarafından vali tayin edilmesi de nasıl mümkün olabilir? Böyle bir rivayetin onlara gizli kalması düşünülemez. Öte yandan Hz. Peygamber’in böyle bir emrini infaz etmeyen sahâbenin durumu ne olacak? Aksi hâlde onların Hz. Peygamber’in emrine muhalefet ettiklerini söylememiz gerekir ki, bu da doğru bir yaklaşım değildir.
Bilmen, bazen hadislerde geçen lafızların muhtemel anlamları üzerinde durmakta ve yaptığı değerlendirmeler sonucunda kendi tercihini ortaya koymaktadır. Örneğin; Hz. Peygamber’in “Hilafet müddeti otuz senedir. Ondan sonra hilafet, acıklı, fitneli bir mülk ve hâkimiyet hâline girer.” hadisinde geçen عضوض / Adûd kelimesinin sadece “ısırıcı köpek” anlamına gelmediğini ve bu ifadenin birçok anlamının olduğunu belirtir. Ona göre, bu anlamlardan hangisinin kastedildiği sabit değildir. Dolayısıyla bu husustaki ihtimallik, hadisten hüküm çıkarılmasına engeldir.
Yine “Ben kimin mevlâsı isem, Ali de onun mevlâsıdır” ve “Her nebinin vasîsi ve vârisi vardır. Sen de benim vasî ve vârisimsin” hadislerinin Hz. Ali’nin hilafeti için delil alınamayacağını söyler. Bu iki hadisten kastedilen şey, Hz. Peygamber kimin dostu ve yardımcısı ise, Hz. Ali de onun dostu ve yardımcısı olduğudur. Şüphesiz her peygamberin bir vasisi ve bir vârisi vardır. Hz. Ali de Hz. Peygamber’in vasisi ve vârisidir. Dolayısıyla bu rivayette Hz. Ali’nin Hz. Peygamber’e mal, halifelik ve peygamberlik gibi konularda vâris olması değil, ilim yönünden mirasçı olduğu kastedilmektedir.

Sonuç

Ömer Nasuhi Bilmen, son devrin en seçkin âlimlerinden birisidir. Fıkıh, tefsir ve kelâm dallarında çok önemli eserler telif eden Bilmen, bunların yanında hadis alanında da bir eser yazmıştır. Şunu belirtelim ki, Bilmen’in düşünce yapısını oluşturan unsurlardan birisi, hiç şüphesiz sünnet/hadislerdir. Ona göre, Hz. Peygamber’in sünnet/hadisleri esasen Kur’an’ı Kerim’e dayanmaktadır. Sünnet ve hadis kavramlarıyla ilgili yaptığı tariflerden de bu iki kavramı benzer anlamlarda kullandığı anlaşılmaktadır.
Eserlerinde temas ettiği her türlü konuyu, Kur’an ve hadis eksenli bir bakış açısıyla ele almıştır. Nitekim kaleme aldığı eserlerinde birçok hadise yer vermiştir. Eserlerinde yer verdiği hadislerin sıhhat durumuna baktığımızda, onlarda her türlü hadisin bulunduğunu söyleyebiliriz. Yani onun müellefatında sahih, hasen hadisler olduğu gibi, zayıf ve uydurma rivayetler de vardır. Bilmen, genel olarak hadislerin bu durumlarına işaret etmemiştir. Onun, zayıf ve uydurma rivayetleri eserlerine almasının nedeni ise bu tür hadislerin, genelde faziletlere, terğîb ve terhîbe ait olmasıdır. Çünkü bu tür hadislerin, ona göre, böylesi konularda zikredilmesinde herhangi bir sakınca yoktur. Bilmen, bu tür rivayetleri, genelde isnatlarını tetkik etmeksizin sırf onların içerdikleri muhteva ve anlamları göz önüne alıp nakilde bulunmuştur. Hatta böylesi rivayetlere zayıf nazarıyla bakmamış da olabilir. Elbette hadisleri naklederken, fakih ve müfessir yönü ağır basan Bilmen’in muhaddisler gibi davranması beklenilmemelidir. Muhtemelen hadislerin isnadı konusundaki değerlendirmeleri ve tenkitleri hadisçilerin ilmî ve bilimsel yaklaşımına havale etmek istemiştir. Belki de hadis tenkidi yapma konusunun kendisini aşan bir mesele olduğunu düşünmüştür.
Diğer taraftan muhaddislerin çoğunluğu da itikat ve haram-helal konuları dışında zayıf hadisleri rivayet etmekte sakınca görmemişlerdir. Hatta zaafı şiddetli olmayan zayıf hadislere karşı hoşgörülü davranmışlar ve icaplarınca amel etmişlerdir. Dolayısıyla Bilmen farklı sıhhat derecesinde olan hadisleri, bu ruhsat ve cevazdan etkilenerek istimal etmiş olabilir. Buna ilaveten Bilmen’in sünnet ile ihticaca önem vermesi, muhtemelen sahih hadis bulamadığı konularda sıhhat bakımından farklı derecedeki rivayetlere yönelmesine neden olmuştur. Kanaatimizce bu muteber âlim, ulaştığı zayıf ve mevzû olarak nitelendirebileceğimiz merviyâtı, İslâm’ın temel kaide ve prensipleriyle karşılaştırıp nakletmiştir.
Bilmen’in eserlerinde kullandığı hadis kaynaklarının hepsinin muteber eserler olmadığı aşikârdır. Onun zayıf ve hatta uydurma hadisler bulunduran müellefattan istifade etmesi, delil aldığı ve yorumladığı hadislerin sıhhati ve kaynaklarının güvenilirliği açısından sıkıntı doğurmaktadır. Ancak ondan önce yaşamış pek çok müellif de kendi eserlerine alacakları rivayetleri muteber ve makbul kaynaklardan değil de daha çok tâlî derecedeki müdevvenattan nakletmiştir. Diğer taraftan eserlerinde klasik hadis kaynaklarında bulunmayan ve uydurma olan hadislere yer vermesini, onun kendisiyle çeliştiğine hamledilebilir. Ancak onun bu çelişkiye hadisleri çeşitli müelliflerin kitaplarına itimat ederek nakletmekle düştüğü kanaatindeyiz.
Bilmen’in eserlerinde sahih, hasen ve zayıf hadislerle birlikte bazı mevzû addedilen rivayetlerin bulunmasının bir diğer nedeni de seleflerinin yolundan yürümüş olmasıdır. Zira nice âlimlerin eserlerinde –İmâm Mergînânî (ö. 593/1197)’nin el-Hidâye’sinde olduğu gibi- zayıf ve ğarib rivayetler bulunmaktadır.
Bunlara ilaveten Bilmen’i bir Peygamber sevdalısı ve sahâbe müdafii olarak vasıflandırabiliriz. Öyle ki Hz. Peygamber ve sahâbeye olan düşkünlüğü eserlerine yansımıştır. Kaleme aldığı bütün eserlerinde Bilmen, onlara karşı olan sevgi ve bağlılığını açıkça ifade etmiştir. Gerek Hz. Peygamber’den ve gerekse sahâbeden bahsederken daima saygı içeren övücü ifadeler kullanmıştır. Bilmen, istisnasız bütün sahâbeye hürmet gösterilmesi gerektiğini belirtmiş ve yersiz isnatlarla onlardan herhangi birisine sövülmesini veyahut hakaret edilmesini tasvip etmemiştir. Çünkü ona göre, bütün sahâbe âdildir.

Kaynakça
el-Aclûnî, İsmail b. Muhammed, Keşfu’l-hafâ ve müzîlu’l-ilbâs ammaştehere mine’l-ehâdis alâ elsineti’n-nâs, tahk. Yusuf b. Mahmud el-Hâc Ahmed, Mektebetu’l-İlmi’l-Hadîs, Dimeşk 1421.
Babanzâde Ahmet Naim Bey, Hadis Usûlü ve Istılahları, Haz. Hasan Karayiğit, Düşün Yayıncılık, İstanbul 2010.
el-Belâzürî, Ebu’l-Abbâs Ahmed b. Yahya b. Câbir, Ensâbu’l-eşrâf, tahk. Suheyl Zekkâr, Riyâd Ziriklî, Dâru’l-Fikr, Beyrut 1996.
el-Beyhakî, Ebû Bekr Ahmed b. Hüseyin b. Ali, Şuabu’l-imân, tahk. Muhammed es-Sa’id Besyunî ez-Zağlul, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 1410.
el-Bezzâr, Ebû Bekir Ahmed b. Amr b. Abdulhalik, el-Bahru’z-zehhâr (Müsnedu’l-bezzâr), tahk. Adil b. Sa’d, Mahfûzurrahman Zeynullah, Mektebetu’l-Ulûm ve’l-Hikem, Medine 1409/1988.
Bilmen, Ahmet Selim, Ömer Nasuhi Bilmen’in Hayatı-Eserleri-Anılar, Bilmen Basımevi, İstanbul 1975.
Bilmen, Ömer Nasuhi, Ashâb-ı Kiram Hakkında Müslümanların Nezîh İtikatları (Hazret-i Muaviye Hakkındaki Suallere Cevaplar), Bilmen Yayınevi, trz.
………., Büyük İslâm İlmihali, Sadeleştiren: Ali Fikri Yavuz, Bilmen Basım ve Yayınevi, İstanbul trz.
………., Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatu’l-Müfessirîn), Bilmen Yayınevi, İstanbul 1973.
………., Hikmet Gonceleri (500 Hadisi Şerif Tercümesi ve İzahı), Bilmen Yayınevi, İstanbul, 1963.
………., Hukûkı İslâmiyye ve Istılâhât-ı Fıkhıyye Kâmusu, Bilmen Yayınevi, İstanbul 1967.
………., Kur’ân-ı Kerîmden Dersler ve Öğütler, Bilmen Yayınevi, İstanbul 1964.
………., Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe Meâl-i Âlîsi ve Tefsiri, Bilmen Yayınevi, İstanbul, 1985.
………., Muvazzah İlm-i Kelâm, Bilmen Yayınevi, İstanbul 1972.
………., Sualli-Cevaplı Dini Bilgiler, Diyanet İşleri Reisliği, Ankara 1959.
Buhârî, Ebû Abdillah Muh. b. İsmail, el-Câmi’u’s-sahîh, Çağrı Yayınları, İstanbul 1992.
Coşkun, Selçuk, “Ömer Nasuhi Bilmen’in 500 Hadisi Şerif Adlı Eserinin Hadis İlmi Açısından Tahlili”, Ekev Akademi Dergisi, Erzurum 1998, c. I, sy. 2, s. 181–188.
Dârekutnî, Ali b. Ömer, es-Sünen, tahk. es-Seyyid Abdullah Hâşim el-Yemânî, Dâru’l-Mehâsin, Kahire 1386/1966.
………., Ta’lîkâtu’d-dârekutnî ale’l-mecrûhîn li İbni Hibbân, tahk. Halil Muhammed el-‘Arabî, Dâru’l-Kitâbi’l-İslâmî, Kahire 1414/1994.
Deylemî, Ebû Şücâ’ Şîreveyh b. Şehridâr b. Şîreveyh el-Hemedânî, el-Firdevs bi me’sûri’l-hitâb, tahk. es-Sa’id b. Besyunî Zağlul, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 1986.
Ebû Dâvûd, Süleyman b. el-Eş’as es-Sicistânî, es-Sünen, Çağrı Yayınları, İstanbul 1992.
Ebû Ya’lâ, Ahmed b. Ali el-Müsennâ et-Temîmî el-Mevsilî, el-Müsned, tahk. Hüseyin Esed, Dâru’l-Me’mûn li’t-Türâs, Dimeşk 1404/1984.
el-Elbânî, Muhammed Nâsiruddîn, Daîfu’l-câmu’s-sağîr ve ziyâdetuhu (el-Fethu’l-kebîr), el-Mektebetü’l-İslâmî, Beyrut 1408/1988.
………., Silsiletu’l-ehâdîsi’d-daîfe ve’l-mevdû’a ve eseruha’s-seyyi fi’l-ümme, Mektebetu’l-Meârif, Riyad 1421/2000.
Günay, Bektaş, Ömer Nasûhî Bilmen ve Tefsîri, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya 2001.
el-Haddâd, Ebû Abdillah Mahmûd b. Muhammed, Tahrîcu ehâdîsi ihyâi ulûmi’d-dîn, Dâru’l-Âsıme, Riyad 1408/1987.
el-Hatîb el-Bağdâdî, Ebû Bekr Ahmed b. Ali b. Sâbit, Târihu Bağdad, Dâru’l- Kütübi’l- İlmiyye, Beyrut trz.
el-Heysemî, Ebu’l-Hasan Nureddin Ali b. Ebî Bekr b. Süleyman, Mecmau’z-zevâid ve menbau’l-fevâid, tahk. Muhammed Abdulkâdir Ahmed Atâ, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 1422/2001.
el-Hût, Muhammed Dervîş, Esne’l-metâlib fî ehâdîsi muhtelifeti’l-merâtib, Dâru’l-Kitâbi’l-Arabî, Beyrut 1403/1983.
el-Irâkî, Ebu’l-Fadl Zeynüddîn Abdurrahîm b. el-Hüseyin, el-Muğnî an hamli’l-esfâr fi’l-esfâri fî tahîci mâ fi’l-ihyâi mine’l-ahbâr, tahk. Ebû Muhammed Eşref b. Abdulmaksûd, Mektebetu’t-Taberiyye, Riyad 1415/1995.
İbn Abdilberr, Ebû Ömer Yusuf b. Abdillah b. Muhammed, el-İstizkâr, tahk. Abdulmu’tî Emîn Kal’acî, Dâru Kuteybe, Dimeşk, 1414/1993.
İbn Adiyy, Ebû Ahmed Abdullah el-Cürcânî, el-Kâmil fî duafâi’r-rical, tahk. Yahya Muhtâr Ğazâvî, Dâru’l-Fikr, Beyrut 1409/1988.
İbn Asâkir, Ebu’l-Kasım Ali b. el-Hasen, Tarihu Dimeşk, tahk. Ali Şîrî, Dâru’l-Fikr, Beyrut1998.
İbn Arrâk, Ebu’l-Hasan Ali b. Muhammed el-Kinânî, Tenzihü’ş- şeriati’l-merfua ani’l-ehadisi’ş-şeniati’l-mevdua, tahk. Abdülvehhab Abdüllatif, Abdullah Muhammed Sıddık, Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 1401/1981.
İbn Ebî Hâtim er-Râzî, Abdurrahman b. Muhammed b. İdrîs et-Temîmî, İlelu’l-hadîs, tahk. Muhibbuddin el-Hatîb, Dâru’l-Marife, Beyrut 1405.
İbn Ebî Şeybe, Ebû Bekir Abdullah b. Muhammed el-Kufî, Kitâbu’l-musannef fi’l-ehâdisi ve’l-âsâr, tahk. Kemal Yusuf el-Hût, el-Mektebetu’r-Ruşd, Riyad 1409.
İbn Hacer el-Askalânî, Şihâbuddin Ebu’l-Fazl Ahmed b. Ali, Lisânu’l-mîzân, tahk. Adil Ahmed Abdulmevcut, Ali Muh. Muavviz, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 1416/1996.
İbn Hanbel, Ahmed b. Muhammed, el-Müsned, Çağrı Yayınları, İstanbul 1992.
İbn Hibbân, Ebû Hâtim Muhammed b. Ahmed el-Büstî, Sahîhu İbn Hibbân, tahk. Şu’ayb el-Arnavut, Müessesetu’r-Risâle, Beyrut, 1414/1993.
Karakış, Mahmut, Yâsîn Sûresiyle İlgili Rivayetler ve Değerlendirilmesi, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2012.
el-Kudâ’î, Ebû Abdullah Muhammed b. Sellâme b. Ca’fer b. Ali, el-Müsned, tahk. Abdulmecid es-Selefî, el-Müessesetu’r-Risâle, Beyrut 1986.
el-Makdisî, Muhammed Tâhir, Kitâbu ma’rifeti’t-tezkira fi’l-ehâdîsi’l-mevdûa, tahk. İmâduddîn Ahmed Haydar, Müessesetu’l-Kütübi’s-Sekâfiyye, Beyrut 1406/1985.
………., Zehiretu’l-huffâz, tahk. Abdurrahman b. Abdulcebbar el-Ferîvâî, Dâru’s-Selef, Riyad 1416/1996.
el-Münâvî, Muhammed Abdurraûf, Feydu’l-kadîr şerhi Camiu’s-sağîr, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 1415/1994.
Müslim, Ebu’l-Hüseyn Müslim b. Haccac el-Kuşeyrî, es-Sahîhu Müslim, Çağrı Yayınları, İstanbul 1992.
Polat, Salahattin, Hadis Araştırmaları- Tarih, Usûl, Tenkid, Yorum-, İnsan Yayınları, İstanbul, 1997.
es-Sehâvî, Şemsuddin Ebu’l-Hayr Muhammed b. Abdurrahman, el-Mekâsıdu’l-hasene fî beyâni kesîrin mine’l-ahâdîsi’l-muştehera ale’l-elsine, tahk. Abdullah Muhammed es-Sıddîk, Abdulvehhâb Abdullatîf, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 1399/1979.
es-Suyûtî, Abdurrahman b. Ebî Bekr, el-Câmi’u’s-sağîr min hadîsi’l-beşîri’n-nezîr, tahk. Abdullah Muhammed ed-Dervîş, Yay., Dimeşk 1417/1996.
Şahyar, Ayşe Esra Ağırakça, Kütüb-i Sitte’den Örneklerle Zayıf Hadis Rivayeti (Metodolojik Anlam ve Yorum), Akdem Yayınları, İstanbul 2011.
eş-Şevkânî, Muhammed b. Ali, el-Fevâidu’l-mecmû’a fi’l-ehâdîsi’l-mevdû’a, tahk. Abdurrahman b. Yahya el-Muallimî el-Yemânî, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 1416/1995.
et-Taberânî, Ebu’l-Kasım Süleyman b. Ahmed b. Eyyûb, el-Mu’cemu’l-evsât, tahk. Abdulmuhsin b. İbrahim el-Hüseynî, Dâru’l-Harameyn, Kahire 1415.
………., el-Mucemu’l-kebîr, tahk. Hamdî Abdulmecid es-Selefî, el-Mektebetu’l-Ulûm ve’l-Hükm, Musul 1404/1983.
et-Tirmizî, Ebû İsa Muhammed b. İsa, es-Sünen, Çağrı Yayınları, İstanbul 1992.
Uysal, Muhittin, Tasavvuf Kültüründe Hadis, Ensar Neşriyat, İstanbul 2012.
Yaran, Rahmi‚ “Bilmen”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1992.
Yazıcı, Ahmet, Klasik-Modern Yorum Açısından Bilmen ve Ateş Tefsirlerinin Mukayesesi, Basılmamış Doktora Tezi, Ondokuzmayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Samsun 2011.
Yıldırım, Ahmet, Tasavvufun Temel Öğretilerinin Hadislerdeki Dayanakları, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2009.
ez-Zehebî, Şemsuddîn Ebû Abdillah Muh. b. Ahmed b. Osman, Mîzânu’l-itidâl fî nakdi’r-ricâl, tahk. Ali Muhammed Muavvız, Adil Ahmed Abdulmevcut, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 1995.
-------------------------------------



Ahmet Selim Bilmen, Ömer Nasuhi Bilmen’in Hayatı-Eserleri-Anılar, Bilmen Basımevi, İstanbul 1975, s. 27–59; Rahmi Yaran, “Bilmen”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul, 1992, c. VI, s. 162–163; Ahmet Yazıcı, Klasik-Modern Yorum Açısından Bilmen ve Ateş Tefsirlerinin Mukayesesi, Basılmamış Doktora Tezi, Ondokuzmayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Samsun 2011, s. 44–53.
Ahmet Yazıcı’nın Ömer Nasuhi Bilmen’i “gelenekçi” diye nitelemesinin gerekçesi, muhtemelen onun eserlerinde ma’kulattan ziyade menkulata önem vermesi ve dinde reformu kabul etmemesi olabilir. Bkz. Yazıcı, Klasik-Modern Yorum Açısından Bilmen, s. 46-47.
Bektaş Günay, Ömer Nasûhî Bilmen ve Tefsîri, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya 2001, s. 17.
Ömer Nasuhi Bilmen, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâl-i Âlîsi ve Tefsiri, Bilmen Yayınevi, İstanbul, 1985, c. 4, s. 1846; c. 7, s. 3546.
Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, Sadeleştiren: Ali Fikri Yavuz, Bilmen Basım ve Yayınevi, İstanbul trz., s. 156, 164, 219, 227; Bilmen, Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe Meâl-i Âlîsi, c. I; s. 149, 190.
Bilmen, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâl-i Âlîsi, c. I; s. 459; c. V, s. 2521; c. VII, s. 3538.
Bilmen, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâl-i Âlîsi, c. I; s. 147.
Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (TabakatÜ’l-Müfessirîn), Bilmen Yayınevi, İstanbul 1973, c. I, s. 47, 134–135, 152–153, 187, 235–241, 245; Ömer Nasuhi Bilmen, Sualli-Cevaplı Dini Bilgiler, Diyanet İşleri Reisliği, Ankara 1959, s. 22–28, 94–99; Ömer Nasuhi Bilmen, Muvazzah İlm-i Kelâm, Bilmen Yayınevi, İstanbul 1972, s. 26–27; Ömer Nasuhi Bilmen, Hukûkı İslâmiyye ve Istılâhât-ı Fıkhıyye Kâmusu, Bilmen Yayınevi, İstanbul 1967, c. I, s. 25–30; 133–162.
Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi, c. I, s. 140; Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 232, 442, 445; Ömer Nasuhi Bilmen, Hikmet Gonceleri (500 Hadisi Şerif Tercümesi ve İzahı), Bilmen Yayınevi, İstanbul 1963, s. 100.
Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 567–571.
Buhârî, “Cihâd”, 52, 61, 97, 168; “Meğâzî”, 54.
Bilmen, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâl-i Âlîsi, c. VI, s. 2953.
Bilmen, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâl-i Âlîsi, c. IV, s. 1813.
Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi, c. I, s. 47.
Necm, 53/3–4.
Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi, c. I, s. 154.
Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi, c. I, s. 134.
Bilmen, Sualli-Cevaplı Dini Bilgiler, s. 22; Bilmen, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâl-i Âlîsi, c. III, s. 1539.
Bilmen, Hukûkı İslâmiyye, c. I, s. 133.
Bilmen, Hukûkı İslâmiyye, c. I, s. 133; Bilmen, Sualli-Cevaplı Dini Bilgiler, s. 94–95.
Bilmen, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâl-i Âlîsi, c. II, s. 706; c. VII, s. 3257.
Necm, 53/3–4.
Bilmen, Hukûkı İslâmiyye, c. I, s. 133–134.
Bilmen, Hukûkı İslâmiyye, c. I, s. 134.
Bilmen, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâl-i Âlîsi, c. I, s. 388, 428, 485; c. III, s. 1528.
Nûr, 24/2.
Bilmen, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâl-i Âlîsi, c. V, s. 2320.
Ömer Nasuhi Bilmen, Ashâb-ı Kiram Hakkında Müslümanların Nezîh İ’tikadları (Hazret-i Muaviye Hakkındaki Suallere Cevaplar), Bilmen Yayınevi, trz., s. 23; Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 538.
Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 23.
Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 50, 60.
Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 34.
Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 34–36.
Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 538.
Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 127–128, 175; Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi, c. I, s. 235, 245.
Genellikle kendisi şu ifadeleri kullanır: Ashâb-ı Kiram; Ashâb-ı Güzîn ve Sahâbe-i Güzîne. Bkz. Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi, c. I, s. 154; Bunlara mukabil cinayet, şekâvet, yaramazlık, herif ve ısırıcı köpek gibi vasıfların sahâbeden herhangi birisine isnat edilmesini ise “edepsizlik” olarak nitelemiş ve böyle davrananları sert bir üslupla eleştirmiştir. Bkz. Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 53–54.
Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 10–13.
Örnekler için bkz. Bilmen, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâl-i Âlîsi, c. I, s. 377, 519; c. II, s. 654, 1597–1598.
Bilmen, Hikmet Gonceleri, s. 2.
Selçuk Coşkun, “Ömer Nasuhi Bilmen’in 500 Hadisi Şerif Adlı Eserinin Hadis İlmi Açısından Tahlili”, Ekev Akademi Dergisi, Erzurum 1998, c. I, sy. 2, s. 183–184.
Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 153, 168; Bilmen, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâl-i Âlîsi, c. VII, s. 3545.
Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 154, 167–171.
Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 108–109.
Bu konuda hazırlanan bir liste için bkz. Coşkun, “Ömer Nasuhi Bilmen”, s. 183–184.
Ahmet Yıldırım, Tasavvufun Temel Öğretilerinin Hadislerdeki Dayanakları, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2009, s. 39-64; Muhittin Uysal, Tasavvuf Kültüründe Hadis, Ensar Neşriyat, İstanbul 2012, s. 671-676.
Ebû Bekr Ahmed b. Hüseyin b. Ali el-Beyhakî, Şuabü’l-imân, tahk. Muhammed es-Sa’id Besyunî ez-Zağlul, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 1410, c. II, s. 479.
Tirmizî, “Fedâilu’l-Kur’ân”, 7; Bu hadisin zayıf bir rivayet olduğu konusunda bkz. Mahmut Karakış, Yâsîn sûresiyle İlgili Rivayetler ve Değerlendirilmesi, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2012, s. 18–24.
Kaynaklarda Ebû Saîd’in sözü olarak nakledilmiştir. Bkz. el-Beyhakî, Şuabü’l-imân, c. II, s. 481.
Bilmen, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâl-i Âlîsi, c. II, s. 2959.
Abdurrahman b. Ebî Bekr es-Suyûtî, el-Câmi’u’s-sağîr min hadîsi’l-beşîri’n-nezîr, tahk. Abdullah Muhammed ed-Dervîş, Yay., Dimeşk 1417/1996, c. II, s. 952; Bu hadisin zayıf bir rivayet olduğu konusunda bkz. Karakış, Yâsîn Sûresiyle İlgili Rivayetler, s. 72-75.
es-Suyûtî, el-Câmi’u’s-sağîr, c. I, s. 283; c. II, s. 951. Ayrıca krş. Muhammed Nâsiruddîn el-Elbânî, Silsiletu’l-ehâdîsi’d-daîfe ve’l-mevdû’a ve eseruha’s-seyyi’ fi’l-ümme, Mektebetu’l-Meârif, Riyad 1421/2000, c. I, s. 312; c. X, s. 158.
Ebû Bekir Ahmed b. Amr b. Abdulhalik el-Bezzâr, el-Bahru’z-zehhâr (Müsnedu’l-Bezzâr), tahk. ‘Adil b. Sa’d, Mahfûzurrahman Zeynullah, Mektebetu’l-Ulûm ve’l-Hikem, Medine 1409/1988, c. II, s. 215; c. III, s. 27.
Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 67.
Ebu’l-Abbâs Ahmed b. Yahya b. Câbir el-Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, tahk. Suheyl Zekkâr, Riyâd Ziriklî, Dâru’l-Fikr, Beyrut 1996, c. V, s. 136.
Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 136.
Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi, c. I, s. 143.
Bilmen, Hukûkı İslâmiyye, c. I, s. 26.
Suyûtî, el-Câmi’u’s-sağîr, c. I, s. 436.
Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 7.
el-Bezzâr, el-Bahru’z-zehhâr, c. V, s. 308.
Ebu’l-Fadl Zeynüddîn Abdurrahîm b. el-Hüseyin el-Irâkî, el-Muğnî an hamli’l-esfâr fi’l-esfâri fî tahîci mâ fi’l-ihyâi mine’l-ahbâr, tahk. Ebû Muhammed Eşref b. Abdulmaksûd, Mektebetu’t-Taberiyye, Riyad 1415/1995, c. II, s. 1051; Muhammed Abdurraûf el-Münâvî, Feydu’l-Kadîr şerhi camiu’s-sağîr, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 1415/1994, c. III, s. 531; Ebû Abdillah Mahmûd b. Muhammed el-Haddâd, Tahrîcu ehâdîsi ihyâi ulûmi’d-dîn, Dâru’l-‘Âsıme, Riyad 1408/1987, c. V, s. 2190.
el-Elbânî, Silsiletu’l-ehâdîsi’d-daîfe, c. II, s. 404–406.
Ebû Bekir Abdullah b. Muhammed b. Ebî Şeybe el-Kufî, Kitâbu’l-musannef fi’l-ehâdisi ve’l-âsâr, tahk. Kemal Yusuf el-Hût, el-Mektebetu’r-Ruşd, Riyad 1409, c. 7, s. 179; Beyhakî, Şuabü’l-İmân, c. V, s. 261.
Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 21.
İsmail b. Muhammed el-Aclûnî, Keşfu’l-hafâ ve müzîlu’l-ilbâs ammaştehere mine’l-ehâdis ‘alâ elsineti’n-nâs, tahk. Yusuf b. Mahmud el-Hâc Ahmed, Mektebetu’l-İlmi’l-Hadîs, Dimeşk 1421, c. I, s. 346.
el-Irâkî, el-Muğnî, c. II, s. 740, 758; el-Haddâd, Tahrîcu ehâdîsi ihyâi ulûmi’d-dîn, c. IV, s. 1803.
Şemsuddin Ebu’l-Hayr Muhammed b. Abdurrahman es-Sehâvî, el-Mekâsıdu’l-Hasene fî beyâni kesîrin mine’l-ahâdîsi’l-muştehera ale’l-elsine, tahk. Abdullah Muhammed es-Sıddîk, Abdulvehhâb Abdullatîf, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 1399/1979, s. 205.
Muhammed Nâsiruddîn el-Elbânî, Daîfu’l-câmu’s-sağîr ve ziyâdetuhu (el-Fethu’l-kebîr), el-Mektebetu’l-İslâmî, Beyrut 1408/1988, s. 181.
Ebû Ömer Yusuf b. Abdillah b. Muhammed b. Abdilberr, el-İstizkâr, tahk. Abdulmu’tî Emîn Kal’acî, Dâru Kuteybe, Dimeşk 1414/1993, c. II, s. 143.
Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 107.
Ebu’l-Kasım Suleyman b. Ahmed b. Eyyûb et-Taberânî, el-Mu’cemu’l-evsât, tahk. Abdulmuhsin b. İbrahim el-Huseynî, Dâru’l-Harameyn, Kahire 1415, c. V, s. 94; Bu rivayetin zayıf olduğu konusunda bkz. el-Münâvî, Feydu’l-Kadîr, c. V, s. 350; Ebu’l-Hasan Nureddin Ali b. Ebî Bekr b. Süleyman el-Heysemî, Mecmau’z-zevâid ve menbau’l-fevâid, tahk. Muhammed Abdulkâdir Ahmed Atâ, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 1422/2001, c. IX, s. 553; el-Elbânî, Silsiletu’l-Ehâdîsi’d-daîfe, c. VII, s. 146.
Ebû Bekr Ahmed b. Ali b. Sâbit el-Hatîb el-Bağdâdî, Târihu Bağdad, Dâru’l- Kütübi’l- İlmiyye, Beyrut trz., c. II, s. 99; Bu rivayetin zayıf olduğu konusunda bkz. el-Heysemî, Mecmau’z-zevâid, c. IX, s. 546; el-Elbânî, Silsiletu’l-ehâdîsi’d-daîfe, c. VII, s. 36.
Ebu’l-Kasım Ali b. el-Hasen İbn Asâkir, Tarihu Dimeşk, tahk. Ali Şîrî, Dâru’l-Fikr, Beyrut 1998, c. XIX, s. 392; Bu hadisin Mürsel ve zayıf bir rivayet olduğu konusunda bkz. el-Elbânî, Daîfu’l-câmu’s-sağîr, s. 734.
Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 489; Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi, c. I, s. 277; Hadis için bkz. İbn Hanbel, c. I, s. 447; Bu rivayet, el-Heysemî, el-Irâkî, Muhammed Dervîş el-Hût ve el-Elbânî tarafından taz’if edilmiştir. Bkz. el-Heysemî, Mecmau’z-zevâid, c. X, s. 329; el-Irâkî, el-Muğnî, c. II, s. 896; Muhammed Dervîş el-Hût, Esne’l-metâlib fî ehâdîsi muhtelifeti’l-merâtib, Dâru’l-Kitâbi’l-Arabî, Beyrut 1403/1983, s. 270; el-Elbânî, Silsiletu’l-ehâdîsi’d-daîfe, c. IX, s. 448.
Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 487; Hadis için bkz. Ebu’l-Kasım Süleyman b. Ahmed b. Eyyûb et-Taberânî, el-Mu’cemu’l-kebîr, tahk. Hamdî Abdulmecid es-Selefî, el-Mektebetu’l-ulûm ve’l-hükm, Musul 1404/1983, c. IV, s. 268; Bu hadisin zayıf bir rivayet olduğu konusunda bkz. el-Heysemî, Mecmau’z-zevâid, c. VIII, s. 211; el-Aclûnî, Keşfu’l-hafâ, c. I, s. 162; el-Elbânî, Silsiletu’l-ehâdîsi’d-daîfe, c. VII, s. 14.
Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 486; Hadis için bkz. Ebû Abdullah Muhammed b. Sellâme b. Ca’fer b. Ali el-Kudâ’î, el-Müsned, tahk. Abdulmecid es-Selefî, el-Müessesetu’r-Risâle, Beyrut 1986, c. I, s. 445; Bu hadisle ilgili değerlendirmeler için bkz. Abdurrahman b. Ebî Hâtim Muhammed b. İdrîs er-Râzî et-Temîmî, İlelu’l-hadîs, tahk. Muhibbuddin el-Hatîb, Dâru’l-Ma’rife, Beyrut 1405, c. II; s. 342; el-Irâkî, el-Muğnî, c. I, s. 355; el-Elbânî, Daîfu’l-câmu’s-sağîr, s. 64.
Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 482; Hadis için bkz. Ebû Şücâ Şîreveyh b. Şehridâr b. Şîreveyh el-Hemedânî ed-Deylemî, el-Firdevs bi me’sûri’l-hitâb, tahk. Sa’id b. Besyunî Zağlul, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 1986, c. I, s. 156; Âlimler bu rivayeti zayıf olarak nitelendirmişlerdir. Bkz. Muhammed Tâhir el-Makdisî, Zehiretu’l-huffâz, tahk. Abdurrahman b. Abdulcebbar el-Ferîvâî, Dâru’s-Selef, Riyad, 1416/1996, c. II, s. 606; el-Irâkî, el-Muğnî, c. I, s. 493; el-Elbânî, Silsiletu’l-ehâdîsi’d-daîfe, c. VII, s. 123.
Şunu belirtmek isteriz ki zayıf hadisin hiçbir işe yaramayacağı kanaatinde değiliz. Zira çözüm bekleyen her bir mesele hakkında âyet bulmak ve sahih bir hadise ulaşmak mümkün olmayabilir. Dolayısıyla zayıf hadisler, özelliklerine ve kullanılacakları konuya göre ayrı ayrı değerlendirilerek delil alınmalıdır. Nitekim hadis âlimleri de sahih rivayetin bulunmaması şartı ile kendilerine ulaşan zayıf rivayetleri nakletmekten çekinmemişlerdir. Hatta fukahâ da zayıf hadisi kıyasa takdim etmiştir. Bkz. Salahattin Polat, Hadis Araştırmaları- Tarih, Usûl, Tenkid, Yorum-, İnsan Yayınları, İstanbul, 1997, s. 109-129; Ayşe Esra Ağırakça Şahyar, Kütüb-i Sitte’den Örneklerle Zayıf Hadis Rivayeti (Metodolojik Anlam ve Yorum), Akdem Yayınları, İstanbul, 2011, s. 276-283.
Bilmen, Sualli-Cevaplı Dini Bilgiler, s. 24.
Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 54–57; Hadis için bkz. Ali b. Ömer ed-Dârakutnî, Ta’lîkâtu’d-Dârekutnî ale’l-mecrûhîn li İbni Hibbân, tahk. Halil Muhammed el-‘Arabî, Dâru’l-Kitâbi’l-İslâmî, Kahire, 1414/1994, s. 61; Bu hadisin râvîlerinden Abdurrahman b. Amr b. Cebele hadis uydurmakla itham edilmiştir. Bkz. Muhammed b. Tâhir el-Makdisî, Kitâbu marifeti’t-tezkira fi’l-ehâdîsi’l-mevdûa, tahk. İmâduddîn Ahmed Haydar, Müessesetu’l-Kütübi’s-Sekâfiyye, Beyrut 1406/1985, s. 263; Şemsuddîn Ebû Abdillah Muh. b. Ahmed b. Osman ez-Zehebî, Mîzânu’l-i’tidâl fî nakdi’r-ricâl, tahk. Ali Muhammed Muavvız, Adil Ahmed Abdulmevcut, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 1995, c. II, s. 26; Şihâbuddin Ebu’l-Fazl Ahmed b. Ali b. Hacer el-Askalânî, Lisânu’l-mîzân, tahk. Adil Ahmed Abdulmevcut, Ali Muh. Muavviz, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 1416/1996, c. II, s. 28.
Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 480; İbn Asâkir, Tarihu Dimeşk, c. XIII, s. 313; Bu hadisle ilgili değerlendirmeler için bkz. el-Elbânî, Daîfu’l-câmu’s-sağîr, s. 428; el-Elbânî, Silsiletu’l-ehâdîsi’d-daîfe, c. II, s. 241.
Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 479; el-Beyhakî, Şuabü’l-imân, c. IV, s. 157; ed-Deylemî, el-Firdevs, c. 3, s. 217; Bu rivayetin uydurma olduğuyla ilgili değerlendirmeler için bkz. Ebû Ahmed Abdullah b. Adiyy el-Cürcânî, el-Kâmil fî duafâi’r-rical, tahk. Yahya Muhtâr Ğazâvî, Dâru’l-Fikr, Beyrut 1409/1988, c. III, s. 100; el-Hût, Esne’l-metâlib, s. 203; el-Elbânî, Silsiletu’l-ehâdîsi’d-daîfe, c. I, s. 546.
Bilmen, Sualli-Cevaplı Dini Bilgiler, s. 27.
Bilmen, Hikmet Gonceleri, s. 275.
Bilmen, Sualli-Cevaplı Dini Bilgiler, s. 27.
el-Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, c. 5, s. 136.
İbn Ebî Şeybe, Kitâbu’l-musannef, c. VI, s. 397; Tirmizî, “Menâkıb”, 47.
Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 137.
Muhammed b. Ali eş-Şevkânî, el-Fevâidu’l-mecmû’a fi’l-ehâdîsi’l-mevdû’a, tahk. Abdurrahman b. Yahya el-Muallimî el-Yemânî, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 1416/1995, s. 54.
Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 183.
Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 450.
Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 450.
Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 479.
Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 505.
Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 505.
Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 138.
Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 136.
Bilmen, Hukûkı İslâmiyye, c. 1, s. 148.
Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 136.
el-Hatîb el-Bağdâdî, Târihu Bağdad, c. II, s. 146.
Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Peygamber’in yakınlarına karşı sevgi istediğine dair ifadeler bulunmaktadır. Bkz. Şûrâ, 42/23.
Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 148.
el-Hatîb el-Bağdâdî, Târihu Bağdad, c. XII, s. 443.
el-Elbânî, Silsiletu’l-ehâdîsi’d-daîfe, c. VIII, s. 222.
Bilmen, Hukûkı İslâmiyye, c. ı, s. 147.
Babanzâde Ahmet Naim Bey, Hadis Usulü ve Istılahları, Haz. Hasan Karayiğit, Düşün Yayıncılık, İstanbul 2010, s. 341.
Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi, c. II, s. 454
Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 40; Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi, c. I, s. 143–144; Bilmen, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâl-i Âlîsi, c. VIII, s. 4116; Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 105, 152.
Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 113; Hadisin kaynakları için bkz. el-Buhârî, “İmân”, 5; “Rikâk”, 26.
Bilmen, Hikmet Gonceleri, s. 113; Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 480; Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi, c. I, s. 235; Hadisin kaynakları için bkz. el-Buhârî, “İman”, 14.
Bilmen, Hikmet Gonceleri, s. 70; Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 504; Hadis için bkz. Buhârî, “Edeb”, 23.
Bilmen, Hukûkı İslâmiyye, c. I, s. 147.
Bilmen, Sualli-Cevaplı Dini Bilgiler, s. 24.
Ancak bir başka eserinde Bilmen, sahih ve hasen hadisleri tıpkı hadis usulünde yapılan tarifler gibi tanımlamaktadır. Bkz. Bilmen, Hukûkı İslâmiyye, c. I, s. 146–147.
Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi, c. I, s. 102–103.
Bilmen, Hukûkı İslâmiyye, c. I, s. 135; Bilmen, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâl-i Âlîsi, c. II, s. 1119.
Bilmen, Sualli-Cevaplı Dini Bilgiler, s. 27.
Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi, c. I, s. 573.
Bilmen, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâl-i Âlîsi, c. IV, s. 1846.
Bilmen, Hukûkı İslâmiyye, c. I, s. 135.
Bilmen, Hukûkı İslâmiyye, c. I, s. 26; Bilmen, Sualli-Cevaplı Dini Bilgiler, s. 95.
Bilmen, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâl-i Âlîsi, c. VIII, s. 4119; Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 67, 138; Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 383; Bilmen, Sualli-Cevaplı Dini Bilgiler, s. 96.
Bilmen, Hukûkı İslâmiyye, c. I, s. 135; Bilmen, Sualli-Cevaplı Dini Bilgiler, s. 96.
Bilmen, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâl-i Âlîsi, c. 4, s. 1846.
Geniş bilgi için bkz. Günay, Ömer Nasûhî Bilmen, s. 108; Ayrıca krş. Ömer Nasuhi Bilmen, Kur’an-ı Kerîmden Dersler ve Öğütler, Bilmen Yayınevi, İstanbul, 1964, s. 17; Bilmen, Hikmet Gonceleri, s. 226.
“Temizlik dindendir.” şeklindeki varyantı için bkz. Ebû Hâtim Muhammed b. Hibbân b. Ahmed el-Büstî, Sahîhu İbn Hibbân, tahk. Şu’ayb el-Arnavut, Müessesetu’r-Risâle, Beyrut 1414/1993, c. XII, s. 294.
Ebû Davûd, “Tahâret”, 31; “Salât”, 74.
Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 48.
Ali b. Ömer ed-Dârakutnî, es-Sünen, tahk. es-Seyyid Abdullah Hâşim el-Yemânî, Dâru’l-Mehâsin, Kahire 1386/1966, c. I, s. 128, h. no: 7–9.
Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 71.
Buhârî; “Rikâk”, 18.
Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 207; Bilmen, Hikmet Gonceleri, s. 294.
Ebû Dâvûd, “Edeb”, 50; et-Tirmizî, “Cenaiz”, 34.
Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 248; Bilmen, Hikmet Gonceleri, s. 87.
ed-Dârekutnî, es-Sünen, c. II, s. 278, h. no: 193; et-Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, c. XII, s. 309.
ed-Dârekutnî, es-Sünen, c. II, s. 278, h. no: 194.
Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 408.
Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 408.
İbn Adiyy, el-Kâmil, c. VII, s. 14.
Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 209; Kastedilen hadis için bkz. Bilmen, Hikmet Gonceleri, s. 92–93; Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 470.
Bu konuda geniş bilgi için bkz. Günay, Ömer Nasûhî Bilmen, s. 95–120.
Ebû Dâvûd, “İlim”, 9; et-Tirmizî, “İlim”, 3.
Bilmen, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâl-i Âlîsi, c. I, s. 519–520.
Bakara, 2/238.
İbn Hanbel, el-Müsned, c. V, s. 12, 13, 22.
Bilmen, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâl-i Âlîsi, c. I, s. 248
Müslim, “Radâ’”, 17, 64.
Bilmen, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâl-i Âlîsi, c. I, s. 203.
Bilmen, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâl-i Âlîsi, c. I, s. 315; Hadis için bkz. el-Buhârî, “Meğâzî”, 12; “Fezâilu’l-Kur’ân” (10), 27, 34.
Bilmen, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâl-i Âlîsi, II. 2, s. 707; Hadis için bkz. İbn Hanbel, c. V, s. 178.
Bilmen, Muvazzah İlm-i Kelam, s. 143.
Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 11; Bilmen, Hikmet Gonceleri, s. 91–92.
Bilmen, Hikmet Gonceleri, s. 140; Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi, c. I, s. 206; Hadis için bkz. Müslim, “Tahâret”, 15; Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 25.
Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 507; Bilmen, Hikmet Gonceleri, s. 46; Hadis için bkz. el-Beyhakî, Şuabu’l-imân, c. VII, s. 476.
Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 510; Bilmen, Hikmet Gonceleri, s.185; Hadis için bkz. el-Buhârî; “İlim”, 11; Müslim; “Cihâd”, 3.
Geniş bilgi için bkz. Coşkun, a.g.m., s. 186–187.
Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 204.
Bu rivayete kaynaklarda rastlanılmamıştır.
Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 138.
Müslim, “İmâre”, 59.
Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 150.
Taberânî, el-Mu’cemu’l-kebîr, c. XII, s. 142.
Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 82.
Belâzürî, Ensâbu’l-eşrâf, c. V, s. 136.
Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 136.
Ebû Ya’lâ Ahmed b. Ali el-Müsennâ et-Temîmî el-Mevsilî, el-Müsned, tahk. Hüseyin Esed, Dâru’l-Me’mûn li’t-Türâs, Dimeşk 1404/1984, c. II, s. 177; İbn Ebî Şeybe, Kitâbu’l-Musannef, c. XI, s. 91.
Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 54–57.
İbn Ebî Şeybe, Kitâbü’l-musannef, c. 6, s. 356, 374; et-Tirmizî, “Menâkıb”, 19.
Ebu’l-Hasan Ali b. Muhammed b. Arrâk el-Kinânî, Tenzihü’ş-şeriati’l-merfua ani’l-ehadisi’ş-şeniati’l-mevdua, tahk. Abdülvehhab Abdüllatif, Abdullah Muhammed Sıddık, Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 1401/1981, c. 1, s. 357.
Bilmen, Ashâb-ı Kiram, s. 146–147.