Makale

Maneviyat Buhranı ve Madde Bağımlılığı

Maneviyat Buhranı ve Madde Bağımlılığı

Prof. Dr. İbrahim H. KARSLI
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

İçki ve benzeri alışkanlıkların yaygın olduğu ailelerde, şiddet daha fazla olmaktadır. Aile fertleri açısından hayat, çekilmez bir hâl almakta, âdeta bir ıstırap yumağına dönüşmektedir.

Günümüz insanı, sonsuz merhamet ve şefkat sahibi Rabbinden uzak düşmüştür. Ne zaman sona ereceği belli olmayan ve sonu meçhul bir hayat sürmektedir. Ölüm sonrası ile ilgili arzu ve iştiyakını, sonsuzluk duygusunu yitirmiştir. Hayattaki bütün bu mücadele nedir? İnsanın yapıp ettiklerinin hepsi yok olup gidecek midir? Bugün insan, ne yazık ki bu soruları kendisine sormaktan kaçınmaktadır.
Sonuç ne oluyor? Sonuçta hayat derinliğini, yüceliğini kaybediyor. Bir fazilet mücadelesi olmaktan çıkıyor, şeytani duyguları tatmin etme yarışına dönüşüyor. Böylece insan, fasit bir daire içinde dönüp durmaktan yorulup bitkin düşüyor. Neticede anti depresanlarla içindeki çalkantıları bastırmaya, uyuşturucu ve alkolle kendini avutmaya çalışıyor. Ülkemizde sarhoş edici maddeleri kullanma oranı gittikçe artmaktadır. Ortaöğretim seviyesindeki gençler dahi buna bulaşmaktadır.
İslam’ın haram kıldığı hususlara dikkat etmenin insanı ne büyük zararlardan koruduğu, geçmişe göre bugün çok daha iyi bilinmektedir. Bu açıdan içki yasağı ve bu çerçevede değerlendirilen sarhoş edici diğer maddeler önemli bir örnek oluşturmaktadır. Günümüzde artık bağımlı olanlar da dâhil olmak üzere, hiç kimse, sarhoş edici maddelerin aile, toplum ve insan sağlığı açısından ciddi zararlar içerdiğini inkâr etmemektedir.
On dört asır önce Hz. Peygamberin söylediği “İçki bütün kötülüklerin anasıdır.” hadisini zamanımızda daha iyi anlamaktayız. Yine Maide suresinin 91. ayetinde içkinin, insanlar arasında kin ve düşmanlığı artırdığı, Allah’ı anmaktan ve namazdan onları alıkoyduğu beyanlarının, ne tür hikmetler içerdiğini bugün daha iyi kavramaktayız.
Dünya sağlık örgütünün, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 30 ülkede yaptığı araştırmaya göre; cinayetlerin yüzde seksen beş, ırza tecavüzlerin yüzde elli, şiddet olaylarının yüzde elli, trafik kazalarının yüzde altmış, kadına şiddet olaylarının yüzde yetmiş oranında en etkili unsuru veya sebebi alkoldür. Her yıl iki buçuk milyon insan, alkole bağlı nedenlerden dolayı hayatını kaybetmektedir. Alkol, tüm dünyada önlenebilir ölüm ve yaralanmaların üçüncü temel nedenidir. Alkolden doğan maddi zarar, alkolden elde edilen gelirden çok daha fazladır. Eğitimde başarısızlık, suça eğilim, alkole bağlı sağlık problemleri, alkol kullanımıyla doğru orantılı olarak artmaktadır. (www.yeşilay.org.tr/28.12.2014.)
Âlimler, ayet ve hadisleri incelemişler ve İslam’ın beş temel değeri korumayı hedeflediği sonucuna varmışlardır: Bunlar da din, mal, can, akıl ve namustur. İnsanın maddi ve manevi varlığının korunması, dünya ve ahiret saadetinin sağlanması bunlara bağlıdır. Yine toplumsal huzur ve barışın temini için de, bu temel değerlerin muhafazası oldukça önemlidir. İçki yasağını bu temel değerler açısından ele aldığımızda şu tespitleri yapmamız mümkündür:
İnsan, aklını kaybettiği takdirde saygınlığını da kaybeder. Oysa İslam, insanın hafife alınması ve onuruyla oynanmasına müsaade etmez. İçkinin yasaklanmasının hikmetlerinden birinin de bu olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü alkol veya uyuşturucunun kullanılması hâlinde, insanın aklı ve iradesi zafiyete uğramaktadır. Dolayısıyla çevresindeki insanlar tarafından hafife alınmaya müsait bir hâle gelebilmektedir. İşte sarhoş edici maddelerin yasaklanmasının ardında, bu duruma fırsat vermeme hikmetinin yattığını söyleyebiliriz.
Diğer taraftan dinî hayatın gerektiği şekilde devam edebilmesi, insanın sağlıklı olmasına bağlıdır. Aksi takdirde ibadetler ve toplumsal sorumlulukların yerine getirilmesinde ciddi aksamalar olacaktır. Dolayısıyla içki ve uyuşturucu bağımlılığından korunmak, son derece önemlidir. Çünkü bu tür bağımlılıklar, bedensel ve psikolojik birçok hastalığa sebep olmaktadır. Kısaca, sarhoş edici maddelerin yasaklanması, insan sağlığını, dolayısıyla dinî hayatını koruma hikmetini de içermektedir.
Bir başka husus da içki ve uyuşturucu maddelerin, ayet ve hadislerle açık bir şekilde haram kılınmasıdır. Müslümanların kesin inancı budur. Dolayısıyla bir Müslüman’ın içki müptelası olması, diğer ilahî buyruklar karşısında da lakayt davranmasına sebep olmaktadır. Başka bir ifadeyle bu kimsenin kulluk duygusu ciddi bir yara almaktadır. Namaz, hac vb. diğer ibadetleri de ihmal eder bir hâle gelmektedir. Demek ki bu yasağın ihlal edilmesi, çeşitli yönleriyle dinî hayatı sekteye uğratmaktadır.
Yine madde bağımlısı olan kimseler, akıl ve irade dengesini yitirdiklerinden, haramlara karşı direnme gücünü de kaybetmekte, dolayısıyla kolaylıkla zina, kumar vb. kötü alışkanlıklara kapılabilmektedirler.
Demek ki alkol ve uyuşturucu kullanımını, sadece bir ilahî yasağın çiğnenmesi olarak değerlendirmemek gerekir. Bu yasağın ihlâl edilmesi dinî hayatın şirazeden çıkmasına, çorap söküğü gibi birçok haramın işlenmesine sebep olmaktadır. İbadet hayatından, ahlaki hayata, ailevi sorumluluklardan toplumsal görevlere kadar birçok dinî mükellefiyetin ihmal edilmesine yol açmaktadır.
Diğer taraftan madde bağımlılığı, ailede huzuru yok eden en önemli nedenlerden biridir. Çünkü içki ve benzeri alışkanlıkların yaygın olduğu ailelerde, şiddet daha fazla olmaktadır. Aile fertleri açısından hayat, çekilmez bir hâl almakta, âdeta bir ıstırap yumağına dönüşmektedir. Eşlerin ve çocukların psikolojik yapıları altüst olmakta, gelecekleri karartılmaktadır. Evet, şefkat ocağı olması gereken aile, madde bağımlılığı sebebiyle bir zahmet ocağına dönüşmektedir.
Sokakta karşılaştığımız madde bağımlısı gençler yüreğimizi burkmaktadır. Bunlar; ailesini, itibarını, her şeyden daha önemlisi ümidini kaybetmiş kimselerdir. Dolayısıyla her türlü şerre ve kötülüğe alet olabilirler. Bu gençlerin evveliyatı araştırıldığında, çoğunlukla içki ve uyuşturucu alan ailelerden geldiklerini görüyoruz. Bunlar, ne yazık ki ailelerinden kötü bir miras almışlardır.
İlahî buyruklara gönülden bağlanmak, madde bağımlılığından korunmada en etkili yöntemdir. Yine bu tür hastalıkları olanların tedavi görüp yeniden normal hayata dönemleri için de, İslam mükemmel bir değerler sistemi sunar. Yeter ki kişi, İslam’ın huzur ve esenlik sarayına samimi bir tövbe ile girsin.
İslam, hayata tutunmanın, hatta sonsuz lütuflara ermek için bu hayatta canla başla çalışmanın yollarını gösterir. Her şeyden önce o, insanı Rabbini tanımaya ve O’na bağlanmaya çağırır. Bu ise, insana verilebilecek eşsiz bir müjdedir. Çünkü bütün güzelliklerin kapısı Allah’a inanmak ve bağlanmakla açılır. Yine bütün ümitler, sonsuz rahmet ve merhamet sahibi Yüce Allah’a gönülden teslim olmakla başlar.