Makale

Hırs ve Tamahın Kölesi Olmak

ÂYİNE

Hırs ve Tamahın Kölesi Olmak

Dr. Lamia LEVENT ABUL
Diyanet İşleri Uzmanı

MÜMİNİ mümine ayna olarak vasfeyleyen Hz. Peygamber, mümini mümine emanet etmiştir bir bakıma. Zira ayna neyi görürse onu yansıtır ne eksik ne fazla, ne yalan ne de yanlış… Kırk kapının ardında, kırk perdenin altında gizlense dahi yansıtır cümle ahvalimizi… Küpün içinde ne varsa dışarı da o sızar diyen Hz. Mevlana da dıştaki değil içteki aynaya döndürüyor yüzümüzü; kalbimize, özümüze celbediyor dikkatleri. Kalp aynasından yansıyan hikmet dolu sözleri ile bize ayinedarlık yapan İbn Ataullah el-İskenderî’nin hikmetlerine kulak verelim de kalp aynamız cilalansın ve kemalat yolunda giden nicelerine ayna tutsun.
Ümitli olduğun her şeyin kölesi, ümit kestiğin her şeyden azade ve hürsün.
İnsan hayal ettiği müddetçe yaşar derken şairin söylemek istediği geleceğe, meçhul ummanlara uzanan istekleri elde etme hırsı olabilir mi acaba? Neden ümit eder, neden hiç tükenmez hayallerin ve emellerin ardına düşeriz? Dünya hep sevimli ve tatlı, ümitler her dem taze değil midir? Ah! Ümitler, emeller, hayaller, insanoğlunun hiç yaşlanmayan her daim diri kalan dünyalık hevesleri!
Çoğu zaman ardına düştüğümüz heveslerimiz hayatımızdaki her şeyin önüne geçer ve uğruna bir hayatı tarumar edecek kadar bizi kölesi hâline getirir. Heveslerin ve arzuların kuşattığı ve kendine bağımlı hâle getirdiği bu haz denizinde yitip gitmeden, tamahkârlığımızın bizi esir etmesine fırsat vermeden bir sorgulamanın peşine düşmek gerek.
Bazen içimizden yükselen sese kendimizi kaptırırız. O ses bize istediğimiz her ne ise elde etmemizi, vazgeçmememiz gerektiğini fısıldar. Değil mi ki! Uzun yaşama arzusu, servet kazanma hırsı yanında, makam-mevki, şan-şöhret gibi bizi kendilerine kul-köle eden, esaret zincirini boyunlarımıza geçiren uzun bir liste. Ne olduğu önemli değildir, tutkuyla, hırsla arzuladığımız her şeyi koyabiliriz oraya… O ses mütemadiyen şöyle der: “Sen iyi ve güzel olan her şeye değersin. Ancak isteklerini elde ettiğin takdirde mutlu olursun. Uğruna çok bedeller ödesen de hak ediyorsun onu. Asla vazgeçme! İsteklerinin, arzularının peşinden git.” İçimizdeki bu ses o kadar baskındır ki ne aksini düşünmek ne de doğruluğunu tartışmak isteriz. Hırslarımız aklımıza galip gelmiştir artık. Bir serabın peşinde mecnun misali giderken hırslarımızın bizden neleri alıp götürdüğünün, uğruna neleri feda ettiğimizin farkına bile varamayız. Öyle ki, kendi hürriyetimizden, benliğimizden, duygularımızdan, insanlığımızdan neleri feragat ettiğimizi anlamak için uyarılmaya muhtacız.

“Ümitli olduğun her şeyin kölesi, ümit kestiğin her şeyden azade ve hürsün.”
İbn Ataullah İskenderî

O ses ve onun telkin ettiği hiçbir şey bize peşine düştüğümüz manevi huzuru getiremez. Çünkü isteklerin arzuların biri bitmeden diğeri başlar ve sonu gelmez. Dahası o ses hep başkalarının sahip olduklarına göz diker ve kendisiyle kıyaslar. Hüsran ve mutsuzlukla neticelenen bir yoldur bu! Hakikate, erdeme, ilme, dostluğa, kardeşliğe, iyiliğe adanması gereken hayat boş emellerin peşinde savrulup heba olur…
Hayatın asıl hakikatinden uzak düşen ve yolu o hakikatle buluşmayan kimselerin asıl ıskaladığı şey, bizi çepeçevre saran hayatın gelgitleri arasında sahici bir sese kulak verememek. Efendiler Efendisi, kalpleri hırs ve tamahla kararanlara en büyük hazinenin gönül zenginliği olduğunu hatırlatıp uyandırıyor gaflet uykusundan: “Ey hâkim! Bu dünya malı göz alıcı ve tatlıdır. Kim bu mala tamah etmeden gönül zenginliği ile sahip olursa kendisi için malı bereketlenir. Kim de hırs ve tamah dolu bir kalple bu malı isterse tıpkı yiyip de doyamayan kimse gibi, onun için malın bereketi kaçar.” (Buhari, Zekât, 50.)
Kalplerin sırlarını açan ve bizlere ayna tutan İmam Gazali, tamahkârlık ve hırsı çoğaltan kimsenin halka ihtiyacı çok olur, bu da insanı zillete götürür, bu bakımdan kanaatte hürriyet ve izzet vardır derken, hırsların ve tamahın insanı düşürdüğü zillet ve esarete dikkat çeker ve menfaatleri uğruna insanlara yaklaşanlarla kimseden beklentisi olmayanların halini ise şöyle resmeder: “İstediğin bir kimseden (şeyden) müstağni ol, onunla eşit olursun. İstediğin bir kimseye (şeye) muhtaç ol onun esiri olursun. İstediğin bir kimseye iyilik yap onun emiri olursun.” (İmam Gazâli, İhya-u Ulumiddin, c. 3, s. 530, İstanbul 1993.)
Hayatımızı idame ettirmemiz için makul ölçülerde varlığa sahip olmayı ancak o varlığa gönlümüzde yer vermemeyi öğütlüyor hikmet ehli. Kanaat edip Rabbin nasip ettiğine razı olmak varken, hep daha fazlasına ve başkasının elinde olana göz dikme hırsıdır insanı arzularına köle yapan. Ancak gönül evimizi böyle süfli ve gelip geçici şeylere mekân eylemek, onu ifsat etmek değil midir? Yüce Allah’ın cemaline ayna eylediği kalbi boş heveslerle doldurmak ve nihayetsiz arzulara hizmet ettirmek ne büyük müsrifliktir!
Ne zaman ki dünyalık arzulardan, emellerden ve isteklerden kalbimizi hâli eyler, kanaat hazinesine sarılırız, işte o zaman gerçek özgürlüğe de kanat çırparız. O zaman tüm ümitlerin bağlandığı ve her umut edene umduğunu vermeye gücü yeten yegâne Rabbe kul olur, gönül zenginliğine ve huzuruna ulaşırız.