Makale

Dünya-Ahiret Arasında Denge

Abdurrahman Akbaş
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

Dünya-Ahiret
Arasında Denge

Müslüman olmak, Müslümanca yaşamayı gerektirir. Bu yüzden Müslümanın kendine özgü bir dünya görüşü, hayata bakışı vardır. Onun hayata bakış açısını Kur’an ve sünnet belirler. Kur’an ve sünnet açısından hayata bakışında ise bir denge ve ölçü vardır.
Müslüman, dünya-ahiret, beden ve ruh, akıl-gönül arasındaki dengelere önem ver melidir. Zira bu dengeleri sağlıklı kurmak, hayatımıza ahenk ve huzur getirir. Dengeli ve ölçülü olmak da dinimizin tavsiyesidir. Nitekim Cenab-ı Hakk, inananlara; "...Ben sizi orta (yolda) bir ümmet kıldım..." (Bakara, 143) buyurarak ifrat ve tefritten olabildiğince uzak; hem akıl, hem his, hem de ruh yönüyle dengeli bir toplum olmamız gerektiğini vurgulamaktadır. Ayrıca bizler ibadet ve dualarımızda içerisinde,
günde en az kırk defa: "ihdi- na’s-sırata’l-müstakîm-bizi doğru yola hidayet et" (Fatiha, 6) demek suretiyle, Rabbimiz- den bizleri dengeli bir hayat içerisinde tutmasını dileriz.
Kur’an ve sünnete göre dünya- ahiret arasındaki dengede ne dünya, ahiretin; ne de ahiret, dünyanın karşıtı, alternatifi değildir. Dünya ve ahiret birbirini takip eden iki gerçektir. Bu iki hayatı birbirinden ayırmak, bedenle ruhu birbirinden ayırmak gibidir. Her ikisi debir bütünün yarısı ve biri diğerinin tamamlayıcısıdır.
Çünkü ahire- te giden yol dünyadan geçmektedir. Cennete de cehenneme de dünyadan gidilmektedir. Ahi- ret, insanın aşkın, sonsuz hayatıdır. Dünya ise ahirete açılan kapı ve ahiretin tarlası, hangimizin daha güzel ve ahlâkî amellerde bulunacağı bir sınav meydanıdır. Ayrıca imar etmemiz, üzerinde medeniyetler kurmamız ve güzellikleri teşvik, kötülükten sakındırma ile düzenlememiz gerekenbir vazife zeminidir. (Hûd, 61; Mülk, 2; Bakara, 143 vb.)
Bu açıdan Kur’an ve sünnet, bizlere iki hayat arasında denge kuracak yaklaşımlar sunar. Bu yaklaşımlar, dünya nimetleri ile olan ilişkilerimizi düzenler ve bu ilişkileri doğru ve ölçülü bir şekilde geliştirmemize rehberlik eder.
Kur’an ve sünnet perspektifi dışında dünya ve ahiret hayatına bakış, dengeleri alt üst eder, beraberinde kişilere ve eşyaya yönelik tutum ve tavırlarda bozulmayı ve yozlaşmayı getirir.
Kur’an ve sünnetin benimsemediği bakış açılarından biri; hayatı sadece ahiret hayatı olarak görüp, dünya nimetlerinden uzaklaşma anlamına gelen ruhbaniliktir.
Nitekim Kur’an, Hıristiyanlarca Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için başlatılan ruhbanlığın sonradan • ihdas edildiğini ve böyle bir hareket içerisinde olanların doğru yoldan saptıklarını şöyle ifade etmiştir: "Sonra bunların izinden ardarda peygamberlerimizi gönderdik. Meryem oğlu İsa’yı da arkalarından gönderdik, ona Incil’i verdik; ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet vermiştik. Uydurdukları ruhbanlığa gelince, onu biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da geregi gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere mükâfatlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır." (Hadid, 27)
Maalesef İslam toplumla- rında seyrek de olsa, Hıristiyanlık ve Hint kültürlerinden gelen tesirlerle dünyadan el etek çekip, kendini tamamıyla ahirete veren ve dünyayı dışlayan yaklaşımlar olmuştur. Elbette İslam’ın mânevî değerleri ile söz konusu yaklaşımları bağdaştırmak mümkün değildir.
Bunun yanında Allah merkezli bir hakikat anlayışını terk eden, ahireti yok farzeden anlayışları da İslâm dininin onaylaması mümkün değildir. Zira dünyanın tek gerçek hayat kabul edilmesi, hayatın kutsal değerlerden arındırılması, maddi hazların ön plana alınması, İslâm inanç ve ahlâk değerleriyle yakından uzaktan bağdaşmamaktadır.
Kur’an-ı Kerim hayatın gayesiz ve anlamsız olduğunu ve dünya hayatının zebûnu ve kurbanı olan, Rabbini ve ahireti unutanların temelsiz bir düşünceye sahip olduklarını şu şekilde ortaya koymaktadır: "Dediler ki: "Dünya hayatımızdan başka hayat yoktur. • •
Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman yok eder." Bu hususta onların bir bilgisi yoktur. Onlar sadece zanda bulunuyorlar." (Câsiye, 24)
Dünyevileşme anlamına gelen bu durum, insanlık için ciddi bir problemdir. Özellikle günümüzde öte dünya düşüncesinin hayatın dışında tutulması, ölüme ayarlı hayatın yaşanmaması için dünyadaki birçok ayartıcı nesnelerle yetinme teşvik edilmekte ve dünya hayatının alternatifi olmadığı, bilinçli ve bilinçsiz bir şekilde ele alınmaktadır. Dünyevileşme global bir kültür olarak insanlığa empoze edilmektedir. Bu anlayış, beraberinde bireyselciliği, hazcılığı getirmekte, dinin öğütlediği yardımlaşma ve paylaşma gibi erdemleri hayattan soyutlayarak, milyonlarca insanın sömürülüp açlığa mahkum olmasına, yeryüzünde toplumsal ve ekolojik dengenin bozulmasına sebep olmaktadır.
Tüketim yarışı içinde, dünya ile öte dünya, hayat ile ölüm, akıl ile gönül arasına duvarlar ören günümüz insanının bu duvarları yıkmak için, daha derin, daha anlamlı, daha çekici ve daha güzel olan , ahiret hayatını gündeminden çıkarmaması ve orada sahip olabileceği ebedi güzellikleri kaçırmaması için, dünyevileşme konusunda dikkatli olması gerekir.
Dünyevileşmenin panzehiri ahirete imandır. Zira ahiret- te hesap verme bilinci, Müslü- manı her saat Yaratıcının karşısına çıkacakmışçasına bir hazırlık içinde kılarak, her anını şuurla izleyen, kendi kendinin bekçisi, gözcüsü yapar. Bu durum iyi bir otokontrol mekanizması olup, insanın yaşayışını büyük bir disiplin altına alır ve kişiye sorumluluk duygusu verir, ileride hesaba çekileceği büyük güne göre, insanlar ve tabiat ile ilişkilerini İlâhî ölçü temelinde yürütmesini sağlar.
Bir de bu durumun aksini düşünelim; Yüce Allah’ın belirlediği dünya ve ahiret hayatı ile ilgili belirlediği ölçüyü kaçırıp, öte dünya sorgusuna inanmayan kişinin, hayat ilkesini ne belirleyecektir? insan neye göre, kime karşı hangi sorumlulukla ve sonuçta, hangi müeyyideyi gözeterek yaşayacaktır?
Doğal olarak hayatını bağladığı ilkeleri tesadüf olan kişiyi nefsi yönlendirecektir. Nefsi ise daima ona her an kötülükleri ilham edecektir. (Şems, 8)
Böyle bir yapıda olan insandan çevre de zarar görecektir. Bu yüzden ferdi ve toplumsal huzur için ahiret düşüncesinin gündemde tutulması çok önemlidir.
Nitekim Kur’an-ı Kerim’de yüzden fazla terim ve deyim olarak ahiret inancı işlenmekte, konuyla ilgili ayetler hem Mekki hem de Medeni surelerde önemine binaen tekrarlanmaktadır. Söz konusu tekrarlarla konunun önemini vurgulamak, insanda sorumluluk duygusunu pekiştirmek, dünya ve ahiret dengesini kurmak amaçlanmaktadır.
Kur’an’da kurulan dengeye baktığımızda; her iki dünyada bizlere dengeli olmayı önerir ve bizden sadece dünyayı veya ahireti istememizin doğru olmadığını beyan buyurarak, her iki dünyanın meşru güzelliklerini birlikte istememizi şöyle öğütlemektedir: "Rabbimiz! Bize dünyada da ahirette de iyilik ver" (Bakara, 20; A’raf, 156)
Yine Kur’an’a baktığımızda Müslümandan dünya ile ilgilenmesini ve onu yaşanabilir kılmasını ister ve onda dünya hayatıyla ilgili uyarılar görürüz. Kur’an’da dünya nimetlerinden istifade etmeyi, kullanmayı yasaklayanlar: "Allah’ın, insanların kullanımına açtığı temiz dünya nimetlerini onlara yasaklamak, O’nun koyduğu sınırları aşmaktır." (Maide, 87) şeklinde ikaz edilirken, dünya nimetlerinin cazibesine kapılanlar ise: "Dünya hayatını ahirete tercih edenler, "Onlar, ahireti verip dünya hayatını satın alan kimselerdir. Artık bunlardan azap hiç hafifletilmez. Onlara yardım da edilmez." (Bakara, 86) "inkâr edenler ateşe sunuldukları gün, (onlara şöyle denir:) "Dünyadaki hayatınızda güzelliklerinizi bitirdiniz, onların zevkini sürdünüz. Bugün ise yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızdan ve yoldan çıkmanızdan dolayı, alçal- tıcı bir azapla cezalandırılacaksınız (Ahkâf, 20) şeklinde uyarılmaktadır.
Ayrıca Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) tarafından meşru ve Allah rızasına uygun olması şartıyla; dünya ve dünya ile ilgili faaliyetleri över. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), dünya ve ahiret konusunda dengeli bir yol izlemiş, ne tamamen kendini ibadet ve meşguliyetlere kaptırarak ailesini ihmal etmiş, ne de tamamen ailesiyle meşgul olarak ibadet ve vazifelerini aksatmıştır. Günlük vaktini, ibadet, istirahat, aile hayatı ve günlük meşgaleler için düzenli bir şekilde taksim etmiştir.
O, bu dengeli hayatını hep muhafaza etmiş, müminlere de dengeli davranmaları konusunda şöyle demiştir: "Bu din kolaylıktır. Hiç kimse (amellerim eksiksiz olsun diye) kendini zorlasın da din, ona galip gelmesin (ve zorlanıp büsbütün amelden kesilmesin). Öyleyse orta yolu takip edin..." (Buhârî, İman, 29)
Hz. Peygamberin ailesini de bu dengeli hayata çekmeye çalıştığının örneklerinden biri şu hadisedir: Enes radıyal- lahu anh der ki: "Hz. Peygamber (s.a.s.) mescide girmişti ki, iki direk arasına gerilmiş bir ip gördü. "Bu da ne?" diye sordu. Bu, Zeyneb radıyallahu anh’in ipidir, namaz kılarken uykusu gelince buna takılıyor (ip onun düşmesini önlüyor)" dediler. Hz. Peygamber (s.a.s.), "Hayır (olmaz) çözün ipi. İstekliyken namaz kılın, uykunuz gelince de yatın" diye emretmiştir. (Buhârî, Teheccüd, 18; Müslim, Müsâfirîn, 219, Hadis No: 784; Ebu Dâvud, Salât, 308, Hadis No: 1312)
Peygamberimizin sevgili damadı Hz Ali (r.a.) de dünya ve ahiret dengesi konusunda bizlere şu uyarıda bulunur:
"Ey müminler! Dünya arkasını çevirerek yel gibi esip gitmekte, ahiret de ona karşı aynı sür’atle gelmektedir. Bu iki âlemin insanlar arasında çocukları vardır. Ey Müslümanları Sizler, dünyanın değil ahiretin çocukları olunuz. Bu dünya iş günüdür, hesap günü değildir. Fakat yarın (ahiret) hesap günüdür, iş günü değildir." (Buhârî, Rikâk, 4, VI, 1 71) Görüldüğü üzere bu tür uyarı ve düzenlemelerin, insanı dünyadan uzaklaştırmak gibi bir amacı yoktur. Kur’an’ın ve Peygamberimizin dünyaya karşı uyarıları, onun nimetleri ile değil, insanın bunlarla ilişkisi, insanın zaaflarına, arzularına yenilerek sadece bu nimetlerin peşinde koşarak ahireti unutması, kişiyi Yüce Allah’a ibadet etmekten alıkoyması, imtihanı kaybetmeye götüren bir hayat tarzına, dünyevileşmesine yöneliktir.