Makale

eğitimde yeni arayışlar

Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın
Cumhuriyet Üniv. ilahiyat Fak.

eğitimde yeni arayışlar

Çağımızda toplumsal değişimler o kadar çok hızlı olmaktadır ki, takip etmek bile zorlaşmıştır. İster istemez bu gelişimleri takip etmek gerekmektedir. Belli başlı değişiklikleri şöyle sıralayabiliriz:
1.Toplumsal değişim
2.İnsan anlayışı
3.Yaşama biçimi
4.Ekonomik şartlar
5.Eğitim anlayışı
6.Bilgi anlayışı.
Bir toplumun örgün ve yaygın eğitimi, o toplumun bireylerinin dünya görüşlerini, kişilik oluşumlarını, hayat biçimlerini, çalışma alanlarını belirler. İşte bu nedenle, içinde bulunduğumuz sosyal ve kültürel şartlar, kendimizi, kurumlarımızı ve değerlerimizi yeniden incelememizi gerektiriyor.
İnsanlığın endüstri toplumundan bilgi toplumuna geçiş sürecini yaşadığı günümüzde teknolojik yenilikler, benzeri görülmemiş değişimlere ortam hazırlamaktadır. Bu değişimin gelişim yönünde olmasını, kuşkusuz, bilim, teknoloji, sanat ve manevî değerler alanında bilgili ve tutarlı insanlar yetiştirerek eğitim sağlayacaktır.
İnsanın gelişmesinde olduğu gibi toplumların gelişmesinde de sonraki olaylarla önceki olaylar arasında ciddi bir ilişki vardır. Bu ilişki doğa olaylarında olduğu gibi kesin bir sebep-sonuç ilişkisi olmasa da çoğunlukla toplum hayatında olayların meydana gelişinde tesadüflerden daha belirleyici olan, o olaylarla ilgili önceki toplumsal yaşantılardır. İnsanlığın yeryüzündeki çok uzun serüveni içinde artarda gelen pek çok olay birbirinin sebep ve sonucudur. Bunlar ilk bakışta bağımsız olaylar gibi görünseler de zamanla insanlığın ortak mirası ve hafızasını oluştururlar. Bu açıdan bakıldığında 20. yüzyıl kendisinden önceki dönemlerde başlamış olan sosyal ve siyasal olayların bir bakıma sonuçlarının alındığı ya da tamamlandığı bir dönemdir denilebilir. 19. yüzyıl içinde başlayıp gelişen pek çok olay 20. yüzyıl başında sonuçlanmıştır. Bunlar arasında en fazla dikkat çekenleri şöyle sıralayabiliriz:
İmparator, kral veya sultan gibi gücü temsil eden ve bunu çoğunlukla tanrı adına yapan biri tarafından yönetilen büyük imparatorluklar yıkılmış veya yönetim şekillerini değiştirerek ulus devletler ortaya çıkmıştır. İmparatorlukların kendi toprakları dışındaki ülkeler üzerindeki egemenliğine dayalı sömürgecilik faaliyetleri giderek azalmış veya ekonomik bağımlılık şeklinde yön değiştirmiştir.
20. yüzyılın başında ve ortasında yaşanan dünya savaşları, bir çok ülkeyi ve özellikle Avrupa’yı altüst ederken, dünya âdeta iki kutup hâlinde silahlanma yarışına başladı. Sovyetler birliğinin dağılmasıyla bu mücadele bitti gibi görünmesine rağmen, pek çok yerde savaşlar, çatışmalar, açlık ve yoksulluklar devam etmektedir. Toplumlarda tarımdan sanayiye geçişle birlikte değişen ekonomik ve sosyal yapı sorunları dikkati çekerken, kırsal kesimden kente göç olayları da toplumdaki birçok değeri değiştirmiştir.
Daha önceki yıllarda başlayan bilimsel gelişmeler, 20. yüzyılda artarak devam etmiş, bilimsel buluşların sonucu olarak ortaya çıkan teknoloji ürünleri insan hayatını büyük ölçüde etkiler hâle gelmiştir. Teknoloji aracılığı ile bilgiye ulaşmak kolaylaşırken, bilgiye ilk sahip olan ve onu kullanılabilir hâle getiren, diğerlerine göre avantajlı duruma gelmiştir.
Telefon, radyo ve televizyondan sonra, bilgisayar ve internet, insanlar, ülkeler, kıtalar arası iletişimi çok hızlı bir hâle getirmiştir. Teknolojinin sağladığı bu yoğun iletişim imkânları, dünyanın herhangi bir köşesinde meydana gelen yerel bir olayın bile bazen bütün dünyanın önemli meselesi hâline gelmesine neden olabilmektedir.
Eski dönemlerin en değerli insan tipini oluşturan çok bilen insan, yerini bilgiyi gerektiğinde nerede, nasıl bulabileceğini bilen insana bırakmıştır. Yine çağlar boyu bilginin değişmez ve kalıcı olduğuna inanan insan tipi, yerini bilginin kısa zamanda değişip eskidiği bu nedenle sürekli yeni bilgiler peşinde kendini durmadan geliştirmeye çalışan insan tipine bırakmıştır.
Eğitimin içeriği de giderek hayatla daha ilişkili olmaya başladı ve çok bilen insan yerine, bilgiye kolayca erişebilmenin de yollarını iyi bilen, bilgiyi hayatı kolaylaştırmakta bir araç olarak kullanabilen insan yetiştirme giderek ön plâna çıktı. Günümüzde, eğitimli insanın tanımı da değişti. 21. yüzyılda okuryazarlık temel bilgisayar becerilerini de kapsayacaktır. Kişi, teknolojiden, teknolojinin boyutlarından, özelliklerinden, haberdar olacaktır.
Geçmiş yüzyılların itaatkâr, uslu çocuk kavramı, kendi kendine yetebilen, karar verebilen, kararlarının sonucuna katlanabilen, hak ve sorumluluklarını dengeli bir şekilde taşıyabilen insan yetiştirme kavramı ile yer değiştirdi. Bunun eğitim anlayışındaki görünür etkisi, eğitim ortamlarındaki iklimin otoriter yaklaşımdan kişiler arası karşılıklı etkileşime dayalı daha serbest bir yaklaşıma doğru değişmesi şeklinde oldu.
Demokratikleşme dünyanın hemen her ülkesinde ulaşılmaya çalışılan önemli hedeflerden biri oldu. İnsanların bu yoldaki çabaları tüm dünya ülkelerinin demokratikleşmelerini sağlamadı ise de 20. yüzyıl ülkelerin demokratikleşme çabalarına sahne oldu.
Daha önceleri, okullarda eğitim görme şansı olmayan veya az olan kadınlar önce okullarda sonra çalışma ve siyaset hayatında görülmeye başladı.
Günümüz toplumlarını iki ana özellikle karakterize etmek mümkündür: a. Toplumun tüm hayat alanlarında yoğun bir bireyselleşme atılımının gerçekleşmesi. b. Toplumda geçerli değer anlayışlarının çoğullaşması.
Son yüzyılda büyük değişimlere sahne olan dünyamızda insanoğlu daha birçok değişimlere hazır olmalıdır. Toplumdaki değişimlere paralel olarak, eğitim alanında da değişiklikler yaşanmaktadır. Eğitim alanındaki değişiklikleri kısaca şöyle sıralayabiliriz. Herkese eğitim, zorunlu eğitim, hayat boyu eğitim, çok kanallı eğitim, öğretmen merkezli öğretimden öğrenci merkezli öğretime geçiş, aktif öğretim, küreselleşme, toplam kalite yönetimi vb.
Yaklaşık iki yüzyıl önce başlatılan her çocuğa zorunlu eğitim, tüm dünya ülkelerinde benimsenen bir uygulama hâline gelmiştir. Bununla birlikte, kız çocuklarının okula gitmesi de kabul edilen bir değer olmuştur.
Eğitim denilence ilk akla gelen okul kavramından, vazgeçilerek hayat boyu eğitimden bahsedilmeye başlandı. Çünkü bilimsel teknolojik gelişmeler ve toplumsal değişimler, eğitimi belli bir yaş ile sınırlama düşüncesini değiştirdi. Bunun sonucu hayat boyu eğitim, yetişkin eğitimi, hizmet içi eğitim kavramları ön plâna çıktı. Ayrıca teknolojinin sağladığı imkânlarla gerçekleşen uzaktan eğitim süreçleri, insanlara hayatlarının herhangi bir döneminde, ilgi duyduğu bir alana yönelme veya o zamana kadar fark etmediği bir yeteneğini keşfetme fırsatlarını vermektedir.
Son yıllarda ekonomik ve sosyal ilişkilerle bağlantılı olarak küreselleşme kavramından söz edilmeye başlandı. Küreselleşme, kısaca, dünyanın herhangi bir yerinde meydana gelen sosyal, siyasal ya da ekonomik olayın yakın veya uzaktaki başka yerlerde de kendini hissettirmesi şeklinde tanımlanabilir. Eğitim açısından küreselleşme ise, birkaç değişik şekilde tanımlanabilir. Bu tanımlardan biri, birbiri ile bu kadar yakın ilişki içinde olan dünya toplulukları arasında rahatça dolaşabilecek, çalışabilecek, hatta farklı ortamlarda yaşayabilecek insanı yetiştirmek şeklinde olabilir. Bu tanım çerçevesinde eğitimin görevi yalnızca ulusal sınırlar içinde başarılı olabilecek insanları değil, farklı kültür ve coğrafyalarda uyum sağlayabilecek ve başarılı olabilecek insanların yetiştirilmesidir.
Batı’da J.J Rousseau ile başlayan, çocuğa göre eğitim anlayışı, birçok bilimsel çalışmaya zemin hazırladı. Çocuğa göre eğitim, anlayışının benimsenmesi, çocuğun yani bireyin tanınmasını sağladı ve böylece eğitim psikolojisi çalışmalarını artırdı. Bu çalışmalar, öğretmen merkezli, klasik öğretme anlayışı yerine, öğrenen merkezli öğretim anlayışının yaygınlaşmasını sağladı. Öğrenen merkezli eğitim, kişilere öğrenmek istediklerini seçme hak ve sorumluluklarını vermenin yanında, bireyin kendisine en uygun yöntemlerle, öğrenme etkinliklerine aktif katılma imkânını da sağladı.
Eğitim amaçlarının belirlenmesinde etkili olan, bireyi veya toplumu öne alan iki temel yaklaşım tarih boyunca etkili olmuştur. Son yıllarda, toplumu ön plâna çıkaran sosyalist ve devleti ön plâna çıkaran görüşler yerine, liberalist, kapitalist, faydacı (pragmatist), varoluşçu (egzistansiyalizm), insancı (hümanist) anlayışa uygun birey merkezli anlayış yaygınlık kazandı.
Eğitim alanındaki değişiklikler, bilgi anlayışında da değişikliklere neden olmuştur. Geçen yüzyılda bilgi "kazanılacak " bir şey olarak algılanıyordu. Bunun sonucu olarak da öğrenci üretici ve etkin bir unsur olarak ele alınmak yerine edilgen ve alıcı yani verilen konuları ezberleyen bir konumda idi. Günümüzde ise bilgi, "aranılan ve keşfedilen" bir şey olarak kabul edilmektedir. Bu durumda öğrenci verilen bilgileri belleyen bir kişi değildir. O, öğretimde etkin ve bilgiyi arayan, keşfeden bir özelliğe sahiptir. Bunun sonucu olarak artık öğretme yerine öğrenme ön plâna çıkmıştır. Diğer bir ifade ile öğretim, öğrenci merkezli bir hâle gelmiştir. Öğrenci merkezli öğretme yöntemlerine aktif öğretim yöntemleri denilmektedir.
Son yıllarda yaygınlık kazanan toplam kalite yönetimi, sanayi sektöründe geliştirilen yönetim kuramlarından olmakla birlikte, genel yönetim kuramı ve kamu yönetimi, sağlık yönetimi, eğitim yönetimi gibi hizmet alanlarını da etkilemiş ve geniş uygulama alanı bulmuştur. Ülkemizde de eğitim yönetimi alanında bu kavramlar tartışılmaya ve kabul görmeye başlamıştır.
Kısaca kalite, bir ürün ya da hizmetin belirlenen veya olabilecek ihtiyaçları karşılama yeteneğine dayanan özelliklerinin toplamı demektir. Eğitimde kalite, eğitilmiş kişilerin aldıkları eğitim ile edindikleri bilgi, beceri ve tutumlarıyla toplumun ihtiyacı ve isteklerine beklenen seviyede cevap verebilmesidir. Kalite değerlendirilmesinde önemli olan hizmeti alan kişi (müşteri)lerin bu hizmetten memnun olması ve ihtiyaçlarının karşılanmış olmasıdır. Bir malın kalitesini alıcı belirler. Eğitimde kalite, belli zaman aralıklarıyla ve objektif ölçütlerle, eğitim kurumunun belirlenmiş olan hedeflere ulaşıp ulaşmadığı, eğitimi alan öğrenciler ve eğitimi veren eğiticilerin memnuniyeti, kurumun fiziksel imkânları, sınav düzeni ve ölçme değerlendirmenin objektif yöntemlerle yapılıp yapılmadığının değerlendirilmesidir.
Türk eğitim sistemi, tarihî ve kültürel mirasının getirdiği şartlarla birlikte dünyada yaşanan değişimden bağımsız olarak düşünülemez. Çağın eğitim şartları bizi de etkilemektedir. Bu nedenle, Türk eğitim sistemi de millî ve manevî değerlerini koruyarak bu değişime ve şartlara uymaya çalışmaktadır. Millî Eğitim Bakanlığının son yıllardaki çalışmaları, yukarıda açıklamaya çalıştığımız gelişmelere uygun olarak başarıyla devam etmektedir.