Makale

başyazı

b a ş y a z ı

Prof, Dr. Ali Bardakoğlu
DİYANET İŞLERİ BAŞKANI

Ülkemizde en önemli sorunlardan birinin eğitim olduğu sık sık ifade edilmektedir. Ancak konu hakkındaki yazıların çoğu, örgün eğitim kurumlarının yapılanması ve müfredatıyla ilgilidir. Bugün toplumumuzun önemli bir kısmında birçok açıdan eğitimsizlik göze çarpmakta, bu durum ahlâkî yozlaşmaya yol açmaktadır. Gençlerimiz çeşitli zararlı akımların pençesine düşmekte, daha genç yaşta hayata küsmektedir. Şüphesiz ki toplumun ahlâkî bakımdan olgunlaşması ve bireylerin erdemli olması ancak söz konusu manevî ve irfanî boyutların ön plâna çıkmasıyla ve insanların olgunlaşmasıyla mümkündür. Din görevlileri olarak bizim vazifemiz, eğitimi birey ve toplum temelinde, hayatın her alanına manevî açıdan ve irfanî bir boyutta nasıl yetkin ve yerleşik hâle getirebiliriz olmalıdır.
Bugün insanlar arasında var olan rekabet duygusu, kıskançlık, cimrilik, aldatma, yalan söyleme, hırsızlık ve kumar gibi duygu ve davranışlar, aslında insanların söz konusu manevî ve irfanî eğitim sürecine bir şekilde kendilerini dâhil edememeleriyle yakından ilgilidir. Kurumumuz toplumun birçok alanında hâlâ egemen olan geleneksel eğitim anlayışını, aklın ve bilimin ışığında yenileyerek sürdürme çabasındadır. Bu manada örgün eğitim kurumlarında kazandırılan eğitimin sadece bireyin belli bir yaş aralığında geçerli olduğu gözlemlenirken, irfanî ve manevî eğitimin insan nefislerinde bir kere yerleştikten sonra hayat boyu devam edeceği söylenebilir. Bu açıdan irfanî ve manevî eğitim örgün eğitim kurumla- rında kazandırılan millî ve manevî değerleri hayatın her alanına ve süresine yayabil- me görevini üstlenmektedir.
Eğitimin başka bir amacı da toplumsal temayüllere önem vererek bireylerin manevî ve millî değerlere katılımını temin etmektir. Böylelikle bu değerlerin nesilden nesile devamlılığı sağlanacak, ayrıca topluma yararlı olmayan inanışların da zihinlerden ayıklanmasını sağlayan bir süreç gerçekleşmiş olacaktır. Bu süreçte caminin ve cami görevlilerinin sorumluluğu da çok daha büyük olmaktadır.
Ayrıca eğitim sadece bir özne-nesne, hatip-kitle ilişkisi değil, insan nefsinin iyi ve kötünün iki aşırı ucundaki meyilleri en aza indirerek insanın daha mutedil olmasını sağlayan bir iç hesaplaşmadır. İnsanlar kendilerini ulvî amaçlar doğrultusunda kendi iç dünyalarında terbiye edecek bir otoriteye sahip olmalı, manevî tecrübelerin ve iç hesaplaşmanın kendilerini getirdiği nokta itibarıyla kendi kendilerini eğitebilmelidir. Bu manada Yüce Mevlânın isimlerinden birinin de Rab yani terbiye eden, eğiten olması manidardır.