Makale

Namaz ruhu

Namaz ruhu

Dr. Bahattin Akbaş
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

Yüce Allah’a karşı yerine getirilmesi gereken ibadetlerden biri olan namazın İslam dininde ayrı bir önemi ve değeri vardır. Namaz ibadeti, titizlikle korunması ve samimiyetle yerine getirilmesi gereken bir ibadettir. Dua, istiğfar, övgü anlamlarını taşıyan namaz; tekbir ile başlayan, belli fiil ve sözleri içine alan bir ibadettir. Allah’a karşı tesbih, tazim ve şükrün ifadesidir. İçerisinde zikir, tesbih, dua, kıyam, rükû, secde gibi alt ibadetleri toplar. Namaz kötülük ve günahla kişi arasında bir perdedir. Maddi ve manevi arınmadır. Sorumluluk, düzenlilik ve disiplinin kazandırılmasıdır.

Kur’an namazın şeklinden çok manası, ruhu ve gayesi üzerinde durur. Namazın yoğun bir bağlılık ve dikkatle kılınmasını ister. Namaz en güzel şükür vesilelerindendir. Namaz Rabbe sadakatin, ona iltica etmenin, onun lütfundan nasiplenmenin, ona aidiyetin makes bulduğu bir ibadettir.

Müminin miracı olan namaz, ilahî davete icabet ve Rab’le buluşmadır. Bedeni olduğu kadar kalbi de temizleyen, kötülüklere karşı koruyan bir kalkandır. “Namaz fuhşiyattan/her türlü kötülükten alıkor.” (Ankebut, 45) Namaz manevi bir ırmaktır, günah kirlerinden arındırır. Hz. Peygamber, günde kılınan beş vakit namazın maddi ve manevi önemini, bir nehirde her gün beş kez yıkanan birinin durumuna benzeterek şöyle anlatır: “Ne dersiniz, birinizin evinin önünden bir nehir aksa ve her gün o nehirde beş kez yıkansa, bu durum o kişide kir namına bir şey bırakır mı?” diye sordu. Oradakiler; ‘Hayır, o kişide kir namına bir şey bırakmaz.” dediler. Bunun üzerine Allah’ın Elçisi (s.a.s.), “İşte günde kılınan beş vakit namaz da böyledir. Allah onunla hataları siler.” (Buhârî, Mevâkît, 6) Nasıl ki günde beş kez yıkanan birinin üzerinde kir namına bir şey kalmazsa, günde beş vakit namazını düzenli bir şekilde kılan bir kimsenin üzerinde de günah namına bir şey kalmaz.

Namazı bir an önce yerine getirip borcu ödeme saikinden ziyade onu hasretle bekleme idraki ve bu ruh hali ile eda etmek önem taşır. fiairin “fiu kasvet dünyasında kalmadı özlediğim, Namaz vaktinden başka anını gözlediğim” (N. Fazıl); mısraları ile terennüm ettiği idrak ve duyuştan hareketle bu muazzez ibadete özlem duymalı, onun geliş vaktini hasretle beklemeli, onu huşu ile yerine getirmeye çalışmalıdır.

Namazı ihsan ile idrak etmek de namaz ruhuna erebilmenin önemli merhalelerindendir. Her şeyi gören ve herkesin yaptıklarını bilen Rabbimizin bizleri gördüğünü, yaptıklarımızdan haberdar olduğunu idrak ederek ona yönelebilmelidir.

Namaz göz aydınlığımızdır. Müminlerin huzur vesilesidir. Yine şairlerin; “Namaz sancıma ilaç, yanık yerime merhem, Onsuz ebedi hayat benim olsa istemem.” (N. Fazıl) “Namaz gözlerin nuru, namaz ki cana ışık; Her rükû ve her secde, derde, hicrana ışık!” (Mustafa Necati Bursalı) veciz ifadelerinde olduğu gibi namaz ibadeti gönül dostlarının sıkıntı ve sancılarına derman mesabesindedir. Namaza alışan ve onunla ruhlarını besleyen insanlar ona asla doymazlar. Namaz insan ruhunu okşayan, onu feraha kavuşturan bir özellik taşır. Hz. Peygamber dünya meşgaleleriyle yorulduğu ve sıkıldığı zamanlarda: "Ey Bilal, kalk da bizi ferahlandır/ferahlat!" (Ebû Dâvûd, Edep, 78; İbn Hanbel, V/364, 371) Yani haydi, ezan oku da namaz kılalım, buyururlardı. Namaza çağrı olan ezanda “hayye ale’l-felâh” “haydi felaha, haydi kurtuluşa” denmesi de bu hakikate işarettir.

Bütün ibadetlerde olduğu gibi namaz ibadetinin de maksadına uygun bir şekilde ifası gereklidir. Namaz ibadetinin içini doldurabilmek, namaz ruhuna erebilmek ve onu muhafaza etmek önem arz eder. Bu noktada namazı beden ve ruh birlikteliği ile eda keyfiyetine dikkat çeken Mevlana’ya kulak verelim: “Biri, Tanrı’ya namazdan daha yakın olan bir şey var mıdır, diye sordu. O şöyle cevap verdi: Hem namaz vardır, ama namaz yalnız bu suretten ibaret değildir. Bu namazın kalıbıdır. Çünkü bu namazın başı sonu bellidir ve vardır. Başı sonu olan her şey ise kalıptır. Tekbir namazın başı, selam ise onun sonudur. Bunun gibi şahadet de yalnız dilleriyle söyledikleri şey değildir.” (Mevlâna, Fîhi Mâfîh, s, 19-20)

“Onlar, namazlarına devam ederler” (Meâric, 23) ayetindeki namaz, ruhun namazıdır. Sureten, şeklen kılınan namaz geçicidir, devamlı olmaz. Çünkü ruh, deniz âlemidir, sonsuzdur. Cisim ise deniz kıyısı ve karadır, sınırlı ve ölçülüdür. İşte bu yüzden devamlı namaz ancak ruhun namazı olabilir. Ruhun da rükûsu, secdesi vardır, fakat bunları açıkça şekille göstermek lazımdır. Çünkü mananın suretle bağlılığı vardır. İkisi bir olmadıkça fayda vermezler. Bu devamlı olan namaz, bütün gün kıyam, rükû ve sücud değildir. Bundan maksat, namazda insanda olan o haldir. İşte bu hal daima seninle bir olmalı. Uykuda olsan, uyanık bulunsan, yazarken, okurken ve bütün hallerde Tanrı’nın zikrinden uzak olmazsın. İşte devamlı namazda olmak budur. (Mevlâna, a.e.s, 221-222, 267-268)

Bizi kötülüklerden alıkoyan namaz kalp huzuru ile kılınmaya çalışıldığında iç rahatlığı ve iç huzuru hissedilebilir. Mümin namazda âdeta sudaki balık gibidir, namazla hayat bulur. Kanatlanır onunla ilahî huzura ve tabii ki bu âlemden hiç çıkmak istemez. Namaz kılmak ve onu hakkıyla eda edebilmek de ayrı bir şükür vesilesidir. Bu manada namaz kılabilen ve namaza daim olanlar bunun için de Rablerine şükür etmelidirler.

Namaz vuslattır. Varlar varı ile buluşmaktır. Namazı dosdoğru kılmak, onu “ikame” etmek gerekir. Bu minvalde iftidah tekbiri ile birlikte dünyalık namına ne varsa geride bırakarak gönlünü yalnızca Rabbine vermelidir. Namaza başlamadan önce ruhi anlamda bir ön hazırlık yapmalı, seccadeyi serdiğinde O’nun huzuruna durduğunu, o an Rabbin huzuruna çıkmak için hareket ettiğini akla getirmelidir. Azamet sahibi Yüce Allah’ın huzuruna çıkabilmenin ne kadar büyük bir bahtiyarlık olduğunu hatırlamalıdır. Ayrıca tadil-i erkâna riayet etmeli, namazda okunan sure, ayet ve duaların anlamlarını ezberlemeli ve onlar üzerinde tefekkür etmelidir. Bu sayede namazdan elde edilecek manevi haz ve lezzet de artacaktır.