Makale

Aile okulunun ders ortamı Sofra

Aile okulunun ders ortamı
Sofra

Mustafa Suna
Sarıcakaya İmam-Hatip Lisesi


Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’i oluşturan sureleri isimlendirirken, herhalde gelişigüzel seçmemiştir. Sanki dikkatleri; belli kavramlara, olaylara, şahsiyetlere, hayat gerçeklerine, hayatın tüm alanlarına, sosyal guruplara ya da elest bezmiyle başlayan, insanın zamanda yolculuğunu oluşturan temel unsurlara yoğunlaştırmak istemiştir. Çok çarpıcı ve dikkat çekicidir sure isimleri. Bunlardan biri de; "Maide" suresidir, yani, "Sofra".

Acı tatlı bütün paylaşımlar sofra etrafında gerçekleşir. Buluşma amacına göre isimler verilir: Düğün yemeği, sünnet yemeği, asker yemeği, mevlit yemeği, iş yemeği, taziye yemeği, bayram yemeği gibi.

Tanışma toplantıları, buluşma toplantıları, bütün toplantılar hemen hemen sofra merkezli yapılır. Sabah ve akşam sofraları, sanki aile şûrası gibidir. Bütün aile fertlerini buluşturan, problemlerin görüşüldüğü, bugün yapılan; yarın da yapılacak olan işlerin değerlendirilip, aile ile ilgili kararların alındığı, aile bütçesinin oluşturulduğu ve "aidiyet duygusu"nun geliştiği; "ben" değil, "biz" anlayışının benimsetildiği, kıt ya da bol imkânları bölüşmenin tadına varıldığı, bencilliğin değil, fedakârlığın ön plana çıktığı, "kolektif bilinç" kavramının beyinlere yerleştirildiği, özetle; gönüllerin bir noktada birleştiği zaman dilimidir sofra.

Toplumları güçlü kılan, "aidiyet duygusu”dur. Cisimlerin sağlamlığı, darbelere, ağır yüklere karşı dayanma gücü, o cisimleri oluşturan molekül bağlarının gücüyle doğru orantılıdır. Dağcıların kullandığı, kaya çatlaklarına girebilen, ip, incecik metaller, çok ağır yükleri çekebilmektedir, incecik paraşüt ipleri, yüz kilolarca ağırlığa dayanabilmektedir. Nice kalın metaller, ipler aynı dayanıklılığı gösterememekte, kırılmakta, kopmaktadır; çünkü molekül yapıları güçlü değildir.

Toplumu oluşturan en küçük birim, ailedir. Aile yapısı güçlü toplumlar, kırılmalara, çekmelere dayanıklı, çözülemeyen toplumlardır.

Ailenin gücü; "aidiyet duygusu"dur. Kişi, kendini, bir aileye, millî benliğe ait hissetmelidir. Bu duygu, işte, o, günde bazen iki, bazen üç kez kurulan sofralarda çocuğa verilir.

Çocuğun eğitimi, aile ortamında başlar. Konuşmayı, dinlemeyi, topluma uyum prensiplerini, görgü kurallarını, temizliği, tasarrufu, paylaşmayı, fedakârlığı, sevmeyi, sevilmeyi, saymayı, katılmayı hep aile ortamında öğrenir.

Sofra, sanki aile okulunun ders ortamıdır. Sabah ve akşam toplanmaları sofra sayesinde gerçekleşir. Akşama kadar olan, aileyi ilgilendiren olaylardan, ailenin bütün fertleri haberdar olur. Durum muhakemeleri yapılır. Stratejiler belirlenir. Olması muhtemel tehlikelere karşı tedbirler alınır.

Şefkat, korunma duygusu, güven duygusu, kişilik gelişiminin ana unsurlarıdır. Birçok pratik bilgi çocuk tarafından taklit yoluyla öğrenilir. Yemeğin başlangıcında çekilen "Besmele", sonunda söylenen “hamdele"ler; berrak, kirlenmemiş zihinlerin, "Rabb"e yönelmesini sağlar. Yapılan yemek duaları, fıtratta bulunan, Yüce Yaradan’a sığınma programını harekete geçirir, ilk görev alma sorumluluğu ve başarma hazzı, takdir edilme duygusunun tatlılığı, sofra hazırlama ve kaldırmalarda çocuğa tattırılır. Aile, ortak tatlarda buluşur.

Bir arkadaşımın hanımı, arkadaşım için: "Eve, lokanta diye yemeğe, otel diye yatmaya gelir" demişti.

Ne zaman ki; baba, anne, çocuk, evden ayak üstü atıştırıp çıkar, uzun iş seyahatleri, iç toplantıları, kahveler, kulüpler; babanın eve geliş-gidiş saatleri belli değildir; anne, konkende, otmakçılıkta, gezeklerde... Zamanında yemek hazırlamaz, sofrayı kuramaz, çocuklar; okuldan, oyuna, dershanelere, arkadaş partilerine dolaşırken zamanında evde bulunmaz, işte o zaman evler lokanta ve otelden farksız hale getir. Ortak tatlar kaybolur. Aile matematiğinin yerini, şahıs matematiği alır, kolektif aile bilinci yok olur. Her aile ferdi, mutfakta kendi tadını aramaya başlar. Yemek tercihleri değişir. Aile bütçesi, bu tercihleri kaldıramaz olur. Bedelini kazanmak için, vaktinden önce yuvadan uçmaya çalışılır; zira, "aidiyet duygusu" yok olmuştur. "Biz" değil, "ben" duygusu öne çıkmaya başlamıştır. Yuvadan; uçmayı öğrenmeden, kendilerini bekleyen tehlikeleri bilmeden, vaktinden önce yuvadan fırlayan yavruların, altta bekleyen kedilere, yılanlara, yukarıda, doğanlara vb. yem olduğu gibi yem olurlar. Aile çözülür, ahlaki değerler çöker. Toplumun yapısı da, ailenin çöküşüyle erozyona uğrar. Çimentosu içinden alınan binanın döndüğü moloz yığınına döner.

Bugün, Batı toplumları büyük bir ahlaki çöküntü yaşamaktadırlar. Evlilikler son derece azalmıştır. Beslenme alışkanlıkları, ayaküstü (fast-fod)dür. Nüfus ortalaması yaşlanmakta ve artış oranı düşmektedir. Aynı lokantada, aynı masada yemek yiyen karı-koca, bazen hesaplarını ayrı ödeyebilmektedir. Aile fertleri arasındaki dayanışma yük olmaya yüz tutmuştur. Fertler birbirinden habersizdirler. Anne ve babalarda yemek kültürü gelişmemiş, ortak tatlar oluşmamıştır.

Tarihin seyri içinde, aile yapısı sağlam toplumların çözülmediği; aile yapısı zayıf toplumların çözülüp, hâkimiyetlerini kaybettiği, asimile oldukları bir gerçektir.

Belki de; toplumun dinamikleri, kültür ve beraberinde, toplumu, tarihin derinliklerinden geleceğe bağlayan "sosyal şifre" aktarımı "sofra" kültüründe gizlidir. Yeter ki, "sofra”mızı kaybetmeyelim.