Makale

KUDÜS’ÜN ŞİİRİ ŞİİR’İN KUDÜS’Ü

KUDÜS’ÜN ŞİİRİ
ŞİİR’İN KUDÜS’Ü
Sümeyra ÇELİK

İnsan ile şehir birlikte yaşar. Şehir hayata çıkarken insan da yaşama dâhil olur. Bir de insanı yaşatan şehirler vardır. Harfleri ve heceleri ipe dizip bir gerdanlık gibi boynuna takan kadim şehir Kudüs gibi… Varlığa anlam dünyası yükleyip süsleyen Darüsselâm gibi… Yokluğuyla ruha mesken diye uçurum kenarı düşen Beytü’l-Makdis gibi…

Taş taş üstüne konulmaya başlandığı andan itibaren yeryüzü sahnesine çıkar bu kutlu şehir. Sonra tüm satırlar ve dizeler yarışır onu anmak için. Söz ve saz ilişir yanına ve yöresine otağ kurar. Tınılar ve heceler serpilir gökyüzüne. Bütün bunlar Kudüs içindir. Çünkü Kudüs’e hep edebiyat yaraşır. Yeryüzünden görülen gökyüzü kapısıdır Kudüs. Hangi kalem buna mürekkep damlatmak istemesin. Hangi fırça bir dokunuş vurmasın Zeytindağı’na. Ve mısralar sıraya girer hecelerden, vezinlerden asırlar önce. Böylece kutlu belde ciltlerce söyleyişten, ezgiden ve şiirden oluşur.

Edebiyatımız iki farklı dönemde iki farklı yönde Kudüs’ü ve Mescid-i Aksa’yı tema olarak seçer. İlk olarak klasik Türk edebiyatına “miraç hadisesi” ile girer Kudüs. Peygamberin (s.a.s.) yüceliş mekânı sahradan başlayıp arşullaha uzanır mirâciyyelerle. Ve böylece şiirin gökyüzü kapısı açılır Kudüs’te. Süleyman Çelebi Vesîletü’n-Necat adlı eserinde Peygamber kademinin Kudüs’e değme bahsine rastlanır:

Yolda çok dürlü acâ’ib gördü hem

Geldi Kuds’e irdi vu urdı kadem

Naatına Mescid-i Aksa ile başlayan Birrî Mehmed Dede de bu kervanın yolcuların dâhil olur. Miraç bahsi şöylece serilir dizelerine:

Sırr-ı sünhâne’l-lezî esrâ şeb-i mi’râcun

Remzidür ser-mest ider bu sır serâser dilleri

Zamanın ve zeminin değişimiyle Kudüs edebiyatının da teması değişir. On dokuzuncu yüzyıla gelindiğinde zulüm kokuları yayılır Kudüs’ten. Kan, acı ve gözyaşı eklenir Kudüs edebiyatına. Modern Türk edebiyatının müstesna konuları arasına girişi de eş zamanlıdır. 1969 yılında Mescid-i Aksa sabotaj sonucu bir Yahudi tarafından yakılınca Sezai Karakoç buna tepkisiz kalamaz. Diriliş dergisinde “Ey Yahudi” adlı şiirini yayımlar. Böylece bir farkındalık ve gündem oluşur edebiyat dünyasında. Sezai Karakoç, Kudüs’ü modern Türk edebiyatına dâhil eden kişidir. Karakoç yeniden diriliş için odak noktasının Kudüs’ten ve İslam şehirlerinin tümünden geçtiği bir yapı kurar. Ve iman coğrafyasının sinir uçlarını sınırlarla çizilemeyeceğini yeniden hatırlatır. Ona göre medeniyet tasavvuru birliği, dirilişin çıkış noktasıdır. Tabii ki Mescid-i Aksa’ya yapılan saldırı onun kutsiyetine halel getirmez. Ancak buna rağmen Müslümanların uyanmamış oluşunu eleştirir.

Ölüler gibi donmuş bizlere de

Belki Mescid’in ateşinden bir köz düşer de

Buzlarımız çözülür ey Yahudi!

İslam şehirlerini şiirlerinde anlatan Karakoç için Kudüs’ün yeri ayrıdır. Ve onun etkisiyle pek çok kişi Kudüs’ü işlemeye, yazmaya, çizmeye başlar. Sanatçılara ilham kaynağı olma yönü yine kan, acı ve gözyaşıdır. Bu sıralar da akan onca kana ve susan onca Müslümana rağmen geleceğe dair sessiz sedasız bir neslin geleceğinden ve diriliş neslinin yetiştiğinden bahseder Karakoç. Kudüs’te yitip giden insanı ve kutsal değerleri yeniden ihya etmeye çağırır.

Hiç görmediği büyük şehirlerde

Bir şey olacak biliyor ama ilerde

Bağdat’ta Şam’da Kudüs’te

Batı illerinde

Güneşin battığı yerlerde

Ama şimdi bütün bunlar ilerde

Yazdığı şiirle Kudüs şairi olarak tanınan Mehmet Akif İnan da bu kervandadır. Müslümanlara sesini duyurmak için Kudüs’te yaşanan zulme o da sessiz kalamaz. İzzetin yeniden Müslümanların olması ve silkelenip yeniden ayağa kalkması için düşülen yer olan Mescid-i Aksa’yı seçer.

Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde

Götür Müslümana selam diyordu

Dayanamıyorum bu ayrılığa

Kucaklasın beni İslam diyordu

Filistin de yaşanan drama tercümanlık eden bir diğer isim ise Cahit Zarifoğlu’dur. Eleştirisi, ilk kıble diyarında yaşananlara sessiz kalanlaradır. Kutsal beldelerdeki vahşetin, haksızlığın ve feryadın ulaştığı yeri bir şiirinde şöyle gösterir.

Gözüm baksın sadece

Ayrıntıları

Kıvrılıp kırılmış bilekleri

Kemikten yakılmış etleri

Kuma serilmiş cesetleri

Büyük ajansların yaydığı resimleri

Bir seyirci gibi görsün dursun

Bir kadın gibi ağlasın

Maruz bırakılan zulme karşı hiç bir şey yapmama seçeneğini kabul etmeyen Zarifoğlu birlikte hareket etme çağrısı yapar.

Farz et körsün olabilir

Elele tut

Taş al ve at

Kâfiri bulur

Kudüs davasında sessiz kalanın, zulüm yapanların suçuna ortak olduğunu ilan eden bir diğer şair ise Arif Aydır. Zulme sükûta razı olmaz ve Müslümanların tüm coğrafyalarda yaşadığı acıları tarihî, sosyal, kültürel ve politik bir problem olarak tanımlar. Kudüs’ün maruz bırakıldığı yalnızlığını anlatır.

Ben Kudüs

Şehr-i kadim

Uzun bir kışa erdim

Kubbetü’s Sahra’yla göğü çınlatır âhım

Kanla doldu mahsenlerim

Yahya’nın kanı

İsa’nın kanı

Kudüs, Türk edebiyatında bir temadan daha fazlasıdır. Kutsallığı ve tarihsel bağları ile her şeyden özel ve önceliklidir. Bu yüzden edebiyatımızda heceler ve dizeler dün olduğu gibi bugün de Kudüs’ten geçer. Direniş ve diriliş neslini Mescid-i Aksa’da bekleyen ruh kökleri, çağlar sonrasını haber verir. Güvercinler, bulutlara yüklü umutların süslediği gökyüzünde şairlerin dilinden Kudüs’e kanat çırpar. Ve şiir Kudüs’te yaşar.

Modern Türk Edebiyatında Kudüs ile özdeşleşen şairlerin başında Nuri Pakdil gelir. Kudüs, onun için bilincin, vicdanın ve sorumluluğun temelidir. Kudüs’ü savunmanın gerçek bağımsızlık olduğunu haykırır. Kudüs’e olan sevdası kelimelerinden ve gözlerinden dökülen Pakdil, Müslümanları sayfaları yırtılmış bir kitaba benzetir. Onun için Peygamber kademiyle şereflenen Kudüs her şeye rağmen umudun ve direnişin yeridir.

Tapınakla yürek arasında en canlı ilişki

Yüreğimiz sıkışınca

Anladık

el- Aksa’dan bir taş düşürülmüştür

Çocuk gülünce

Işır el- Aksa

el- Aksa bilir ki

Çocuk koyacak o taşı

Nuri Pakdil’e göre acı, gözyaşı ve ölümlere şahit olan annenin merhameti Kudüs’e gereklidir. Çünkü o merhamet direnir ve gerçek bağımsızlığı savunur. Kudüs’ün özgürlüğüne giden yolda umut annedir.

ANNELER VE KUDÜSLER

Tûr Dağı’nı yaşa

Ki bilesin nerde Kudüs

Ben Kudüs’ü kol saati gibi taşıyorum

Ayarlanmadan Kudüs’e

Boşuna vakit geçirirsin

Buz tutar

Gözün görmez olur

Gel

Anne ol

Çünkü anne

Bir çocuktan bir Kudüs yapar

Adam baba olunca

İçinde bir Kudüs canlanır

Yürü kardeşim

Ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin.