Makale

ZORLUKLARLA BAŞA ÇIKMADA TEVEKKÜLÜN ÖNEMİ

ZORLUKLARLA
BAŞA ÇIKMADA TEVEKKÜLÜN ÖNEMİ
Döndü DEMİRCİ
İstanbul Sultanbeyli Vaizi

Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde müminin temel özelliklerinden biri olarak zikredilen tevekkül, Allah’a (c.c.) inanmanın bir gereği olmasının yanı sıra insanın psiko-sosyal ihtiyaçları içerisinde de önemli bir yere sahiptir. Modern yaşamın getirdiği hızlı hayat temposu, maddi manevi kaynakların hoyratça tüketimi, hayata ve olaylara yönelik seküler ve determinist bakış açısı insanları özünden uzaklaştırmakta, Allah’la arasını açmakta ve kişiyi mutsuz etmektedir.

Günümüz insanı geleceğe yönelik yoğun endişe ve kaygı yaşamakta, bu duygularla başa çıkabilmek için sürekli mücadele etmekte ve geleceği kontrol altına almaya çabalamaktadır. Özellikle içinde bulunduğumuz pandemi süreci ve yaşanan sosyal izolasyon, hastalık, sıkıntı hâlleri, kuraklık, sel, yangın gibi afetler insanların kaygı düzeylerini oldukça yükseltmiş ve pek çok psikolojik hastalığa kapı aralamıştır. Kendini güvende hissedebilmek için her şeyi kontrol altına alma, bilinmeyen ve belirsiz olana karşı tahammülsüzlük, insanların iç dünyasında gerilim ve çatışmalara sebebiyet vermekte, bu da kişileri mutsuz etmektedir. İşte bu huzursuzluk ve stresle baş etme, korku-ümit dengesini kurabilme, sakin, soğukkanlı olabilme noktasında önemli bir erdem olarak tevekkül ve teslimiyet karşımıza çıkmaktadır.

Her iş ve oluşta Allah’ı (c.c.) vekil kılma manasına gelen tevekkül; Allah’a güvenmek anlamındaki “vekl” kökünden türemiştir. Birinin işini üstüne alma, birine güvence verme, birine işini havale etme, ona güvenme anlamlarına gelmektedir (TDV İslam Ansiklopedisi, Tevekkül Mad.). Esasen tevekkül; karşılaşılan herhangi bir durum karşısında kişinin elinden gelen tüm çabayı sarf ettikten sonra, sonucu Allah’ın irade ve takdirine bırakması ve O’ndan gelene razı olması hâlidir. Bu yönüyle tevekkül bir yaşama biçimidir. Olayları anlama ve anlamlandırma, hayata yön verme açısından motive edici, vazgeçilmez bir değerdir.

Tevekkül, daima Allah’la beraber olma ve yol alma hâlidir. Derin bir iman ve sonsuz bir güvenin sonucudur. Kur’an-ı Kerim’de peygamberlere ve müminlere hitaben zor ve sıkıntılı zamanlarda ve inkârcılara karşı mücadelede sabırlı olmaları ve daima Allah’a tevekkül etmeleri tavsiye edilmiştir. Nitekim bir ayetinde Yüce Allah; “Buna rağmen yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter, O’ndan başka ilah yoktur, ben yalnız O’na güvenip dayanırım; O, büyük arşın sahibidir.” (Tevbe, 9/129) buyurmuştur. Gazali’ye göre tevekkülün aslı imandır. Tevekkül, var olan her şeyin gerçek yapıcısı ve yaratıcısının Allah olduğu inancına dayanır (İḥyâʾ, IV, 243, 245, 247). Böyle olunca insan, yaptıklarının ve başına gelenlerin tek faili ve müsebbibi olarak kendini görmez. Allah’ın irade ve takdirini her zaman hesaba katar. Görülenlerin ötesinde olayların iç yüzünün farklı olabileceğini, Allah’ın sonsuz ilmiyle her şeyi kuşattığını, kişinin tek başına yeterli olamadığını düşünür, bunun sonucunda ümitsizliğe ve hayal kırıklığına uğramaz.

Tevekkül, yalnız inançla ilgili bir durum değildir. Amelle yani davranışla ve davranışın sonucuyla da bağlantılı, aktif bir süreçtir. Bir şeyi başarmak istediğimizde, önemli bir işe karar vereceğimizde, hastalık ve sıkıntı hâlinde Allah’a sığınmak; hem işin başlangıcında hem oluş esnasında hem de sonunda Müslüman’ın takınması gereken bir tavırdır. Yani başlangıçta kişi, Allah’a (c.c.) güvenip dayandığı kadar, elinde olan tüm imkân ve fırsatları sarf ederek sürece devam etmeli, sonuç ne olursa olsun başına gelene razı olmalıdır. Hz. Peygamber’e (s.a.s.) kamu işlerinde çevresindekilerle istişare etmesi öğütlenmiş, ardından “…karar verince de Allah’a güven, doğrusu Allah kendisine güvenenleri sever.” (Âl-i İmrân, 3/159) buyrulmuş, Talâk suresinde de Allah’a tevekkül edenlere O’nun kâfi geleceği ve Allah’ın mutlaka emrini yerine getireceği (Talâk, 65/3) bildirilmiştir. Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.): “Şayet siz gereği gibi Allah’a tevekkül etmiş olsaydınız, tıpkı sabahleyin kursakları boş olarak çıkıp akşam doymuş bir şekilde dönen kuşların rızıklandırıldığı gibi sizler de rızıklandırılırdınız.” (İbn Mâce, Zühd, 14) buyurması tevekkül etmenin başından sonuna kadar aktif bir süreç olduğunun önemli bir göstergesidir.

Tevekkül, bütün sebeplerin ve tedbirlerin üzerinde nihai belirleyici irade ve gücün Allah’a ait olduğu yönündeki inanç ve şuur hâlidir. Hasan-ı Basri’ye göre: “Tevekkül rızadan ibarettir.” (Ebû Tâlib el-Mekkî, II, 8). İbn’l Cevzi ise: “Tevekkül, kulun kendi gücünü aşan hususlarda işin sonunu Allah’a havale etmesidir.” der. Bu inanç sayesinde kul, elinden geleni yaptıktan sonra, sonucun olumlu olması durumunda kendine aşırı güvenmekten ve her şeyi kendine mal etmekten korunduğu gibi olumsuz durumlarda da Allah’ın yaratmış olduğu her şeyde bir hayır ve hikmet olacağı düşüncesiyle kendini ve sebepleri suçlamaktan kaçınır. Tüm bunların sonucunda ise iyimser ruh hâlini korumayı, ümitvar olmayı sürdürür ve mutlu bir şekilde hayatına devam eder.

Tevekkül bilincinin insan hayatı üzerinde pozitif yansımaları görülmektedir. Psikiyatr Kemal Sayar’a göre “Hayatı kontrol altına alma düşünce ve duygularına bağlı olarak ortaya çıkan belirsizlik durumu, insanın yoğun anksiyete yaşamasına sebep olabilir. Bu noktada kişinin kendi sınırlarını bilmesi, gücünü fark etmesi ve güçsüzlüğünü idrak etmesi gerekmektedir. Bu gereklilik sonucu tevekkül, insanı özgür ve bağımsız kılan, ruh sağlığını koruyan ve ona huzur veren bir destek sistemi olarak karşımıza çıkmaktadır.” Din psikolojisi ve son zamanlarda pozitif psikoloji alanında yapılan çalışmalar sonucunda tevekkülün kabullenmeyi kolaylaştırdığı, öfke kontrolüne olumlu etki ettiği, kişiler arası iletişimi pozitif kıldığı, sabretmeyi ve iyimser düşünmeyi teşvik ettiği, sakinlik ve huzur verdiği, bencillik ve hırstan koruduğu, insanın bakış açısını genişlettiği ve benlik saygısını artırdığı belirtilmektedir. (Şahin. M, 2018, Dinî Bir Değer Olarak Tevekkül Yöneliminin Psikolojik Sebep ve Sonuçları Üzerine Bir Araştırma, Doktora Tezi)

Tevekkül; güven, ümit, azim, gayret, sebat, rıza, teslimiyet duygu ve hâlleriyle iç içedir. Güven ve ümit olmadan tevekkül gerçekleşemeyeceği gibi azim, gayret, sebat ve rıza olmadan da tevekkülden bahsedilemez. Bir defasında Hz. Peygamber (s.a.s.), iki kişi arasında hüküm vermişti de bunlardan aleyhine hüküm verilen adam dönüp giderken “Allah bana yeter. O, ne güzel vekildir.” dedi. Bunu duyan Hz. Peygamber (s.a.s.) de: “Allah ihmalkârlık ve gevşeklikten hoşlanmaz. Senin akıllı davranman gerekir. Fakat artık yapacağın bir şey kalmadığı zaman, bana Allah yeter, O, ne güzel vekildir, de.” şeklinde tavsiyede bulunmuştu. Tevekkül ve teslimiyet olumlu bakış açısı geliştirmenin yanında olumsuz düşünce, duygu ve davranışlardan da uzaklaşmayı gerektirir. Mevlana Celaleddin-i Rûmî, “İnsanın Allah’a tam bir güven ve tevekkül hâli içerisinde olabilmesi için dünya sevgisi, kibir, haset, hırs, tamah, öfke, tûl-i emel ve mal düşkünlüğü gibi duygulardan gönül dünyasını uzak tutması gerektiğini, aksi takdirde bu duyguların tevekküle engel olacağını öngörmektedir.” Bu sebeple imanla birlikte güzel ahlaka sarılmak ve salih amellerde bulunmak gereklidir. Cenab-ı Allah (c.c.) hepimizi kendisine tam bir samimiyetle inanıp, güvenen ve teslim olan kullarından eylesin.