Makale

OTOMOBİL UÇAR GİDER

OTOMOBİL UÇAR GİDER

Süreyya MERİÇ

"Otomobil uçar gider/ Ömrüm gibi geçer gider/ Ben talihin peşindeyim/ Talih benden kaçar gider” Sözlerini Vecdi Gönül’ün yazdığı, bestesi Münir Nurettin Selçuk’a ait olan bu eser, gramofonlardan yükselirken henüz otomobiller caddelerde 30 km/h ile gidiyordu. Günümüze nazaran pek hızlı sayılmasa da o dönemde uçup giden ömrü ifade etmek için daha iyi bir örnek yoktu sanırım.

Otomobil aslında yeni bir kavramdı Anadolu insanı için. Henüz araba denilmiyordu otomobillere. Zira hafızalarda hâlen daha atların çektiği kupa arabaları vardı. Faruk Nafiz Çamlıbel şiirinde gördüğümüz atlı arabalar geliyordu hayale: “Yağız atlar kişnedi meşin kırbaç şakladı/ Bir dakika araba yerinde durakladı”

Recaizade Mahmut Ekrem’in meşhur eseri “Araba Sevdası” da bu atlı arabaları diline dolamıştı. Eskiden sadece devlet erkânının imtiyazında olan at arabaları Tanzimat’la birlikte yaygınlık kazanmış, hâli vakti yerinde olanlar için kupa arabaları âdeta bir tutkuya dönüşmüştü. Ancak asıl değişim otomobillerin boy göstermesiyle başladı.

Otomobillerin vatan toprağına girmesiyle birlikte bu yeni icat bir statü göstergesi, zenginlik alameti olarak yerini aldı. İlk motorlu taşıtın İstanbul’da seyri 1902 yılına rastlar. II. Meşrutiyetle birlikte otomobil artık sokaklarda da dillerde de boy gösterir. Çok değil on yıl içinde memleket sathına yayılır.

Şimdi makarayı direksiyonun kırıldığı o ana saralım. Bu otomobiller ne zaman ve nasıl icat edildi dersiniz? Otomobilin icadı diğer teknoloji ürünlerinin icadına benzer şekilde kolektif bir yapı arz eder. Nasıl ki bilgisayarın, daktilonun icadında dünyanın farklı bölgelerinde bilim insanlarının yaptıkları birbirinden bağımsız çalışmalar söz konusuysa otomobil için de benzer bir durum geçerlidir. Yaklaşık yüzyıllık bir süreçte dünyanın dört bir yanında ortaya çıkan buluşların ortak bakiyesi bugün caddelerde, sokaklarda gördüğümüz otomobillerdir. Otomobillerin tarihi, buharın enerji kaynağı olarak kullanılmasıyla birlikte başlar ve petrolün yakıt tanklarıyla buluşmasıyla devam eder. 1698 yılında İngiltere’de dünyanın bilinen ilk buharlı makinesi icat edilir. 1769’da Fransız mühendis Nicolas Joseph Cugnot herhangi bir müdahaleye gerek kalmadan hareket edebilen bir araç yapar. Amerikalı Oliver Evans ise aynı yıllarda yolcu taşıma aracıyla bir makine üretmeyi başarmıştır.

Otomobilin ulaşım sektöründe çığır açtığını söylemek sanırım abartı olmaz. Tabii ulaşımda yaşanan bu büyük ilerleme beraberinde sosyal ve kültürel değişimleri de getirir. 19. yüzyıl büyük atılımlarla gelir, İngiltere’de başlayan sanayi inkılabı büyük bir küresel dönüşümü de başlatır. Birkaç kişiyi taşıyabilen araçlar artık hayal olmaktan çıkar, 1830’larda 14 yolcu taşıyabilen buharlı otobüsler boy gösterir.

2. Dünya Savaşı’nın akabinde en etkili endüstri kollarından biri otomotiv sektörü olur. Öyle ki büyük devletler otomotiv endüstrisinde yaptığı atılımlarla dünya ekonomisine yön verirler. Ya da şöyle de denilebilir, dünya ekonomisinde ben de varım demek için devletler otomotiv sektörüne yatırım yapmaya başlarlar.

Kökleri kadim bir mirastan beslenen genç Türkiye de otomotiv sektörüne adım atmaya niyetlenir. “Yerli Otomobil” bir sevdadır ve bu sevdanın çerağı 1961’de alevlenir. Eskişehir’deki Cer Atolyesi’nde hummalı bir çalışmayla ilk yerli otomobil üretilir ancak talihi pek de yaver gitmez. 1966’da bu defa Anadol ile umutlar tekrar yeşerir, zira Anadol, yarı yarıya da olsa yerlidir.

Günümüzde farklı enerji kaynaklarına yönelimler başlasa da otomobilleri besleyen asıl kaynak hâlâ petroldür. 20. yüzyılla birlikte artık çevre kirliliğine bir kalem daha eklenir: egzoz. Şimdilerde elektrikli otomobiller çevre kirliliğine çözüm önerisi sunuyor. Elektirikli otomobillerin yaygınlaşması havamızı değiştirecek. Tabii bir yandan da otomotiv sektörü ilerleyen yıllarda ne tür yeniliklerle karşımıza çıkar merakla bekliyoruz.