Makale

ÇOCUĞUMUN YETENEĞİNİ NASIL GELİŞTİREBİLİRİM?

ÇOCUĞUMUN YETENEĞİNİ NASIL GELİŞTİREBİLİRİM?

Asuman Düzgün
Eğitimci

Günlük hayatın içinde zaman zaman bazı insanların, mesleklerini sorguladıklarına şahitlik ederim. Tekrar geçmişe dönsem şu yönde bir iş yapardım, diyerek son zamanlarda fark ettikleri ilgi ve yeteneklerine yönelik bir meslek ismi söylerler. O zaman, hayata gecikmiş ve uyum sağlamakta zorlanmış biriyle karşılaşmanın hüznü kaplar içimi. Bazısının yeniden başlamak için küçük bir cesarete ihtiyacı vardır. Bazısı ise çoktan emekli ilan etmiştir kendisini. Bazen de işini büyük bir aşkla yaparak mucizeler ortaya koyan insanlar çıkar karşıma. Onları daha yakından tanıdığımda Yaradan’ın kendilerine bahşettiği kabiliyetleri, gayret kamçısıyla besleyen kişiler olduklarına tanık olurum.

Bu manzara karşısında şöyle bir soru soralım kendimize: Acaba yeteneği doğrultusunda mesleğini icra eden insanların iş performansları ve mesleki doyumları ile hasbelkader bir işte çalışan kişilerinki aynı olabilir mi? Galiba bu sorunun cevabı, ilerlemiş yaşlarında kendilerini ancak tanıyabilen insanların “keşke”lerinde yatıyor. Bizler biliyoruz ki fark edilmeyen herbir kabiliyet; kaybedilmiş nitelikli bir iş gücü, heba olmuş bir enerji ve zaman kaybıdır. Yeteneği doğrultusunda yetiştirilmeyen her bir çocuk ise, israfın en büyüğü olan insan israfıdır diyebiliriz. Çocuklarımızın içlerindeki hayat enerjilerini hiç kaybetmeden geleceğe umutla bakabilmelerinde ve kendilerini gerçekleştirmelerinde onlara bu yönde yapılacak kılavuzluk hayati bir önem taşıyor.

Yetenek dediğimiz şeyin bir kimsenin bir şeyi anlama veya yapabilme niteliği, kabiliyeti olarak tanımlandığını görüyoruz. Yeteneğe bir bakıma her insanın doğuştan getirdiği kendini ifade ediş şekli de diyebiliriz. Gün yüzüne çıkmak için sürekli kanal arayan ve fark edilip değerlendirildiğinde ise kişiye yaptığı işlerde fark attırarak eşsiz keyif veren bir motivasyon kaynağı.

Ebeveynler çocukları ile ilgili yaşadıkları herhangi bir sorun için benimle görüşmeye geldiklerinde, genelde evdeki diğer çocuklarla ilgili “Hocam ikisini de ben büyüttüm ama bu çocuğum farklı.” diyerek bir gerçeği ifade ederler. Bu gerçek, her çocuğun doğuştan genetik mirası ile getirdiği mizacının birbirinden farklı olduğudur. Her çocuk; kendine özgü düşünmesi, hissetmesi ve insanlarla etkileşime girme şekliyle birer kar tanesi gibidir. Nasıl ki kar tanelerinin her birinin şekli birbirinden farklıysa her insan da birbirinden farklıdır. Her bir âdem, başka bir âlem diyebiliriz. Allah’ın, yarattığı her varlık üzerinde murat ettiği bir amaç var. Ve O, yarattığı her canlıyı da varoluş gayesine uygun özelliklerle donatmıştır. Balıkların yüzmesi, kuşların uçması gibi. Bizler, yaratılış mizacına muhalefet ederek kuştan yüzmesini, balıktan uçmasını beklersek hem balığa, hem kuşa zulmetmiş oluruz. Parmak uçlarımızda taşıdığımız kişisel imza izlerinin biricikliği gibi, çocuklarımızın her birinin kendine özgü güçlü ve zayıf yönlerinin olduğunu kabul etmeli ve bu kabulü de davranışlarımızla çocuklarımıza hissettirebilmeliyiz. Çocuklarımızı bir başkası ile asla kıyaslamamalıyız. Her bireyi fotokopi makinesinden çıkan kopya gibi görmek ve ona öyle davranmak “Hepsi de ağaç değil mi!” diyerek bahçedeki farklı ağaçlara aynı bakımı yapmaya kalkışan bahçıvanın hâline benzer. Ki bu bahçıvanın yetiştirdiği ağaçlardan bazıları ölmeye mahkûmdur.

Çocuklarımızın yaratılıştan gelen özelliklerini ve yeteneklerini keşfetmek ve desteklemek yerine kendi kişisel beklentilerimizle çocuklarımıza yaklaşmak, var olanı kabul etmemektir. Bir çocuk için ebeveyni tarafından kabul edilmemek, onun bedeninden ruhunu ayırmak gibi bir şeydir.

Çocuklarımızın var olan potansiyellerini desteklemek için işe onları tanıyarak başlayabiliriz. Her yaş düzeyini karakterize eden belirli gelişimsel görev ve beceriler vardır. Çocuğumuzun yaş gelişim özelliklerini bildiğimizde normal ve anormal olanı da ayırt edebileceğiz. Şayet becerisi gelişim döneminin üzerinde veya altında ise hemen dikkatimizi çekecektir. Böylelikle çocuğumuzun hangi alanda farklı olduğunu gözlemleyebiliriz. Gözlem yaparken dikkat etmemiz gereken noktalar ise şunlar olmalı: Çocuğumuz hangi alanda üretkenliğini kullanıyor? Hangi işle meşgulken gözleri parlıyor ve bundan keyif alıyor? Onların mutlu oldukları anları görmek ve gözlemlemek için farklı ortamlar hazırlamamız işimizi kolaylaştıracaktır. Günümüzde çocukların yeteneklerini keşfedecekleri imkânlar fazlasıyla arttı. Özellikle son yıllarda okullarda kurulan beceri atölyeleri bu konuda hayati öneme sahip. Sadece müzik, spor değil; robotik kodlamadan mutfakta yemek hazırlamaya kadar geniş bir yelpazede açılan bu beceri atölyelerinde çocuklar, kendi yeteneklerini fark etme ve geliştirme imkânına sahipler. Farklı atölye ve kurslarla bilgi ve becerilerini deneyimleme fırsatı buluyorlar. Böylelikle yüzeysel ilgilerden ziyade, ileride derinleşebilecekleri alanlar hakkında bilgi sahibi oluyorlar. Çocuğumuzun yeteneğini keşfedelim derken; onu kurslardan kurslara koşuşturmayı da kastetmiyoruz. Çocuğun içsel olarak mutlu olacağı bir faaliyetin içinde olması, bütün enerjisini o alana yönlendirmesi adına daha değerlidir. Eş güdümlü birçok kursa yönlendirilen çocuklar, yorgun ve dağınık olabiliyorlar. Bir kurs/atölye neticelendikten sonra başka bir kursa veya atölyeye yönlendirilebilir. Bir işte sebat göstermek, başarı ve becerinin ortaya çıkmasında önemli bir faktördür. Çocuğun sebat etmesi için motivasyon, hedef ve iç disiplin kavramları üzerinde durulması gerekiyor. Küçük küçük yapılan kazı çalışmalarında ancak çukur açılabilir. Bir yerde kuyu açmak ve suya ulaşmak istiyorsak derinlere inmemiz gerekir. Amaç, her alanda yetenekli çocuk yetiştirmek değil, çocuğun kabiliyeti yönünde yeteneğinin geliştirilmesi olmalı.

Küçük yaştaki her çocuk, sınırsız bir merak duygusuyla dünyayı keşfetmeye çalışır. Çocukları merak duyduğu konularda desteklemek, onların girişimcilik yönlerini besleyecektir. Yine merakla sordukları soruları, geçiştirmeden cevaplamalıyız. Velev ki sordukları sorunun cevabını bilmiyoruz, o zaman “Birlikte araştıralım.” diyerek hem onu araştırmaya yönlendirmiş hem de sonrasında konuşabileceğimiz bir konu belirlemiş oluruz. Yine çocukların bu merak duygularının körelmemesi için evde kullanılmayan bazı aletleri ve eşyaları karıştırıp incelemelerine izin vermeliyiz. Bu incelemeler çocukların yeni hobiler edinmelerine kapı aralar. Yeteneklerin keşfinde hobilerin çok büyük önem taşıdığını düşünüyorum. Yine bu atıl eşyalarla yeni oyuncaklar oluşturup yeni oyunlar kurabilirler. Bu durum, onların gizli kalan yönleri hakkında bize ipucu verir. Deneyim fırsatları, yetenek ve zekânın şekillenmesinde önemli bir etkendir.

Bazen de çocuğun girişimciliğini engelleyen anne baba tutumları görürüz. Aşırı korumacı tutum sergileyen ailelerde çocuğa kendisini keşfetme imkânı verilmez. Zarar görebileceği endişesi ile çocuğun yapabileceği sorumlulukları da aileleri yaparlar. Böylece çocuk bir fanusun içinde çok az uyaranla hayatı tanımaya çalışır. Yine bazı mükemmeliyetçi ebeveyn tutumlarında ise çocuğun hata yapmasına ve o hatadan farklı deneyimler çıkarmasına müsaade edilmez. Çocuk bir şeyi severek yapıyorsa sonuç bizim istediğimiz gibi olmasa da gayreti ve o işteki şevki için onu destekleyip takdir edebilmeliyiz. Burada Beethoven’ın bir sözünü aktaralım: “Yanlış nota çalmak önemsizdir; tutkusuz çalmak ise affedilmez.” der. Eğer amacımız çocuğumuzun yeteneğini ortaya çıkarmaksa düşüp kalkmalar, sürçmeler onu geliştirecektir, kabiliyetinin ortaya çıkmasına yardımcı olacaktır. Gücünün üzerindeki beklenti, çocuğun kendini değersiz hissetmesine aynı zamanda girişimciliğinin de körelmesine neden olacaktır.

Allah insanın içine bir sandık dolusu ilgi ve kabiliyet tohumu gizlemiştir. Hepsi birbirinden değerli bu ruşeymler, maharetli bir ele denk gelirse veya uygun bir ortam oluşturulursa yeşerir, dal budak salar. Aksi hâlde gizli bir hazine gibi üstü kapalı bir şekilde öylece kalırlar.