Makale

BUGÜN BİR MUCİZE (!) DAHA GERÇEKLEŞTİ

BUGÜN BİR MUCİZE (!) DAHA GERÇEKLEŞTİ

Fahri SAĞLIK
Karesi Müftüsü

Mucize kelimesi günlük hayatta sıklıkla mecazi anlamda kullandığımız dinî terimlerden bir tanesidir. İzmir depreminde göçük altından saatler sonra kurtarılan her depremzededen sonra “Bir mucize daha gerçekleşti.” diyerek sevincimizi dile getirdik. Her kurtuluş, alınan her nefes, hayata dönen her can bir mucize olarak düştü ekranlara ve yüzümüzü güldürdü. Öyle ki saatler geçip göçük altında kalanların yaşama ümitleri giderek tükendiğinde ülke olarak dualarda buluştuk, âdeta bir mucize bekledik.

Peki mucizenin gerçek anlamına bakarsak ne görürüz? Aslında dinî bir terim olan mucize günlük hayatımıza nasıl girdi? Arapça kökenli olan mucize kelimesi sözlükte “aciz bırakan, güçsüz kılan, karşı konulmaz, harika olay” anlamlarına gelir. Terim olarak peygamberlik iddiasında bulunan zattan beklenen, insanların benzerini meydana getirmekten aciz kalacakları, tabiat kanunlarının aksine olarak zuhur eden harikulade olaylardır. Mucizenin asıl maksadı, peygamberin nübüvvet davasını ispat ve doğrulamaktır. Herhangi bir olayın mucize olabilmesi için onun peygamberlik görevi verilmiş bir kimsenin elinde zuhur etmesi gerekir. Mucize gerçekte Allah’ın fiilidir, “peygamber mucizesi” denilmesi de mecazidir.

Mucizede asıl olan, olayın peygamber aracılığıyla olması, tabiat kanunlarının çok üstünde ve onlara aykırı olması, iddiaya uygun olarak ortaya konulması, bir yalanlama ya da inkârdan sonra meydana gelmesi ve insanoğlunun aciz kaldığı bir olay türünden gerçekleşmesidir. Diğer taraftan peygamberlere bahşedilen mucizeler, bir yönüyle imanın temel esaslarından olan nübüvvetle, diğer yönüyle de vahiy ile alakalıdır. Dolayısıyla mucizeye inanmak gerekir. “Onlar hâlâ, ‘Rabbinden ona bazı mucizeler indirilmeli değil miydi?’ diyorlar. De ki: Mucizeler yalnız Allah’ın katındadır; ben sadece bir uyarıcıyım.” (Ankebût, 29/50)

Sürekli gözlemlediğimiz ve bu nedenle değişmez sandığımız tabiat kanunlarını var eden yüce Allah’tır. Allah bu kanunları dilediği zaman peygamberleri vasıtasıyla değiştirebilir. Bu değişiklik bir mucizedir. Bu durumda mucizenin vukusu için akli bir engel yoktur. Aksine akıl, mucizenin meydana gelmesini nakilden (ayet ve hadisler) aldığı bilgilerle kabul eder.

İslam âlimleri Hz. Muhammed’in (s.a.s.) nübüvveti esnasında ortaya koyduğu mucizeleri, akli, hissî ve haberî olmak üzere üç şekilde sınıflandırmıştır. Akli mucizeye en büyük örnek Kur’an’dır. Çünkü Kur’an her çağdaki akıl sahibi insana hitap eden, akıllara durgunluk veren, başkalarının benzerini meydana getirmekten aciz kaldıkları büyük ve ebedî bir mucizedir. Bu gerçek, Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade edilir: “Eğer kulumuza indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye düşüyorsanız haydi onun benzeri bir sure getirin, eğer iddianızda doğru iseniz Allah’tan başka şahitlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın.” (Bakara, 2/23) Hz. Peygamber (s.a.s.) de Kur’an’ın en büyük mucize olduğunu bir hadisinde şöyle ifade etmiştir: “Bütün peygamberlere, kendi dönemlerinde yaşayan insanların iman edeceği birtakım mucizeler verilmiştir. Hiç şüphesiz bana ihsan edilen en büyük mucize, Allah’ın bana vahy ettiği Kur’an’dır.” (Buhârî, İ’tisâm, 1)

Kur’an mucizesi yanında hissî mucize olarak Hz. Peygamberin nübüvvet mührü, Ay’ın ikiye bölünmesi, parmaklarının arasından suyun akması, bir ziyafet esnasında zehirlenmek istenince olaydan haberdar olması, bir hurma kütüğünün teessürünü inilti şeklinde duyurması vb. örnek olarak verilebilir.

Haberî mucizelere de Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Mekke’nin fethi ve meydana gelecek savaşlar hakkında, henüz vuku bulmadan önce verdiği haberler örnek olarak gösterilebilir.

Mucizeler, mucize gösteren kişinin peygamberliğini ispat etmekte, aynı zamanda normal yollarla onun peygamberliğine inanmayanlara da bir meydan okumadır. İnsanlar peygamberden gelen mesajı inkâr ederek mucize isterler. Mucize geldikten sonra onlar mucizeyi yalanlarsa arkasından ilahi ceza gelir. Nitekim birçok millet, mucizeleri inkâr ettikleri için helak olmuşlardır.

Özetle mucize gerçekte Allah’ın işidir. “peygamberin mucizesi” denilmesi, mucizenin onun aracılığıyla olması ve onun doğruluğunu göstermesi sebebiyledir. Mucize, peygamber aracılığı ile meydana gelir. Peygamber olmayan birinin gösterdiği olağanüstü hâllere mucize denilmez. Bizim gördüğümüz olağanüstü hâllere mucize deyişimiz mecazendir.